Karaözü Adına Yazılan Şiirler ve Türkü Sözleri
Önce Şair, Sonra Şiir İsimleri Üzerine Tıklamak Suretiyle İçindekileri Okuyabilirsiniz
Adsız Ozan
- Karaözü'm
"Karaözü", özüm benim,
"Karaözüm"m, "Karaözü"m.
Apaydınlık yüzün senin,
"Karaözüm"m,"Karaözü"m.
Söylenecek sözüm sensin,
Çalınacak sazım sensin,
Baharım ve yazım sensin,
"Karaözü"m,"Karaözü"m.
Umutların "çerağ"ısın,
Muhabbetin durağısın,
"Musahip"ler ocağısın,
"Karaözü"m,"Karaözü"m.
Şahruh'undan gelip geçtim,
Pınarından suyun içtim,
Kendime bir yaren seçtim,
"Karaözü"m,"Karaözü"m.
ADSIZ'ım;seni çok sevdim,
Hem sevdim, hem de sevildim,
Seni kardeş "sıla" bildim,
"Karaözü"m,"Karaözü"m.
01.03.2008
Adsız Ozan
Süleyman YAĞIZ
DSP İstanbul Milletvekili
Ahmet ARSLAN
- Karaözü
AHMET ASLAN
- İKİ CAN (23 Ocak 2010 tarihinde eklenmiştir)
Taşar gider Purkaya’dan iki can
Yükünü sırtlamış, çanta elinde
Gönlünü bırakmış dostun ilinde
Özlem yatağında, sevgi selinde
Çoşar gider Purkaya’dan iki can.
Işık ışık, iplik iplik dererek
Sevgi yumağından bir yol örerek
Bom boz kayalara hayat vererek
Yaşar gider Purkaya’dan iki can.
Her adım atışta yüreğim yanar
Göz kısılır, yol kısalır gün iner
Ardına bakmadan gediği döner
Aşar gider Purkaya’dan iki can.
Ahmet ASLAN
Eğitimci – Şair
Karaözü dergisinden alınmıştır: 2002
Alihan ERDOĞAN
- BAŞKADIR KARAÖZÜ
- KARAÖZÜ PEHLİVANLARI
Başkadır Karaözü bu yaz bütün yazlardan,
Canlar neşe yaratır gelmiş uzaklardan,
Yok yoktur geçmişteki manzaralardan,
Canlanır ortalık dört bir yandan,
Benzemiş özlemimiz düne,
Kimsem kalmadı, gelmemek için bahane,
Eş dost doldurmuş insanı bir tane,
Gören göze beldemiz şahane.
KARAÖZÜ CİVARI KARAKUCAK VE YAĞLI GÜREŞLER
Şiirde olayın güzelliğini yakalayabilmek için kahramanlarını iyi tanımamız gerekir. Kel Ali Pehlivan (Ali Erdoğan), Hamıs Pehlivan (Mustafa Işık) Deliküçük Işık pehlivan ( Hüseyin Işık). Ali, Hamıs ve Işık Pehlivanlar Karaözü’nün yetiştirdiği, o dönemin Kayseri, Sivas civarındaki köy, kasaba, kazalardaki düğün, nişan, sünnet ve turnuvalarda Başa soyunan ve bir çok ödülü kazanan en büyük üç pehlivanlarındandır Bu civarlarda onları tanımayan, ne yaman güreş tuttuklarını bilmeyen yoktur. Beş yaşındaki kaysıyı sökebildikleri , iki kişinin kucaklayamadığı hararları tek başlarına sırtladıkları görülmüştür. Üçü de dobra dobra konuşan, yaşayan, çalışkan, matrak, nüktedan, ısmarladıkları yenir, içilir, muhabbetleri neşeyle dinlenir, bonkör, sevecen …insanlardır. Aynı zamanda Hamıs ile Hüseyin Işık abi kardeş Ali de teyze çocuklarıdır.
Sızır’dan. Dilaver Pehlivan, Tekmen’den Tefik Pehlivan, Çukur’dan Karayılan, Çepni’den Rıfat Pehlivan. Bunlarda yaman güreşenlerdendir. Zaman zaman yıkıldıkları olduğu gibi rakiplerini yıktıkları da olmuştur.
KARAÖZÜ PEHLİVANLARI
Şenlenir Karaözü meydanı şenlenir
Düğün evi kurulmuş herkes eğlenir
Okuntu çıkarmış düğün sahibi
Gelmiş onyedi köyden ahali
.......................................
'' Maşallah'' alkışlarıyla meydana geldiler
Yükleri ağır omuzlarda kispetler
Analar doğurmuş nice koç yiğitler
Alana kol kol'a girdi güreşçiler
........................................
Er maydanı kurulmuş herkes eğlenir
Güreşeceklerden Hamıs, Işık, Kel Ali.
Dilaver, Rıfat, Karayılan, Tefik rakipleri
Pehlivanlar'ı davet etmiş düğünevi
...........................................
Makbüldür düğünevinin koyduğu ödüller
Baş, başaltı, orta'ya güreşenler
Verilen ödülleri birde bahşişleri
'' Maşallah'' alkışlarıyla alıp giderler
.............................................
Karaözü meydanında çektiler peşrev
Yöre'ye nam salmış nice koç yiğitler
Gözleri yaşlı kalpleri heyecanlı
Ayakta alkışladı tüm seyredenler
.......................................
Nice pehlivan var pehlivan
Karaözü pehlivan oğullarından
Her üçü de baş pehlivan
Başa güreşmeye hakkı olan
.......................................
Yanlışa imkan bırakmadan
Rıfat kaldı beklemede
Eşleşti Dilaver ile kel Ali pehlivan
Hamıs'a düştü Tekmen'li Tefik
Karayılan ile çıkacak deliküçük
....................................
Yoldan gelmiş yorgun argın
Can Ali dinler mi sırtın terin
Yürekler kabarık gönüller serin
Yüzün kara çıkarmaz sevenlerin
.........................................
Hakem heyeti başlatır güreşi
Davul zurna güreş havası ile inletir
Elense ile sınarlar birbirlerinin kuvvetini
Güreşenler koyar ortaya bütün hünerlerini
Ali pehlivan ve Dilaver pehlivan'ın güreşi
“Haydi geldim Işık” der Dilaver pehlivan
Karıştırır Işığı Ali'yi vesselam
Rakibi yöreden Ali pehlivan
Birbirine denk hasım iki pehlivan
.....................................
Hasım birden ayaklara doğru eğilir
Dilaver'in yüreği ağzına gelir
Bilir ki kaptırırsa paçayı topuğu
Kel Ali pehlivan affetmez,
Kapar tek topuğu,
Vurur sırt üstü yere,
Seyredenlerin önüne.
Hamıs pehlivan ve Tekmenli Tefik pehlivan'ın güreşi
Sarmaya aldı rakibini Hamıs pahlivan
Tekmenli Tefiğe vurdu çifte kurtkapan
Olanca kuvvetini attı rakibin üstüne
Nefes aldırmadı hasmına iflahını kesti.
Hüseyin Işık ve Karayılan pehlivanlar ın güreşi
Ayakta hasım ile karşı karşıya
Işık ellerini soktu rakibinin koltuk altına
Olanca kuvvetiyle hasmını sürdü geriye
Taktı ayağını hasmının topuklarından birine.
Kel Ali ve Rıfat Pehlivanlar'ın güreşi
Baş kazanmaz baş'a güreşmeye gelmek
Rıfat kendini neredeyse baş pehlivan bilecek
Kel Ali var ahali unutmayın onu
Hatırlatır Karaözü'lü pehlivanlar olduğunu
.........................................
Çekti elense vurdu tırpan
Elensenin sarstığı Rıfat pehlivan
Bir elde düştü yere
Gafleti afetmedi Ali pehlivan
Kilitledi elini arkadan önden
Attı rakibi şak kündeden
..........................................
Yalınız bu yörenin
İnsanları değil, yüreği dolan
Gönüllere taht kurdunuz
Şarka kadar meydanlardan
.....................................
Hey gidi pehlivanlar toprak oldunuz
Yalınız bu yörenin insanları değil,
Bütün insanların yüreğini doldurdunuz
Sizin yattığınız mekan cenet olsun.
DÜĞÜN VAR AKÇAKIŞLADA
Düğün var Akçakışla da
Davetiye çıkarmış düğün sahibi ulakla
Baş'a koymuşlar ödül olarak dana
El ile bende bile
Acep gidermiyiz ola
Ayağımız tutu Akçakışla’nın yolunu,
Karşıladılar davullu zurnalı horonlu
Ağa tanıdınızmı pehlivanoğlunu?
Dedi:
Şorada duran karayağız oğlan!
Ayaktan girdi baştan çıktı geçende!
Aydınlatıcı bilgi ve çok güzel şiirler Sayın Alihan ERDOĞAN tarafından gönderilmiştir. Katkılarından dolayı kendilerine çok teşekkür ederiz.
karaozu.org
11 Nisan 2010
Altan DALAK
- Karaözü
Sivas' tan çoşar bir ırmak deli karaya
Her durakta hasret artıyor sılaya
Bir durak geliverir gezip sevmemek olmaz
Şahruh selam olur, uğur olur tüm yolculara
Bir tren sesidir raylarda inleyen,
İşitmek yavan kalır o misafir pervere,
Yazıdan geçen yolcu bayılır çiçeklere,
Karaözü diyorlar bozkırda açan bu güle.
Kaleden bir hilal dalgalanıyor semaya,
Meydanda şahlanan, bir at vardır Kızılırmak'a,
Atamızdan selamı unutma Samsun'una,
Kopamaz önderinden, bu toprak bu cihanda...
Yaşlısıyla genciyle Anadolu kokuyor.
Kaleden Eğerci' ye, köprüden Teneli' ye hep bu türkü çalıyor,
Pınarı rüzgarıyla birlik olmuş çağlıyor,
Irak olsada beden, gönül (Altan) der Karaözü.
Altan DALAK
Arif ARSLAN
- Gemerek
Aşık Ali İzzet ÖZKAN
- Karaözü
Aşık DEVRAN
- Karaözü
Aşık ERFANİ
- Karaözü
Kaleden bakınca Karaözü'ne,
Sandım ki yalancı cennete düştüm.
Gurban olam yokuşuna düzüne,
Isındım kaynadım ben burda piştim.
Kızılırmak seni içsem kanarak,
Kızıl Dağ'dan gelirsin dolanarak.
Yüklensem derdini çeksem yanarak,
Coşkun sellerinde bendimi aştım.
Aşık Erfani'yem sazda giz gördüm,
Altı idi yaşım tellere vurdum.
Veysel'in gözüne görünen yurdum,
Sadık Babalar'ın közüne düştüm.
Aşık IŞIK
- Açılır Bahçende Gülün Karaözü
- Şendir Karaözü
- Bizim Aslımız
- Halk Evi İçin
- Aşık Başkan Adayı
- Şu Bizim Belediye
- Bakın Ne Güzel
Aşık VEYSEL
- Karaözü
Nehirler coşturan seldir Karaözü
Kültür sahasında enderdir bu köy
Millet sevgisine yoldur Karaözü
Bir hamlede üç yüz memur çıkarmış
İnsanlık ne demek farkına varmış
İlim deryadır durmaz akarmış
Demişler kapların doldur Karaözü
Memleket içinde metin Karaözü.
Tatlıdır sohbeti bilirler sözü
Attıkları adım Atatürk izi
Adabı erkanı boldur Karaözü
Kızılırmak önden akar bulanır.
Tren gelir kıvrım kıvrım dolanır
Bahar gelir çiçeklerle bezenir
Bağ ve bahçeleri güldür Karaözü.
Bu köyü kuranlar hayırlı kurmuş
Veysel der bu köyde kimler oturmuş
Şair Sadık felsefeden okurmuş
Her biri bir ehli dildir Karaözü.”
Aydıner KILIÇ
- KARAÖZÜ
- KARAÖZÜ
- SEN KARAÖZÜ
- CENNET ARAMA
- DOYAMAM SANA (KARAÖZÜ)
- ARAR MI OLDUK
Herkesin dilinde sen karaözü
Sendedir nedeki çevrenin gözü
Seninle bitiyor yiğidin sözü
Gururum neşem canım karaözü
Memuruyla aydınıyla ün yapmış
Yurdun her yerinde memurun varmış
Senin bağrında yigitler yatmış
Gururum neşem canım karaözü
Tarihin köprüsü sende kurulmuş
Tarihede şahruk diye yazılmış
Memura aydına önem verilmiş
gururum neşem canım karaözü
Boğazı andırır şahruk köprüsü
Yetişir bağıda meyve türlüsü
Ozanın dilinde hasrettürküsü
Gururum neşem canım karaözü
Aydıner,im köyüm bana böyledir
Kızılırmak bize serinlik verir
Köyümse marifin doğum yeridir
Gururum neşem canım karaözü
Aydıner KILIÇ
Dünyanın cenneti gözümün nuru
Aydınların sensin inan gururu
İzzet ikram dersen sende kurulu
Burnumda tütersin sen KARAÖZÜ.
Teneli Horlağın sanki cennetin
Kışların geçse de çetin mi çetin
Sararsın bağrına bırakman yetim
Burnumda tütersin sen KARAÖZÜ .
Yazları şenlenir cadde sokağın
Yeşile bürünür taşın toprağın
Pilaja dönüşür Kızılırmağın
Burnumda tütersin sen KARAÖZÜ.
Aydıner özlemle bakıyor sana
Gurbet elde hasret kaldık vatana
Sitemim köyüme hasret koyana
Burnumda tütersin sen KARAÖZÜ.
Hayatın anlamı sende başlıyor
Yeşil arazinde sular çağlıyor
Hasretin özlemin ciğer dağlıyor
Aydınlar ocağı sen KARAÖZÜ.
Yaz gelir gurbetten akınlar başlar
Dönerler yuvaya işçi memurlar
Verilir gelene candan selamlar
Vefakâr insanın çok KARAÖZÜ.
Şahruh’tan Çahşağa gezmeler başlar
Bürünür yeşile sende ağaçlar
Sana kavuşmaktır bütün amaçlar
Açarsın kucağın sen KARAÖZÜ.
Dildesin kalptesin bitmez özlemin
Aşığım sanada çookk özlerim
Görmeden kapanır belki gözlerim
Bağrına basarsın sen KARAÖZÜ.
Aydıner yazmakla Duygular bitmez
Özledim hayalin gözümden gitmez
Seni anlatmağa kelime yetmez
Aldığım nefessin sen KARAÖZÜ.
Tonel’in virajı döndüğün anda
Karaözü baksan hemen karşında
Molayı verirsin köprü başında
Cennet Karaözü, CENNET ARAMA.
Duduoğlu derler köyün girişi
Bahçeli evlerin köyün incisi
İzzet ikram dersen Allah vergisi
Cennet Karaözü CENNET ARAMA.
Çıkarsın kaleye kamaşır gözün
Teneli denince bitiyor sözüm
Kayadeğimenim dayanmaz özüm
Cennet Karaözü CENNET ARAMA.
Geçersin Horlağa her taraf yeşil
Eserken rüzgarı insansa üşür
Oturup bahçeye mısırın pişir
Cennet Karaözü CENNET ARAMA.
Ağpınar diyoruz suyu kayadan
Eğerci yoluysa büyük pınardan
İniver aşşağı kendin yormadan
Cennet Karaözü CENNET ARAMA.
Oksijen depusu eğerci yolu
Yeşildir her taraf meyvesi dolu
Yazmakla gelmiyor özlemim sonu
Cennet Karaözü CENNET ARAMA.
İnsana aşığım sana vurgunum
Kendini bilmeze candan kırgınım
Hasretim bitmiyor bense yoğunum
Cennet Karaözü CENNET ARAMA.
Cennet Karaözü amma bilene
Yürekten severek hizmet edene
Sözüm karnı doyup çekip gidene
Cennet Karaözü CENNET ARAMA.
Aydıner özlüyor baba yurdunu
Virane haline baykuş kondumu
Beni hasret koyan murat aldı mı
Cennet Karaözü CENNET ARAMA.
Kale’ye çıkıpta doyası baksam
Öğlen sıcağında ırmağa insem
Yıkanıp, kumsala uzanıp yatsam
Karaözüm doyamam yinede sana.
Oltamı alıpta balık avlasam
Yazı, Ortatepe deyip turlasam
Abbas’ın huymada yatıp uyusam
Karaözüm doyamam yinede sana.
Teneli’ye çıksam seyran eylesem
Horlağa geçipte üzümler yesem
Ağpınar’dan soğuk suyumu içsem
Karaözüm doyamam yinede sana.
Pürkaya’ya gelip baksam dereye
Kafamsa dolaşır nerden nereye
Oturup birazda sohbet etmeğe
Karaözüm doyamam yinede sana.
Düşün; taş yerinde ağırdır derler
Bunu da bilirler gurbet gezenler
Çahşak’ta oturup yemek yiyenler
Karaözüm doyamam yinede sana.
Aydıner özlemim biter mi dersin
Geceler rüyamda aklımda sensin
Aldığım nefesim canımda sensin
Karaözüm doyamam yinede sana.
Aydıner KILIÇ
Bilmemki mazine nasıl başlasam
Adalet çarkını doğru sağlasam
Emeği geçeni saygıyla ansam
Şimdi o günleri ARAR MI OLDUK.
Murtaza Efendi derler adına
Göz açtırmaz çene çalan kadına
Kadın varmaz bir birinin yanına
Şimdi o günleri ARAR MI OLDUK.
Eskiye bakarsak yiğit muhtarlar
Acıda sevinçte halkı toplarlar
Omuzda tuğlalar okul yaparlar
Şimdi o günleri ARAR MI OLDUK.
Karaözü adı sivrilip çıktı
Yayından fırlayan sanki zıpkındı
Okuyan aydınlar senin halkındı
Şimdi o günleri ARAR MI OLDUK.
Elli yedi yılı sistem değişti
Karaözü o yıl başkanın seçti
Belediye olup sisteme geçti
Şimdi o günleri ARAR MI OLDUK.
Kimisi yürekten yaptı hizmeti
Kimisi de sattı, yedi yetmedi
Köyden giden asla geri dömedi
Şimdi o günleri ARAR MI OLDUK.
İçten yazsam hata çıkar dilimden
Yazmak için kalem düşmez elimden
Beldelikte gider oldu köyümden
Şimdi o günleri ARAR MI OLDUK.
Aydıner diyor ki selam sizlere
Köyüm hizmet ister, gelmez ezbere
Döneceksek konut yapın bizlere
Şimdi o günleri ARAR MI OLDUK.
Aydıner KILIÇ
Ayşe ÖZERDEM ÇOLAKGİL
- NEDEN BÖYLE OLDUK HİÇ SORDUNUZ MU?
- BİRLİĞİMİZİ BOZANLARA KARAÖZÜ OLSUN DAR
- KARAÖZÜ BENİ DİNLE
- ŞAHRUH ile KIZILIRMAK'IN ATIŞMASI
- BELKİ
Karaözü, bil ki seni herkes tanıyor,
Küslükler bir yaradır, için için kanıyor,
Karaözü’ yü sevenlerin, içi yanıyor,
Neden böyle olduk hiç sordunuz mu?
Kötü sözler yüzünden, can cana küstü,
Bazıları alet oldu oyuna, bazıları sustu,
Birliğimizi bozmak ise, en büyük suçtu,
Neden böyle olduk hiç sordunuz mu?
Kötü söz sahibinindir, dediler sustuk,
Birlik olmak suçmuş gibi gizlendik, pustuk,
Geçmişte hepimiz kardeş ve dosttuk,
Neden böyle olduk hiç sordunuz mu?
Kardeş kardeşe düşman, parti yüzünden,
Bunu duyan, kuduruyor hüzünden,
Düşüyoruz başkalarının gözünden,
Neden böyle olduk hiç sordunuz mu?
Değerini bilemedik, herkes hayranken,
Geçmişin şanla dolu, isteyen baksın lütfen,
Bize bizi sevenden başka dost yoktur derken,
Neden böyle olduk hiç sordunuz mu?
Ayşe Özerdem Çolakgil
2009
Şahruh’ tan geçerken, selamlaşmayanların var,
Birliğimizi bozanlara, Karaözü olsun dar,
Vatan sevgisiyle yananların, yüreğinde oldun har.
Kahpe felek kör olasın demiyorum gör bizi,
Bir an önce kaldır, üzerimizdeki sisi.
Namert isen oturma mertlerin sofrasına,
Karaözü’ nün ihtiyacı var, bak adamın hasına,
Dostça bakabiliyorsan sen gerçekten hasmına,
O zaman bizim için, sende dost ve kardeşsin,
Kulak kapa huzur bozana, bırak kalleşçe gezsin.
Beklemeye tahammülümüz yok, artık sabrımız bitti,
Karaözü’ yü iyileştireceğim diyenlerin, çoğu öbür tarafa gitti,
Rahmetliler nasıl yaptılar da, unvanları yiğitti,
Bizde yapacağız, kararlıyız, engel olmayın sakın,
Birlik içinde olamayacaksanız, bizi rahat bırakın.
Ayşe Özerdem Çolakgil
2009
Özür diliyor senden, bugünkü çocukların,
Her şeye hazırız, yeter ki alınma sakın,
Sana yakışır bir gelecek, hepimizin isteği,
Daha güzel olacak, bugünlerimizden yarın.
Bizler gurbetteyiz ama kalbimiz seninle,
İşimiz yok bilesin, kahpe fikirler ile,
Karaözü sen bize, kenardan bak ve dinle,
Fazla kalmadı inan, Şafak sökmek üzere.
Bir yön, bir heves ver, adın birleştirsin bizi,
Birlikte yok edelim küslük denen krizi,
Bugünler bir son değil, başlangıç olsun bize,
Öperek kutlayalım, dostça birbirimizi.
İstediğin başka ne var hep birlikte yapalım,
İlim irfan kimde ise, gidip hemen kapalım,
Karaözü destan olmuş, dolaşırken dillerde,
Küslük pahasına hala neden yoldan sapalım.
Karaözülü olmakla gurur duyuyor herkes,
Birliğimizi bozanla bağlantını hemen kes,
Bırak ahırında yesin, ister saman, ister kes,
Birlik olmak zor değil ki neden umut keselim.
Görevimiz ne ise, bilesin bizde varız,
Yapılması gerekeni, acilen tamamlarız,
Taş altına el sokmak da ne demek,
Helal olsun sana bedenimiz, kanımız.
Ayşe Özerdem Çolakgil
2009
Şahruh Köprüsü’yüm bağlıyım köye
Kızılırmak gibi bayır gezmedim.
Ben adımı verdim köye hediye,
Senin gibi bağ bahçeyi ezmedim. (Şahruh)
Ben duramam senin gibi bir yerde,
Baskı var ardımda, dursam yıkarım.
Aman olmayasın önüme perde,
Bereket ve bolluk saçar kaçarım. (Kızılırmak)
Kızılırmak aktın, çağladın coştun,
Durgun gidiyorken sende çok hoştun,
Nice kız, gelini kederde koyup
Sorun yokmuş gibi yoluna koştun. (Şahruh)
Felaketi isteyerek mi yaptım? sanılan,
Seni iyi mi anar, beni ölümle anan,
Hiç mi bereket getirmedim Karaözü’ye
Hep sel, felaket mi arkamda kalan. (Kızılırmak)
Bir boydan bir boya muhteşem durdum,
Neresi diyorsan Karaözü yurdum,
Taraflar arası bağlantı kurdum,
Yıllar geçti, yıkılmadan, yılmadan. (Şahruh)
Köprü köprü diyorlar üzerimde yük,
Oysa benim ünüm senden de büyük,
İnanmazsan bak benim görüntüme,
Yeşildir kenarlarım, yoktur bir kütük. (Kızılırmak)
Yaz gelir tükenir, çok zayıflarsın,
Betin benzin atar berraklaşırsın,
Boşuna yorulma olma telaşlı,
Karaözü içinden düz akamazsın. (Şahruh)
İhtişamın yerinde ününse koca,
Konuşabilseydin olurdun hoca,
Herkes sana bakıp kalırken hayran
Değerimi düşünen biliyor anca. (Kızılırmak)
Kızılırmak benim tarihim eski
Üzerimden kimler gelip geçmezki
Kuşsarayı gökçamı körücek köyü
Tarih yazdım adıma karaözü de (Şahruh)
Üstümden geçmediyse suyumda çimdi
Niye küçük gördün beni sen şimdi
Balık tuttu, bağ suladı, kum çekti
Benim yaptıklarım da az değildi ki. (Kızılırmak)
Ayşe Özerdem Çolakgil
2009
BELKİ
Doğan TAŞKAFA
- KARAÖZÜ YOLUNDA
- ORADA
Erhan YILMAZ
- Karaözü'nü Tanıdımki
Karözü’nü tanıdımki
ilim irfan yuvasıymış
Yalnız Özerdem değil ki
Dostlar yeri burasıymış
Gurbet hasretliği çeken
Dert üstüne dertler eken
Dost bildiğine için döken
Dertlilerin yöresiymiş
Kültür sevdalısı burda
Sor bakalım derdi nerde
Söyleyeyim biraz durda
Derdi gönül yarasıymış
Ezelden özü kararmış
Adı Karaözü kalmış
Çokça öğretmeni varmış
Görün bura neresiymiş
Erhan Yılmaz’da tanıdı
Sılada buldu kanıtı
Muhteşem ata anıtı
Görecek yer orasıymış
ERHAN YILMAZ
Gurbetçi Aşık Ali KABADAYI
- Selam, Saygı Karaözü
Hasan TATAR
- Karaözü
- Gördüm
- Karaözü
- ŞAHRUH
- KARAÖZÜ
Çıhtım kalesine şöyle bir bahtım
Cennet misin be mübarek Karaözü.
Her taraf yemyeşil bağ bahçe dolu
Zemzem misin Kevser misin Karaözü.
Doğusunda Kızılırmak çağlıyor
Yolları var il ilçeye bağlıyor
Şahruğu var ulaşımı sağlıyor
Cennet misin be mübarek Karaözü.
Her cephede dedesinin izi var
Bu nesilin şehidine sözü var
Mayasında Atatürk'ün özü var
Cennet misin be mübarek Karaözü
Çoluk, çocuk, kadın, erkek okumuş
Her kurumda tezgâh kurmuş dokumuş
Sadık baba bu dergâhta şakımış
Tekke misin be mübarek Karaözü
Bağları var meyve verir can besler
Dağları var köyün çevresin süsler
Güzel köyüm bu ozana yol göster
Bir kalemsin insanlığa Karaözü.
Hasan TATAR
8.1.2008
Hüseyin Avni TATAR
- Büst'ü İçin
- KÖYÜMÜZ (23 Ocak 2010 tarihinde eklenmiştir)
Hüseyin Avni TATAR
Emekli İlköğretim Müfettişi, Araştırmacı-Yazar
Bahar olsa, olmasa da;
Havası hoş yazın, güzün.
Bin bir koku dağılmada;
Bohçasından köyümüzün.
Yaylada koçlar itişir,
Kırda keklikler ötüşür.
Eşsiz meyvalar yetişir,
Bahçesinden köyümüzün.
Neşe dolu bütün ev, bark;
Gürül gürül dolu her ark.
Ve sen de çık şöyle bir bak;
Yücesinden köyümüzün.
Köyüm, canım sevgili;
Çayı kıskandırır Nil’i.
Çıkarılır öz Türk dili
Lehçesinden köyümüzün.
İnsanın gözü toktur.
Tahıl bol, sebzesi çoktur.
Güzellikte farkı yoktur;
İlçesinden köyümüzün.
Daha gelişir gün olur.
Adı yurduma ün olur.
Her günü bir düğün olur,
Neşesinden köyümüzün.
Hüseyin Avni TATAR Emekli İlköğretim Müfettişi, Araştırmacı-Yazar
1968
KARAÖZÜ Dergisinden alınmıştır. Aralık 2002, Sayı:21
Hüseyin TOKSÖZ
- YETMEZ Mİ? (23 Ocak 2010 tarihinde eklenmiştir)
İstemem denizin suyunu
Tayfur’un soğuk suyu yetmez mi?
Oturdum Kale’ye
Yukarıda mavi gökyüzü
Aşağıda yeşil Karaözü: Yetmez mi?
Yürüdüm köprüden yol boyu
Her adımda yüzlerce anı: Yetmez mi?
Kaynaşır insanlar sohbetlerle
Konuşulur her şey tatlı dillerle
Sen seni bulursun bu ellerde: Yetmez mi?
Buram buram doğa burada
Ecdadın sağ – ölü burada
Toprak burada, dost burada
Dün burada, bugün burada
Belki senin aklında burada
Ne olursan ol gel: her şey burada
Karaözü burada, aşiret burada
Güneş bir başka doğar burada
Yetmez mi…..
Hüseyin TOKSÖZ
Eğitimci
KARAÖZÜ dergisinden alınmıştır.
İsmail AYDOĞMUŞ
- Özledim Ben Köyümü Çok Özledim
Hasretlik çöktüğünde geceleyin
Özledim ben köyümü çok özledim
Nolur bana bugün söz söylemeyin
Özledim ben köyümü çok özledim.
Güzel canlarımızın gül yüzünü Selam sevgi dolu güzel sözünü Şahruh köprüsünü Karaözü’nü Çok özledim dostlarım çok özledim Yerlikuyu’sunu çeşme başını Karpınar’ın toprağını taşını Kale köy, İğdeli, Kaşın başını Çok özledim dostlarım çok özledim Terk edeceğim ben buralarını
Sevemedim gitti havalarını
Burnumda tütüyor baba vatanı
Özledim ben köyümü çok özledim.
Kekikle, sümbül kokan dağlarını
Yeşilini, meyveli bağlarını
Hatırladım da gençlik çağlarını
Özledim ben köyümü çok özledim.
Koyunlarını ak kuzularını
Soğuk soğuk akan pınarlarını
Gölgesinde yattığım ağaçlarını
Özledim ben köyümü çok özledim.
Ocak basındaki sohbetlerini
Ekin biçerkenki türkülerini
Kapıdaki üren köpeklerini
Özledim ben köyümü çok özledim.
Balını, peynirini, kaymağını
Kerpiç gibi yoğurdunu, yağını
Karpuzunu, kavun, kabağını
Özledim ben köyümü çok özledim.
Dağlarında öten kuşu, kekliğini
Tarlalarda madımak, yemliğini
Ördek, tavuk, civcivi, feriğini
Özledim ben köyümü çok özledim.
İnsanin kıymetini bilenini
“Kurbanın olurum” diyenini
Bir de şu kavalın yanık sesini
Özledim ben köyümü çok özledim.
El birliği ile imecesini
Yıldızlı, serin, sesiz gecesini
Çözemedim şehrin bilmecesini
Özledim ben köyümü çok özledim.
İsmail’im yana gönül iyiden
Paylaştım sizinle canı gönülden
İstiyorum karşılıksız (ücretsiz) sevgiden
Özledim ben köyümü çok özledim.
İsmail AYDOĞMUŞ
İsmail GÜNGÖR
- KARAÖZÜ
Lütfi DALAK
- O Benim Köyüm
Bu Şiir 1957 senesinde Ayyıldız gazetesinde yayınlanmıştır. (O dönemde askeri birliklerde okunan gazete) Dönemim Vali'sinin de katıldığı okulun açılışı merasiminde bu şiir Hüseyin Avni TATAR tarafından okunmuştur. Karaözü dergisinde 2001 yılında yayınlanmıştır.
KADİM DOST (Kadim Taşyürek)
- Karaözü
- Ulam Ulam Selam Saldım O Yare
Kayseri’dir ili Sivas illeri
Açtımola Karaözü’nün gülleri
Her gelip gidenden sorarım seni
Beni senden ayırana ne deyim
Ne deyim efendim kime ne deyim
Bekle yollarımı bende geleyim
Bağları bahçası ekip biçilir
Soğuhtur suları ne hoş içilir
Şahruh köprüsünden gelip geçilir
Uzahlarda galdım kime ne deyim
Ne deyim efendim kime ne deyim
Bekle yollarımı bende geleyim
Ohur yazar olduk şükür hepimiz
Göksümüz gabardı tüm gençlerimiz
Önder oldu kadim büyüklerimiz
Yolunu şaşırmış gula ne deyim
Ne deyim efendim kime ne deyim
Bekle yollarımı bende geleyim
KADİM TAŞYÜREK
Kadim Dost
Ulam ulam selam saldım o yâre,
Beğenip de selamımı almamış,
Onun için düştüm onulmaz derde,
Eli sormuş o yar beni sormamış.
Karaözü’nü Kayseri’yi sormuş da,
Karaözü’nü şu Sivas’ı sormuş da,
Eli sormuş o yar beni sormamış.
Gönlümdeki köşkü viran eylemem,
Çekerim derdimi isyan eylemem,
Aklımdan geçirmem kötü söylemem,
Eli sormuş o yar beni sormamış.
Karaözü’nü Kayseri’yi sormuş da,
Karaözü’nü şu Sivas’ı sormuş da,
Eli sormuş o yar beni sormamış.
Karaözü elinden topladım göçü,
İçim yanar başım zemheri gışı,
Bana derler buda Allahın işi,
Eli sormuş o yar beni sormamış.
Karaözü’nü Kayseri’yi sormuş da,
Karaözü’nü şu Sivas’ı sormuş da,
Eli sormuş o yar beni sormamış.
Terkeyledi beni dolansın demiş,
Gelip ayağıma gapansın demiş,
Guru selam garın doyurmaz demiş,
Eli sormuş o yar beni sormamış.
Karaözü’nü Kayseri’yi sormuş da,
Karaözü’nü şu Sivas’ı sormuş da,
Eli sormuş o yar beni sormamış.
Yalvardım turnaya uğrasın diye,
Bir selam bir sual eylesin diye,
Kadim Dost’a gönül goymasın diye,
Eli sormuş o yar beni sormamış.
Karaözü’nü Kayseri’yi sormuş da,
Karaözü’nü şu Sivas’ı sormuş da,
Eli sormuş o yar beni sormamış.
KADİM TAŞYÜREK
Kadim Dost
Metin BAĞCI
- GEÇMİŞTEN GELECEĞE
Biz küçükken gönden çarık giyerdik
Yufka ekmek üzerine pilav dökerdik
Yoğurttan katık yapıp öyle içerdik
Karaözü’de yaşam böyle be dostum.
Tarlamızdan kavun karpuz satardık
Üç kardeştik bir yatakta yatardık
Sobamızda kuru ahmın yakardık
Karaözü’de yaşam böyle be dostum
Beşik sırtta tarlalara giderdik
Sarı ısıcakta orak biçerdik
Pilavlık bulgurun taşın seçerdik
Karaözü’de yaşam böyle be dostum
Büyüklerimiz odalarda toplanır
Culfalıkta kendir kilim dokunur
Gelinlik kızlara kına yakılır
Karaözü’de yaşam böyle be dostum
Sabahları sığırları katılır
Harmanında geceleri yatılır.
Çuha pantolon diz kapaktan yırtılır
Karaözü’de yaşam böyle be dostum
Gırıbezi öğrencinin önlüğü
Cızlavut lastik ayağına giydiği
Mendil yok ki silsin akan sümüğü
Karaözü’de yaşam böyle be dostum
Tekmeni Türkmeni komşusu olur
Yedirir içirir sofrası boldur
Davullu zurnalı düğünü olur
Karaözü’de yaşam böyle be dostum
Her düğünde bir baş çeken seçilir
Beleş içki oralarda içilir
Yahnili pilavı böyle yerde yenilir
Karaözü’de yaşam böyle be dostum
Bulhayır’ın Almanya’sı Karaözü
Ne koyunu kaldı nede öküzü
Kendi fakirine geçmiyor sözü
Karaözü’de yaşam böyle be dostum
Köyün sonu Pürkaya’da evimiz
Nüfusumuz azaldı birbirimizi biliriz
Camı kayasından her tarafı görürüz
Karaözü’de yaşam böyle be dostum
Senelerce çektik biz bu çileyi
Bir baltaya sap olmaktı dileği
Okumakta bulduk bu çareyi
Karaözü’de yaşam böyle be dostum.
Metin BAĞCI
2010
Mustafa KILIÇ
- Karaözü
- CANLAR
- GÖRELİM CANLAR
Başladın köy iken gezmeye dilde,
Bir gonca gül idin açtın Karaözü..
İlim, fene giden o gerçek yolda,
Meş'alesin ışık saçtın Karaözü.
Akıllıydın çürük dala konmadın,
Hurafeler ateşine yanmadın,
Erenlerin dolusuna kanmadın,
Verdilerde tas tas içtin Karaözü.
Muhabbetin sohbetini ün yapıp,
Gerçeği görerek güzele tapıp,
Çağdaşlık uğrunda okullar açıp,
Örnek olup öne geçtin Karaözü.
Çevre köyler hayran oldu, vuruldu,
'' Aç gözümü'' dedi sana sarıldı,
Sen kaynaktın boz suları duruldu,
Kötülükten heran kaçtın Karaözü.
CUMHURİYET bekçisisin bilirler,
Çevrendekiler seni örnek alırlar,
Arayanlar ATATÜRK'te bulurlar,
Mustafa'yı rehber seçtin Karaözü.
MUSTAFA KILIÇ
Emekli Öğretmen
www.karaozununsesi.net ten alınmıştır
Yüreğimde bir kuş kırık kanadı,
Çırpınır çabalar uçamaz canlar.
Özlem Hasretlik’tir adı soyadı,
Lokması boğazdan geçemez canlar.
Bir gün gelecektir uçacak elbet,
Bitecek ayrılık bu acı zulmet,
İstemez başkaca ne servet, devlet,
Derdini kimseye açamaz canlar.
Haydi gönül kuşum düş artık yola,
Salla kanadını verme ha mola,
Gidesin güle güle uğurlar ola,
Bulur o yolları sapamaz canlar.
Menzilin Kuşsaray unutma sakın,
Çırpına çırpına eylersin yakın,
Gagasında güller varana bakın,
Mustafa yalanı katamaz canlar.
Mustafa Kılıç
Eğitimci ozan
Bunca yıldır bilemedik biz bizi,
Aramızda sevgi örelim canlar,
Yüreğim dağlardı bir derin sızı,
Gayrı hep el ele olalım canlar.
Kuşsaray küçük bir Karaözü sanki,
Yakın akrabayız bilin inan ki,
Bu zaman öyle bir kalleş zaman ki,
Zalimler defterin dürelim canlar.
Orada burada aynı temelim,
Akrabaya yakın olmak emelim,
Ali’yle, Şenol’la, Özgür Yücel’im
Kardeşçe demimiz sürelim canlar.
Değilim yabancı kanım aynı kan,
İnsancıl yüreğim sevgidir akan,
Derneğin başkanı sayın Çelikcan,
Artık emellere erelim canlar.
Selam, sevgim Gazi Aşçı’ya boldur,
Kuşsaray Karaöz’e adımcık yoldur,
Hasreti özlemi aradan kaldır,
Yeter birbirimiz görelim canlar.
Karaözü eğitim kültür ocağı,
Geliştirip kendini atlamış çağı,
Sayarım ozan Mümtaz Koçağı,
Yüreğim halıdır serelim canlar.
Karaözü Dergisi selam götürdü,
Şiirim Almanya’dan bir ses getirdi,
Aydoğan Öztürk’üm işi bitirdi,
Kılıç’ın telini gerelim canlar.
Mustafa KILIÇ
Eğitimci ozan
Mümtaz KOÇAK
- Kardeş Karaözülülere Şöyle Sesleniyorum
Sekenleri gördüm karga sekmez’de
Kim der bir şey bitmez Teneli sende
Vasıl, Delibayır, Kurugöl hele
Karaözü gülünü dermek isterim.
Karaözü’nün net görülen yazısı
Pirinçlikte dalar gider bazısı
Kılıç burnu yüreklerin sızısı
Karaözü mazini bilmek isterim.
Geldik bizde Karaözü’de göründük
İki asır içimize büründük
Artık burda kavimlere sarıldık
Her yıl ziyarete gelmek isterim.
Bir yerin adını koymuşlar Horlak
Çakırlı göründü gözüme parlak
Sanmayın Nihatlı Çakşak’tan uzak
Bütün mevkileri saymak isterim.
Mevki senin ismin neden Teneli?
Tam üç asır dedem sana geleli
Bakır bucağında kalmış yaralı
Onun sebebini sormak isterim.
Çıktım baktım kalesinin başına
Mayıl kaldım Deveboynu döşüne
Onun için düştüm işin peşine
Tren geçişini görmek isterim.
Suna gelin yakınında boğulmuş
Fakı Veli neden senden kovulmuş
Sancak beyi bu kadar mı yanılmış
Bunlardan ibret almak isterim.
Sadık baba bu oymakta yaşamış
Döven sürmüş, çakmak daşı dişemiş
Veysel toprakları sende okşamış
Ozan tellerinden çalmak isterim.
Mümtaz gel kısa kes zamandan çalma
Coşkun Kızıl ırmak ortaya dalma
Her şey düzelecek kendini yorma
Sivas sancağını görmek isterim
20 Temmuz 2001
Mümtaz Koçak
Eski karaozu.org sitesinden alınmıştır. (Zeki Işık)
Müslüm BOZKURT
- Çok Diyarlar Gezdim, Çok İnsan Gördüm
Çok diyarlar gezdim, çok insan gördüm,
Bir cennete benzer güzel Karaözü.
Okumuş insanlar aydınlar yurdu
İnsanların gurur duysun Karaözü.
Kızılırmak akar bah deli deli,
Şahruh köprüsü de tarih besbelli,
Her tarafı yeşil bağlı bostanlı,
Emsalin bulunmaz güzel Karaözü.
Yiğidin bol olur senin Karaözü.
Buz gibi ahıyor Tohum Pınarı
Çakşah yaylasını gidip görmeli
Unutmadık Mustafamla Naili
Bağrında şehidin yatar Karaözü.
Müslümü’yüm Karaözü yolunda
Gelirsem bu sene galam bağrında
Bir dostum var benim Topçuoğlu’nda
Dünyanın güzeli sensin Karaözü.
Dünyanın yiğidi sende Karaözü.
MÜSLÜMÜ / HAZAN
Nazif TAŞYÜREK
- Karaözü'm
Nevzat ERDOĞAN
- ÖZGEÇMİŞİ
- KARAÖZÜ ÇOK ÖZLEDİM SENİ BEN
- GÖNÜL KALK GİDELİM KARAÖZÜ'YE
- KARAÖZÜ
- ÇIKABİLSEM KALENDER'İN BAŞINA
- MERAK EDİYORSAN KARAÖZÜ'NÜ
- BAHAR GELDİ Mİ Kİ KARAÖZÜ'YE?
- KARAÖZÜ MEMLEKETİM
- KARAÖZÜ İSTASYONU
- BENİ DE GÖTÜR
- DEDİLER Kİ KARAÖZÜ
- KURUGÖL OVASI
- KELTEPE-YEŞİLTEPE
- VAY BE ŞAHRUH KÖPRÜSÜ
- HADİ ANLAT BANA ŞAHRUH KÖPRÜSÜ
- SUYUN İNDİĞİ YER
- KARA TİREN
- MEMLEKET DEDİĞİN BÖYLE OLMALI
- SİZE DÜŞER, BİZE DÜŞER
- NE ŞİRİNSİN KARAÖZÜ
- VİRANE BAĞIN FERYADI
- GÖRDÜN MÜ?
- ŞAHRUH KÖPRÜSÜ
- AK PINARIM
- BU YAZ YİNE GİDEMEDİM KÖYÜME
- TENELİ'NİN ÜZÜMLERİ
- NE BİLECEKSİN?
- AŞAR MI DERSİN
- KIZILIRMAK DURULMAZ MI SULARIN
- OLAN OLMUŞ
- KELTEPE'YE HUZUR EVİ KURALIM
- KARAYAZI
- KASABAMIN İNSANLARI
- NEREDE
- HACAT PINARI
- BİR BAŞKADIR KARAÖZÜ
|
Halit / Fatma ERDOĞAN çiftinin beş çocuğundan ikincisiyim,1956 yılında Karaözü’de doğdum. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümünü 1979 yılında bitirdim. Aynı yıl Sivas TOPRAKSU Bölge Müdürlüğü'nde teknik eleman olarak göreve başladım. Bu şehirde 1990 yılının ortalarına kadar görev yaptım. Aynı yıl Kars'a tayin edildim. Bir yıl Kars Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü emrinde teknik eleman olarak çalıştım. Oradan Ankara'ya Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez birimine tayin oldum. Şimdi ise Tarım Bakanlığında görev yapmaktayım. Su yapılarının projelendirilmesi konularında uzun yıllar hizmet içi eğitimler verdim ve ders notları hazırladım. Borularda su iletimi ile ilgili basılmış bir kitabım var. Evliyim, bir oğlan, bir kız olmak üzere üniversite mezunu iki çocuk babasıyım. ŞİİR İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ: Bence şiir sözcüklerin ahenkli bir şekilde buluşması. Bize düşen bu buluşmayı sağlamak. Şiir yazmaya ortaokul yıllarında başladım. Hemen her konuda şiir yazmaya çalıştım. Ömrüm oldukça yazmaya devam edeceğim. Bugüne kadar yazdığım şiirlerimi "Merdivenden Çıkarken" (Güldüklerim, Kızdıklarım, yarım yarım yazdıklarım ) adı altında toplamaya çalışıyorum. NEREDE ve NE YAPIYOR: Halen Ankara’da görev yapmaktayım. Fırsat buldukça;ülkemin ve kasabamın tarımsal kalkınmasına, bunlara temel teşkil eden su, toprak kaynaklarımıza yönelik projelerin geliştirilmesi için yazılar / şiirler yazmaya çalışıyorum. Umarım bir gün bu yazdıklarım bir işe yarar.
|
Kış gelince duman tüter bacalar,
Kurtlar kuşlar soğuklardan bocalar,
Hızlı hızlı kaşık çalsa amcalar,
Sofralarda kesme aşı olsaydım.
Yük gemisi yürümez hiç laf ile,
Dünya böyle geçer gider nafile,
Davul zurna bak dizilmiş kafile,
Harmanda halayın peşi olsaydım.
Görünür manzara geçsen tüneli,
Pür Kayadan yukarısı teneli,
Salkımları iri iri taneli,
Üzümün şırası yaşı olsaydım.
Hasretin içimde büyüyen yara,
Gurbet elde beni düşürür dara,
Ne güzel bir yurtsun, ne hoş manzara,
Karşıda Vasılın başı olsaydım.
Tarihin çok eski ezel ezeldir,
Dilin Türkçe lehçen sana özeldir,
Geleneğin göreneğin güzeldir,
Anamın başında poşu olsaydım.
Geldiğinde bağ bozumu mevsimi,
Kimi elma toplar, üzümü kimi,
Böyle geçer Eylül ile Ekimi,
Çiftçinin tarlada işi olsaydım.
Altın başak un edilir taşlarda,
Türlü şekle girer hamur aşlarda,
Yoğrulur büyük büyük teşlerde,
Kalay kaplı hamur teşi olsaydım.
Gurbet elde yanar durur sineler,
Akşamlan dert depreşir yineler,
Yufka yapar gelin kızlar nineler,
Tandırların kor ateşi olsaydım.
Nevzat ERDOĞAN
Zir.Yük.Müh.
10.10.2005
Gönül kalk gidelim Karaözü'ye,
Tünelin önüne çadır kuralım.
Nasıl doyulur ki böyle geziye,
Şu hasretlik zincirini kıralım.
Şöyle uzanalım Kargasekmeze,
Böyle gezi nasip olmaz herkese,
Yufkayı banalım çalma pekmeze,
Unutulmuş lezzetlere erelim.
Kurugöl’de karpuz yesek kırmızı,
Başka zaman bulamayız bu hızı,
Gönül kalkmış gider eğlemen bizi,
Hacat pınarında mola verelim.
Şu hasreti çabucacık bitirsek,
Vasılın başına çıkıp otursak,
Eşi dostu yanımıza getirsek,
Onun bunun hatırını soralım.,
Hemencecik geçiversek ırmağı,
Sanki terk edilmiş bakır bucağı,
Şöyle dolaşalım bostanı bağı,
Bu zevklerin ayırdına varalım.
Yolüstü uğrasak boyun tarlaya,
Gözlerimiz doysun türlü meyvaya,
Hiç gerek var mı ki oyalanmaya,
Neden bekleyelim neden duralım.
Çıkmasak darılır keltepe bize,
Ne hoş manzaralar görünür göze,
Lakin derman gerek yorulan dize,
Kendimizi yamaçlara vuralım.
Pek güzel görünür horlak bağları,
Geri gelmese de eski çağları,
Tepelerden aşar gider yolları,
Akpınarın sularını görelim.
Pirinçlikten teneliye savuşsak,
Güzelliğin doruğuna kavuşsak,
Çakşağın dibinde dostlar buluşsak,
O buz gibi şelaleye girelim.
Oradan yürüsek hemen kalaya,
Doyasıya baksak şu manzaraya,
Harmanda hepimiz girsek halaya,
Kadın erkek hep el ele verelim.
11.04.2010 /Ankara
Hasretin gözümde tüter Karaözü,
Senden uzaklarda sıkılır canım,
Bunca özlem artık yeter Karaözü.
İnsanların böyle yapmış seçimi,
Gurbet elde arar olmuş geçimi,
Hasretliğin yakar durur içimi,
Ne zaman bu çile biter Karaözü.
Dağlarına karlar yağar bir zaman,
Yaz gelince güneş doğar bir zaman,
Gelin kızlar koyun sağar bir zaman,
Her tarafta sümbül biter Karaözü.
Kızılırmak donar soğukta karda,
Onca mahlukatı bırakır darda,
Gelinlik giyinir ağaç baharda,
Dallarında bülbül öter Karaözü.
Ne desem gitmiyor gönlümün gamı,
Yüreğime koydun bunca meramı,
Söyletme derdimi açma yaramı,
Benim derdim senden beter Karaözü.
Çağlıyor mu tenelinin deresi,
Karlar erir yeşillenir teresi,
Çakşaktan duyulur suların sesi,
Neşeme hevesi katar Karaözü.
Kızılırmak akar sazağı gitmez,
Tren gelir geçer bizi incitmez,
Şahruh köprüsünün yolcusu bitmez,
Kimi gelir kimi gider Karaözü,
Nevzat ERDOĞAN
Çıkabilsem Kalender'in başına
Görsem ovasını Karaözü'nün
Ayak bassam toprağına taşına,
Alsam havasını Karaözü'nün.
Üzüm tatsam Teneli'nin bağında,
Yayın görsem balıkçının ağında,
Yufka , pilav yesem tereyağında,
Sürsem sefasını Karaözü'nün.
Varmış konmuş Erciyes'in ardına,
Giden gelen pek olmuyor yurduna,
Çabalasam ilaç olsam derdine,
Bulsam devasını Karaözü'nün.
Kızılırmak bulandıkça bulanır,
Büke doğru yılan gibi dolanır,
Şahruh köprüsüne varır dayanır,
Doldursam tasını Karaözü'nün.
Kış ayları soğuk geçer orada,
Ne hoş yanan soba sıcak bir oda,
Lapa lapa kar yağarken dışarda,
Yaksam sobasını Karaözü'nün.
Bahar gelir dağı taşı şenlenir,
Tüm insanlar oralara yönlenir,
Bu memleket çalışarak ünlenir,
Yapsam serasını Karaözü'nün.
Yaz ayları insan kaynar her yanı,
Her tarafı unutulmaz bir anı,
Aydın insanların güzel vatanı,
Çeksem sevdasını Karaözü'nün.
Geçer günler biz çaresiz durdukça,
Menzile varılmaz hayal kurdukça,
Şu yalan dünya da ömrüm oldukça
Etsem kavgasını Karaözü'nün
Tren gelip Kurugöl'de "düt" diyor,
Tarımsal kalkınma " et ve süt " diyor,
Deli gönül " memlekete git " d iyor,
Yapsam sonrasını Karaözü'nün
Bizlere yeni bir akım gerekir,
Bozulmuş bağ bahçe bakım gerekir,
Bu iş yalnız olmaz takım gerekir,
Kursam şurasını Karaözü'nün.
29.08.2007
Merak ediyorsan Karaözü'nü,
Çiçekler dallara dolduğunda gör,
Cennet bahçelere çevir yüzünü,
Kışlar geçip bahar olduğunda gör.
Kızılırmak coşar deli divane,
Zaman döner durur sanki pervane,
Şahruh manzarası pekte şahane,
Seller sular coşup geldiğinde gör.
Genç ihtiyar yazın yollara düşer,
Elinde çantası birer ikişer,
Varır istasyona menzile girer,
Tren düdüğünü çaldığında gör.
Halaylar dizilir düğün olanda,
Sanma ki yer kalır koca harmanda,
Bir yanda erkeği hanım bir yanda,
Baş çeken mendili aldığında gör.
Bu böyle bir döngü değişmez kader,
Her sene yeniden tekerrür eder,
Uzak yakın demez sılaya gider,
İnsana bir merak saldığında gör.
Kış gelince günler pekte kısalır,
Ortalığı garip bir hüzün alır,
Gurbetçiler döner evler boşalır,
Bir edi bir büdü kaldığında gör.
25.03.2009
Eridi mi Kalenderin karları ?
Bahar geldi mi ki Karaözü'ye ?
Seller doldurdu mu derin yarları ?
Bahar geldi mi ki Karaözü’ye ?
Sılayı andıkça yüreğim sızlar,
Orda başka güzel baharlar, yazlar,
Çapaya çıktı mı gelinler, kızlar ?
Bahar geldi mi ki Karaözü’ye ?
Yüreğimde özlem büyüyor ona,
Kış ayları zor geliyor insana,
Mart ayı da çıktı erdik Nisana,
Bahar geldi mi ki Karaözü’ye?
Çözüldü mü Kızılırmağın buzu ?
Meleşir oldu mu oğlakla kuzu ?
Ektiler mi kavun ile karpuzu ?
Bahar geldi mi ki Karaözü'ye ?
Ne desem geçmiyor gönlümün yası,
Neylersin bu gurbet ekmek parası,
İçimde depreşir sıla sevdası,
Bahar geldi mi ki Karaözü’ye ?
Cemreler düştü mü suya,toprağa ?
Ayak basıldı mı bostana bağa ?
Güller büründü mü yeşil yaprağa ?
Bahar geldi mi ki Karaözü'ye ?
Açıldı mı karla kaplı yolları ?
Güne serdiler mi kışlık çulları ?
Tomurcuk sardı mı çıplak dalları ?
Bahar geldi mi ki Karaözü'ye?
Varıp soluklansam yüksek bir yerde,
Şahruh köprüsünde orta kemerde,
Ekmeği havası deva her derde,
Bahar geldi mi ki Karaözü'ye ?
25.09.2009 Ankara
Karaözü memleketim,
Aydın insanlar yurdu.
Kim bilir bu topraklar,
Kaç nesili doyurdu.
Öz deresi eteğinden,
Çağlayarak akıyor,
Kenarında ağaçlar,
Serinlik bırakıyor.
Kızılırmak kemer gibi,
Sarmış sanki belini,
Şu tarihi köprünün ,
Kim atmış temelini.
Kuru gölün düzünden,
Trenler gelir geçer,
Sivas'tan Kayseri'den,
Bütün gün üçer beşer.
Vasıl tepe çevirmiş,
Gemerek'ten yanını.
Tarihinden alıyor,
Şerefini şanını.
Ne eksen yetişmez ki
Köprüaltı düzüne,
Ne söylesem yakışır,
Cennet Karaözü'ne.
Doğduğum yer orası,
Ordadır anam, babam.
Gurbet ekmek parası,
Bende sılamda olsam.
Gurbetçiler hasrettir,
Bostanına, bağına.
Tadabilsen meyvasını,
Basabilsen toprağına.
Evlatları vatanın,
Her yanına dağılmış.
Bir lütfu yaratanın,
Her tür niymeti salmış.
Nevzat ERDOĞAN
Kimler geldi kimler geçti,
Çoğu bu dünyadan göçtü,
Zaman bir kuş gibi uçtu,
Karaözü istasyonu,
Hak etmedin sen bu sonu.
Trenlerin tehirlidir,
Yolcun köylü şehirlidir,
Görünüşün kahirlidir,
Çağdaş olmak başka konu,
Hak etmedin sen bu sonu.
Duvarında boyan dökük,
İstasyonun adı sökük,
Yolcuların boynu bükük,
Kim çözecek bu sorunu,
Hak etmedin sen bu sonu.
Kaç trene selam durdun,
Uzakta çile doldurdun,
Beni yüreğimden vurdun,
Sakın ha unutma şunu,
Hak etmedin sen bu sonu.
Kesilmiş bayrak direği,
Demek kalmamış gereği,
Sızlar görenin yüreği,
Ben anlamam onu bunu,
Hak etmedin sen bu sonu.
Yaslanmışsın bir yamaca,
Kilitlenmiş kapı baca,
Kapatıldın ne amaca,
Hatırlatma bana onu,
Hak etmedin sen bu sonu.
Hep beklerdik beklemede,
Şaka,sohbet ede ede,
Yol etmiştik gele gide,
Karaözü istasyonu,
Hak etmedin sen bu sonu.
(Bu şiir yazıldığında istasyon viraneydi)
13.03.2005
Beni de götür beni de,
Memleketi özlersen,
Beni de götür beni de.
Beni bir merak alır,
Burda ruhum daralır,
Aklım orada kalır,
Beni de götür beni de.
Teneliye , çakşağa ,
Boyuntarlaya, bağa,
Köprüaltına , ırmağa,
Beni de götür beni de.
Kalenin tepesine,
Özledim kuş sesine,
Takılayım peşine,
Beni de götür beni de.
Şahruh’tan gelip geçek,
Ak pınardan su içek,
Birazcık kahrımı çek,
Beni de götür beni de.
İşte çantayla ,bavul,
Çabuk ol yola koyul,
Ne olur kırma oğul,
Beni de götür beni de.
Var mı güldüğüm gören,
Gurbet beni bitiren,
Bekleme kara tiren,
Beni de götür beni de .
Dayanmıyor yüreğim,
Şehirde yok gereğim,
Bir kez daha göreyim,
Beni de götür beni de.
Güzel suyu ,havası,
Benim yurdum orası,
Olmaz olsun burası,
Beni de götür beni de.
İnan sana yük olmam,
Daha burada kalmam,
Vakit olmadan tamam,
Beni de götür beni de.
Dağlarda kar erisin,
Irmaktan sel yürüsün,
Dalı çiçek bürüsün,
Beni de götür beni de .
Büründüm karalara,
Hasretim oralara,
Sığamam buralara,
Beni de götür beni de
Sordum neresi burası,
Dediler ki " Karaözü
Orda insanların hası ?
Dediler ki " Karaözü"
İlim orda irfan orda,
Şiir orda ilham orda,
Dedim hangi vatan orda,
Dediler ki " Karaözü"
Kızılırmak,boz bulanık,
İnsanının bağrı yanık,
Dağlarında kekik anık
Dediler ki " Karaözü"
Okuturlar kızlarını,
Kesemezler hızlarını,
Işık sarmış yüzlerini,
Dediler ki Karaözü,
Bağı bahçeyi bilirler,
İlklerde önde gelirler,
İlerlerler yükselirler,
Dediler ki Karaözü.
26.06.2007
Kenarından Kızılırmak geçerken,
Kurugöl ovası kıraç mı kalsın ?
Her tarafta türlü çiçek açarken,
Kurugöl ovası kıraç mı kalsın ?
Beş on kilo kavun karpuz yetmeli ,
Pazara gidince para etmeli,
Çiftçimizin sıkıntısı bitmeli,
Kurugöl ovası kıraç mı kalsın ?
Su damlasın fidanların dibine,
Para girsin insanların cebine,
Dün olduğu gibi yarın da yine,
Kurugöl ovası kıraç mı kalsın ?
Bir tarafa fabrikayı kuralım,
Kazanmanın ayırdına varalım,
Fırsat elimizde neden duralım,
Kurugöl ovası kıraç mı kalsın ?
Susuzsa yarılır toprağın teni,
Kıtlıkta bırakır güzel ülkeni,
Bir sürü teknikler var iken yeni,
Kurugöl ovası kıraç mı kalsın ?
Çevirelim ırmak aksın batağa,
Dönüşsün tarlalar bostana bağa
Güç versin çatlamış kıraç toprağa,
Kurugöl ovası kıraç mı kalsın ?
Suyu çıkaralım dönme dolaptan,
Bereket fışkırsın kıraç topraktan,
Bizi gören örnek alsın etraftan,
Kurugöl ovası kıraç mı kalsın ?
Balıklar oynaşsın gölün içinde,
Toprak sevdalansın selin içinde,
Örnek olmalıyız elin içinde,
Kurugöl ovası kıraç mı kalsın ?
Gerek var mı daha fazlaca söze ,
Çok gelir katacak gelirimize,
Atamızdan miras,burası bize,
Kurugöl ovası kıraç mı kalsın ?
12.06.2007
Onun adı Kadir Kahya,
O düşünmüş bu buluşu,
Belki de onunla başlar,
Kasabamın kuruluşu.
Bakıyormuş ileriye.
Varmış konmuş teneliye,
Orda kurmuş değirmeni,
Un ,bulgur yapayım diye,
İlk bu etkiledi beni,
Erenlerden biri bir gün,
Demiş ki Kadir Kahya’ya:
“Keltepeye çıkarmı su ?”
Şöyle bakmış etrafına,
Göstererek eli ile:
“Elbet çıkar ey erenler,
Keltepeye çıkmaz mı su ?
Çıkar hem de çağlar bile.”
Ne pompa var o devirde,
Ne bir metre su borusu,
Nasıl bilmiş bu sorunu?
Alim adammış doğrusu,
Bizler onların torunu,
Keltepeye çıkacak su.
Bence bulmuş yanıtını,
Erenlerin bu sorusu.
Verir isek hep el ele,
Keltepe yeşillenecek,
Kasabamın şen korusu,
Tek sorun var gönül vermek,
Belki çağlamasa bile,
Keltepeye çıkacak su.
Suyu yoktu asırlardır,
Yeri bayır,toprağı kır,
Ondandı adı Keltepe,
Şimdi suya kavuşacak,
Artık adı Yeşiltepe.
Bu iş büyük önem taşır,
Bizlere de bu yaraşır.
Vay be Şahruh köprüsü !
Dergimizin adı ve kapak süsü.
Bilmem kim kardı harcını,
Kim çıkardı taşını,derinden,
Nelere şahit oldun,
Sen tanırsın,
Seferbirliğe gidip,dönmeyenleri,
Sen uğurladın gurbete gidenleri,
Kimler geldi geçti üzerinden,
Dünyanın her yerinden.
Her milletten her dinden.
Vay be Şahruh köprüsü !
Ta tünelden fark edilir muhteşem görüntüsü
Temelinde ardıç ağaçları ,
Taş kemerler görkemli,
Yorgunluk yok hiçbir taşında,
Hayran hayran bakarım,
Her duruşumda başında,
Vay be Şahruh köprüsü !
Anlatmakla bitmez öyküsü.
Karaözü'nün tarihinde en büyük gurur.
Bir hoş olurum, onu her görüşümde,
Aklım dimağım durur,
Görsem inanmam düşümde,
Dilim damağım kurur.
Dile gelip anlatsa bildiklerini,
Sayfaları doldurur.
Vay be Şahruh köprüsü!
Üzerinden geçer, sığır, koyun sürüsü,
Yılmadın usanmadın,
Dizginledin azgın suları,
Göğüsledin selleri,
Hala hizmet vermektesin,
Yeni yapılmış gibi,
Öyle anlıyorum ki
Sevdin bizim elleri.
Vay be Şahruh köprüsü!
Asırların hoşgörüsü,
Çok sular gelir geçer kucağından,
Kızıldağ’dan, Sivas’tan, Eğerci bucağından.
Gelişen çağ utanır senden,
Kim demiş yaşlısın diye.
Henüz 600 yaşındasın,
Nice yılları eskitir duruşun,
Daha yolun başındasın.
Kaç nesildir, Kızılırmaktasın,
Kemerlerin meydan okur geleceğe,
Sapasağlam durmaktasın.
Hadi anlat bana Şahruh köprüsü,
Hangi dağdan geldi kemer taşların ?
Irmak gerdanlığı,köyümün süsü,
Beş yüz altı yüz mü kaçtır yaşların?
Kağnılar geçerdi senden bir zaman,
Ağır tırlar geçer şimdi pek yaman,
Sakın ha yıkılma aman ha aman,
Onca yüke göğüs gersin döşlerin.
Kemerlerin hilal kaşın sayılır,
Seni gören hayran olur bayılır,
Sana bir şey olsa hemen duyulur,
Kimse ağrıtmasın sakın başların.
Gurbete gideni uğurlayan sen,
Gurbetten geleni ağırlayan sen,
Çevremize ünümüzü yayan sen,
Temeline kimler koydu harçların.
Su ile dolarsın bahar ayında,
Balıklar oynaşır küçük koyunda,
Benzerlerin vardır bir çok yayında,
Fakat senden yorgun durur eşlerin.
Domuz burnun yarar durur selleri,
Senden geçer insanların yolları,
Kem gözlüdür bilmez misin elleri,
İlelebet açık olsun şansların.
Kızılırmak donar buz tutar yüzü,
Pekte soğuk geçer baharı güzü,
Senden mahrum etme sakın ha bizi,
Yeni bir köprü mü yoksa düşlerin ?
Sana daha çoktur ihtiyacımız,
Sen sembolümüzsün, başta tacımız,
Senden ayrılırsak artar acımız,
Her zaman düzenli gitsin işlerin.
04.06.2010 / ANKARA
Ne hoş bir manzara var,
Suyun indiği yerde.
Dere pek nazlı akar,
Suyun indiği yerde.
Otursam da dinlensem,
Su içip serinlensem,
Şöyle kendime gelsem,
Suyun indiği yerde.
Sel gelir haşır haşır,
Taşı toprağı taşır,
Dere ırmak karışır,
Suyun indiği yerde.
Sağı solu ağaçlık,
Sularda dolu balık,
Toplansın kalabalık,
Suyun indiği yerde.
Her zaman aklım kalır,
Yeşiiliğe tapılır,
Neler neler yapılır
Suyun indiği yerde.
İlginç bir yer burası,
Harika manzarası,
Çok hoştur oturması,
Suyun indiği yerde.
02.06.2010
Kara tiren daha fazla bekleme,
Hadi yürü Karaözü’ye gidelim.
Yolda kalıp rötarları ekleme,
Hadi yürü Karaözü’ye gidelim.
Yeter artık çok bekledik burada,
Dost arkadaş toplanmıştır orada,
Onlar gibi bizde erek murada,
Hadi yürü Karaözü’ye gidelim.
Şimdi yaz sezonu insanlar geldi,
Yüreğimde hasret pekte yükseldi,
Sılanın özlemi sinemi deldi,
Hadi yürü Karaözü’ye gidelim.
Arttıkça artıyor içimde umut,
Hareket memuru versene komut,
Durma çal düdüğü,rayı sıkı tut,
Hadi yürü Karaözü’ye gidelim.
Dilerim tirenler kesmez önünü,
Yetişip görelim köy düğününü,
Çıkalım tünelden çal düdüğünü,
Hadi yürü Karaözü’ye gidelim.
Büyük şehir sevenlerine kalsın,
Gidişimiz şöyle muhteşem olsun,
İçerime sevgi selleri dolsun,
Hadi yürü Karaözü’ye gidelim.
Gece yola çıksak diyorum hanı,
Kayseri’ye varsak kuşluk zamanı,
Geçip Tuzhisar’ı, Sarıoğlan’ı,
Hadi yürü Karaözü’ye gidelim.
Hasret gidereyim anamla bu yaz,
Neylersin zaman dar izinimiz az,
Makasın başında yavaşla biraz,
Hadi durda Karaözü’ye gidelim.
Sen dolan gel Erzurum’u Sivas’ı,
Seni bekler palandöken yaylası,
Açılsın gözümün gönlümün pası,
Hadi yürü Karaözü’ye gidelim.
Yürüyelim Kurugöl’ün düzünü,
Tez geçelim Kızılırmak özünü,
Memlekete doğru çevir yüzünü,
Hadi yürü Karaözü’ye gidelim.
05.07.2010/Ankara
Bağlarında salkım salkım üzümü,
Memleket dediğin böyle olmalı,
Dinleyin de anlatayım sözümü,
Memleket dediğin böyle olmalı,
Okuturlar oğlu ile kızını,
Gericilik kesemedi hızını,
Aşıklar özgürce çalar sazını,
Memleket dediğin böyle olmalı.
Çalışır insanı iş mi dayanır,
Aydınlanır her gün biraz uyanır,
Halaylar dizilir harman mı alır,
Memleket dediğin böyle olmalı.
Kızılırmak altın kemer belinde,
Sevgi kokar sularında selinde,
Kitabı kolunda kalem elinde,
Memleket dediğin böyle olmalı.
Aydınlık yolunda yürüyen biziz,
Bilim dünyasında eriyen biziz,
Hakkın asasını sürüyen biziz,
Memleket dediğin böyle olmalı.
Trenin sesinden her taraf inler,
Kuru göl ovası yatar ekinler,
Büyüğün sözünü küçükler dinler,
Memleket dediğin böyle olmalı.
Yurdun her yanında neferlerimiz,
Atanın izidir belli yerimiz,
Toprağı ıslatır alın terimiz,
Memleket dediğin böyle olmalı.
Şahruh ne muhteşem görünür durur,
Güneş doğar şavkı sulara vurur,
Kasabamız için ne büyük gurur,
Memleket dediğin böyle olmalı.
Kadın erkek omuz omuza vermiş
El ele tutunca fidan yeşermiş,
Çalışmış hepsi de amaca ermiş,
Memleket dediğin böyle olmalı.
Çağdaş bir yaşantı,çağdaş bir kılık,
Hepsi özgürlükçü olmaz ayrılık,
Adı Kara ama ufku aydınlık,
Memleket dediğin böyle olmalı.
08.07.2010/Ankara
Halkımızı yönlendirmek,
Size düşer, bize düşer.
Kale parkı şenlendirmek,
Size düşer, bize düşer.
Tüm kalplere sevgi ekmek,
Gençleri doğaya çekmek,
Keltepeye ağaç dikmek,
Size düşer, bize düşer.
Suyu kanala saptırmak,
Akan sudan nasip kapmak,
Kuru gölü gölet yapmak,
Size düşer, bize düşer.
Üstte dere altta ırmak,
Yakışmıyor tembel durmak,
Bankayı tekrar kurdurmak,
Size düşer, bize düşer.
Bilim deryasında uçmak,
Çevremize bilgi saçmak,
İstasyonu tekrar açmak,
Size düşer, bize düşer.
Gezdim bütün Türkiye'yi
Varmı kasabamdan iyi?
Canlandırmak Teneliyi,
Size düşer, bize düşer.
Elma ,Ceviz ,Girebolu
Kaplamalı sağı solu,
Hep çalışmak dolu dolu,
Size düşer, bize düşer.
Bitmeli sırt üstü yatmak,
Gölgelerde keyif çatmak,
Fabrikaya temel atmak,
Size düşer, bize düşer.
Atanın izinden gitmek,
Fakir halka hizmet etmek,
Yeniliği benimsetmek,
Size düşer, bize düşer.
Nevzat ERDOĞAN
Ziraat Yük. Müh.
Uzaklardan geldim sana,
Ne şirinsin Karaözü,
Dur bakayım kana kana,
Ne şirinsin Karaözü,
Soran var mı nedir halın,
Bağın ,bahçen, gülün, dalın,
Tören güzel ,dilin yalın,
Ne şirinsin Karaözü,
Okur yazar insanların,
Eğitimdir gerçek varın,
Dosta açıktır kolların,
Ne şirinsin Karaözü,
Yurdu sarmış neferlerin,
Görev yapar bunca erin,
Yamaca yaslanmış yerin,
Ne şirinsin Karaözü,
Kızılırmak durgun akar,
Şahruh ona hayran bakar,
Sanma gönül senden bıkar,
Ne şirinsin Karaözü,
İlk tünelden görünürsün,
Hizmet gelmez yerinirsin,
Yeşillere bürünürsün,
Ne şirinsin Karaözü,
Gurbet elde evlatların,
Onlar senin gerçek varın,
Ta ezelden,bu gün,yarın,
Ne şirinsin Karaözü,
Sana gelen seni bulur,
Gitmesem içim burkulur,
Atamızdan kalan gurur,
Ne şirinsin Karaözü,
Tren gelir katar olur,
Kalbim gürp gürp atar olur,
Sensiz halim beter olur,
Ne şirinsin Karaözü,
Suyun içtim pınarından,
Geçtim ırmak kenarından,
Hep umutlu ol yarından,
Ne şirinsin Karaözü,
08.07.2010
Virane bir bağım Karaözü’de,
Yaprağım kurumuş, dalım perişan.
İnsanların beni görmez gözü de,
Toprağım perişan, halım perişan.
Babanın, dedenin geçimiydim ben,
Büyük annenizin seçimiydim ben,
Her türlü yeşilin biçimiydim ben,
Yeşilim perişan alım perişan.
Belleyenim yoktur asma dibini,
Çoktandır görmedim bağ sahibini,
Kim yapacak işlerin takibini,
Ağacım perişan, çalım perişan.
Kurumuş dallarım kayısım çilli,
Uzaktan görenler sanır siğilli,
Halimi soran yok bir tatlı dilli,
Bülbülüm perişan, gülüm perişan.
Seneler var meyve tutmaz dallarım,
Rüzgar eser bedenimi sallarım,
Çoktan beri kesilmiştir yollarım,
Geçidim perişan, yolum perişan.
Bilmem nice olur bu işin sonu,
Yılların ihmali hep aynı konu,
Bakalım anlar mı birisi beni,
Bir ben değil sağım solum perişan.
Koruk oldu,üzüm olmadı bağım,
İçimi burkuyor o eski çağım,
Senelerdir su görmedi toprağım,
Yandım susuzluktan dilim perişan.
Yıllar var ki yok ziyaret edenim,
Yaban otlar sardı bütün bedenim,
Belki de bu işte bütün suç benim,
Gurbet icat oldu, elim perişan,
Nevzat ERDOĞAN
19.02.2010
Kızılırmak boz bulanık akıyor,
Yatağı su dolamamış gördün mü?
Koca Şahruh şaşırmışta bakıyor,
Hiç kimse ders alamamış gördün mü?
Bozulmuş bağların dalı yaprağı,
Dikenler dalamış bostanı bağı,
Bağlardan çekilmiş insan ayağı,
Koruk uzüm olamamış gördün mü?
Kirlenmiş deremiz suyu kapkara,
Seyirci kalırız hep olanlara,
Arkadaş bu suçu kendinde ara,
Kimse çözüm bulamamış gördün mü?
Her gelen gün öncekini aratır,
Gelen giden hep geçmişi anlatır,
Bu gidişat geleceği karartır,
Bunu kimse bilememiş gördün mü ?
Ne yaparsın düzelmiyor halimiz,
İter kakar boş durmuyor elimiz,
Hoş tatları hatırlamaz dilimiz,
Damakta tat kalamamış gördün mü ?
Elbet zaman kötü,insanlar bozuk,
Eskiyle avunur olduk ne yazık,
Yine bize batar sivrilen kazık,
Bunu kimse bilememiş gördün mü ?
Nevzat ERDOĞAN
Ziraat Yük. Müh.
29.07.2009
Varıp oturayım kenar taşına,
Ben sana hayranım Şahruh köprüsü,
Bunca yıldır neler geldi başına,
Ben sana hayranım Şahruh köprüsü.
Taştan önce ardıçları koymuşlar,
Sekiz kemerini tek tek saymışlar,
Ben sana hayranım Şahruh köprüsü.
Kimler düşünmüşse sağlık eline,
Benziyorsun tel duvaklı geline,
Ben sana hayranım Şahruh köprüsü.
Sel suları oynatamaz yerinden,
Acep ilk kez kim geçti üzerinden,
Ben sana hayranım Şahruh köprüsü.
Hala güç kuvvetin bitik değildir,
Seni mahzun görmek etik değildir,
Ben sana hayranım Şahruh köprüsü.
Seller coştuğunda çağlayan sensin,
Yaz kış ulaşımı sağlayan sensin,
Ben sana hayranım Şahruh köprüsü.
Gurbet fırsat vermez heyhat neylerim,
Ben bunu bilirim bunu söylerim,
Ben sana hayranım Şahruh köprüsü.
Dededen toruna miras gelensin,
Dilerim ki adın daha ünlensin,
Ben sana hayranım Şahruh köprüsü.
Bunalana kanat oldun kol oldun,
Ağır araç geçti sustun lal oldun,
Ben sana hayranım Şahruh köprüsü.
Yıkılan taşını örmek isteriz,
Sana büyük ödül vermek isteriz,
Ben sana hayranım Şahruh köprüsü.
Gücünü bilmeyen zavallı sanır,
Yep yeni köprüler senden utanır,
Ben sana hayranım Şahruh köprüsü.
Yaşarsan görürsün daha çok neler,
Haşmetli duruşun sinemi deler,
Ben sana hayranım Şahruh köprüsü.
Pırıl pırıl suyun vardı,
Kurumuşsun Ak pınarım!...
Her yanından su çıkardı,
Kurumuşsun Ak pınarım!...
Su taşırdık testilerde,
Anılar çok eskilerde,
Suyunu mu kestiler de,
Kurumuşsun Ak pınarım!...
Eteğinde arkın mı var,
Gelecekten korkun mu var,
Kuru gölden farkın mı var,
Kurumuşsun Ak pınarım!...
Kenarında cılga yolun,
Kalkmaz olmuş elin kolun,
Viranedir sağın solun,
Kurumuşsun Ak pınarım!...
O günler eskide kaldı,
Sularını kimler çaldı?
Yoksa ömrün mü kısaldı?
Kurumuşsun Ak Pınarım!...
Eğilipte su içerdik,
Kenarında ekmek yerdik,
Biz mi sana zarar verdik
Kurumuşsun Ak Pınarım!...
Karlar yağsın dağlarına,
Bülbül konsun bağlarına,
Dönsen eski çağlarına,
Kurumuşsun Ak pınarım!...
16.10.2006
Not: Şimdilerde Akpınarımızdan bilek kalınlığı su akıyor.Bu şiiri yazdığımda Akpınarın gözünde az bir su birikintisi vardı ve içinde böcekler geziyordu.
Yüce dağlar kalkan oldu araya,
Bu yaz yine gidemedim köyüme.
Bir engel mutlaka girer sıraya,
Bu yaz yine gidemedim köyüme.
Çok özledim ekmeğini aşını,
Şahruh köprüsünü, kemer taşını,
Hacat pınarını, Vasıl başını,
Bu yaz yine gidemedim köyüme.
Orada buluşur dostlar yarenler,
Sohbet eder okumuşlar erenler,
Gurbet elde beni üzgün görenler,
Bu yaz yine gidemedim köyüme.
Başımıza bela gurbet elleri,
Gidenler bir daha dönemez geri,
Deli gönül laf dinlemez serseri,
Bu yaz yine gidemedim köyüme.
Özledim bağları akan suları,
Serin gecelerde hoş uykuları,
Tadamadım o güzel duyguları,
Bu yaz yine gidemedim köyüme.
Güz ayları gelir günler kısalır,
Aklım fikrim bağda bahçede kalır,
İçim geçer beni bir merak alır,
Bu yaz yine gidemedim köyüme.
05.09.2010/Ankara
Salkım salkım iri iri,
Teneli’nin üzümleri.
Gitti artık gelmez geri,
Teneli’nin üzümleri.
Durur sandık ilelebet,
Damaklarda bu hoş lezzet,
Kollu kollu sepet sepet,
Teneli’nin üzümleri.
Yoktur dibini belleyen,
Ne budayan ne elleyen,
Unutamaz asla yiyen,
Teneli’nin üzümleri.
Sunabilsek pazarlara,
Kazanırdık büyük para,
Beyaz beyaz kara kara,
Teneli’nin üzümleri.
Seni bizden kimler aldı,
Tadın damağımda kaldı,
Tanen etli tadın baldı,
Teneli’nin üzümleri.
Susuz kaldın oldun harap,
Senin gitmen büyük azap,
Hem sirkesin hemi şarap,
Teneli’nin üzümleri.
Ekin zamanı yetersin,
Fazla sürmez tez bitersin,
Emek ve ilgi beklersin,
Teneli’nin üzümleri.
13.09.2010
Uzaklardan ahkâm kesen yabancı,
Sen benim köyümü ne bileceksin?
Yeter sana yaptığının utancı,
Sen benim köyümü ne bileceksin?
Beşik omuzunda çocuk kolunda,
Kızgın sıcaklarda şelek dalında,
Yalın ayak yürüdün mü yolunda?
Sen benim köyümü ne bileceksin?
Senin yurdun nere nasıl biriydin?
Yolumu şaşırdın nerden geliydin?
Kağnıyı mı koştun çarık mı giydin?
Sen benim köyümü ne bileceksin?
Bilmem sende kimsin ne ola adın?
Yoksa bu elleri çok mu aradın?
Toprak arklar ile su mu suladın?
Sen benim köyümü ne bileceksin?
Sanma ki değişmez bu kara yazı,
İş başa düşünce görürsün bizi,
Çektin mi ki kış ayları ayazı?
Sen benim köyümü ne bileceksin?
Şahruh köprüsünden kaç kere geçtin?
Tohum pınarından sular mı içtin?
Ekine mi gittin orak mı biçtin?
Sen benim köyümü ne bileceksin.
Hep boş konuşuyor düşük çenesi,
Dolaşıp fırlanıp geri dönesi,
Bizi biz biliriz sen neyin nesi?
Sen benim köyümü ne bileceksin?
İmece dedin mi koşar alayı,
Atamızdan gördük biz bu olayı
Seyrettin mi harmandaki halayı?
Sen benim köyümü ne bileceksin?
Hemi aydınız biz hemi Bektaşi,
Serde yanan hep aydınlık ateşi,
Koskoca âlemde bulunmaz eşi,
Sen benim köyümü ne bileceksin?
Yaşlısı genciyle kadını kızı,
Atatürk yolunda kesilmez hızı,
Bre cahil yaban elin yobazı,
Sen benim köyümü ne bileceksin?
07.09.2010 /ANKARA
Acep bende görür müyüm o günü,
Dere, Keltepe’den aşar mı dersin.
İyiye döner mi talihin yönü,
Feleğin düzeni şaşar mı dersin.
Projeler kaplasa ortalığı,
Bir heyecan sarsa kalabalığı,
Gölde büyütülen sazan balığı,
Bir gün tavalarda pişer mi dersin.
Kalkınmak zor iştir hizmet serisi,
Tek çare çalışmak laftır gerisi,
Bu dertten anlayan uzman birisi,
Gün gelir yarayı deşer mi dersin.
Kızılırmak boz bulanık akarken,
Azgınlaşıp yatağını yıkarken,
Bizler ona üzgün üzgün bakarken,
Arınır durulur coşar mı dersin.
Kasabam kalkınsın tek dileğim bu,
Asla benim art düşüncem olur mu?
Acaba o güzel günler gelir mi?
Bana da bir görev düşer mi dersin.
O günler uzakta olmasa gerek,
Yeter ki hepimiz elele verek,
Birisi çıkıp ta dırdır ederek,
Ben yaptım diyerek şişer mi dersin.
Neden ki bakımsız duruyor bağım,
Ecdadım orada kurmuş otağım,
Kat kat ürün versin sulak toprağım,
İkişer üçer mi beşer mi dersin.
Dostum dileğimi sılaya ilet,
Kalkınmayı anlamalı bu millet,
Çakırlı’ya yapılacak bir gölet,
Kurugöl’e doğru taşar mı dersin.
06.09.2010
İmranlı’dan Kızıldağ’dan çıkarsın,
Kızılırmak durulmaz mı suların?
Yatağında boz bulanık akarsın,
Kızılırmak durulmaz mı suların?
Zara’dan Hafik’ten Sivas’tan yolun,
Yıldız’dan Göksu’dan karışır kolun,
Çarşamba’ya varıp menzili bulun,
Kızılırmak durulmaz mı suların?
Kışları kabarır yazın kurursun,
Anadolu bozkırında gurursun,
Şahruh köprüsüne selam durursun,
Kızılırmak durulmaz mı suların?
Güzelliksin yaşadığım yörede,
Su kalmadı nice nice derede
Adam boyu yayınların nerede
Kızılırmak durulmaz mı suların?
Ovalardan yaylalardan aşarsın,
Barajlara dolup dolup taşarsın
İlkbaharda heybetlenir coşarsın,
Kızılırmak durulmaz mı suların?
Karaözü sana bakar haz alır,
Suyun coşar yatağında hız alır,
Tepelerin şavkı vurur göz alır,
Kızılırmak durulmaz mı suların?
Kenarında mısır pişirir yerdik,
Terleyince hemen suya girerdik,
Kirli demez sularını içerdik,
Kızılırmak durulmaz mı suların?
2006/Ankara
Kalender’den Kargasekmez’e kadar,
Dağlarına olan olmuş Karaözü.
Çoktan ayağını çekmiş insanlar,
Bağlarına olan olmuş Karaözü.
Ne beklerim gelecekten yarından,
Herkes bilir söyleyemez arından,
Yayınlar çıkardı ırmaklarından,
Ağlarına olan olmuş Karaözü.
O günlerden bu günlere gelinmiş,
Arı kaçmış kovanların delinmiş,
Yayıkların sahnelerden silinmiş,
Yağlarına olan olmuş Karaözü,
Güller solmuş harap olmuş gülistan,
Yapraklar sararmış dökülmüş yastan,
Her evin önünde bir karış bostan,
Peğlerine olan olmuş Karaözü.
Dedeler nineler gelip geçmişler,
Tohum pınarının suyun içmişler,
Nice yiğitlerin konup göçmüşler,
Sağlarına olan olmuş Karaözü,
Kimi tarla tapan ömür tüketmiş,
Kimi almış satmış, kimi hükmetmiş,
Kimi toprağını çoktan terk etmiş,
Beylerine olan olmuş Karaözü,
Şöyle düşünürüm bazı akşamlar,
Geçmişi andıkça gözyaşım damlar,
Duvarlar sökülmüş yıkılmış damlar,
Evlerine olan olmuş Karaözü.
26.08.2010 / Ankara
Dostlar hadi bir araya gelelim,
Keltepe’ye huzur evi kuralım.
Gönlümüzden ne koptuysa verelim,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
Kimisi anamız, hayat yarımız,
Kimisi babamız, büyük varımız,
Perişan olmasın ihtiyarımız,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
Bu duygu ne güzel, ne kadar temiz,
Yaşlımıza olsun bir hediyemiz,
Önderlik etsin de Belediyemiz,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
Doktoru da olsun hemşiresi de,
Oyunu da olsun eğlencesi de,
Ölçülsün çizilsin projesi de,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
Suyu akıtalım dağın yüzüne,
Ağaçlar dikelim arkın izine,
Bence bu yakışır Karaözü’ne,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
Onlar ne sefillik günleri gördü,
Onlar hepimize ne emek verdi,
Onlar bizi buralara gönderdi,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
Şehirde duramaz ister köyünü,
Orada tüketmiş sefil ömrünü,
Önüne gelmeli bir tas öyünü,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
Kalp var, tansiyon var, bin bir acı var,
Kimisinin vücudunda sancı var,
Bizim yaşlımızın ihtiyacı var,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
Kimi çiftçi olmuş kimi emekli,
Kimi zor yürüyor eli değnekli,
Yaşlımıza bakım için sürekli,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
Bakanı yok kendine yük bedeni,
Görmedik mi onca sefil gideni,
Ele güne muhtaç etme dedeni,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
Ömür boyu çile çekti yoruldu,
Hayatın hesabı ondan soruldu,
Nice beldelere çoktan kuruldu,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
Elele vermeli bence bireyler,
Birlikte yapılır çok iyi şeyler,
Hadi durmayınız hanımlar, beyler,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
Yaşlılık çok zor şey kim çekebilir,
Yaşlının halini yaşlılar bilir,
Yarın bizlere de gerekebilir,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
Çok şeyler yaparız bizler istesek,
Dozer Keltepe’yi düzler istesek,
Eserler eseri izler istesek,
Keltepe’ye huzur evi kuralım,
15.07.2010 / Ankara
Öküz yorgun, kağnı kırık, yük ağır,
Sap nasıl gelecek Karayazı'dan?
Omuz ver arkadan öküze bağır,
Sap nasıl gelecek Karayazı'dan?
Ağpınar'da mola versen bir soluk,
Sızlar tabanların geçmez yorgunluk,
Ağiniş'te iş zor ter oluk oluk,
Sap nasıl gelecek Karayazı'dan?
İnersin dereye taş var, kaya var,
Öküze hooo desen mazıyı kırar,
Kağnı devrilirse ne işe yarar?
Sap nasıl gelecek Karayazı'dan?
Daha göle çok var güneş dorukta,
Kara öküz durmaz boyundurukta,
Binbir risk alırsın bu yolculukta,
Sap nasıl gelecek Karayazı'dan?
Köye kavuşunca umutlanırsın,
Hiç değilse insanları tanırsın,
Uzaktan bu işi kolay sanırsın,
Sap nasıl gelecek Karayazı'dan?
Küçük köprü şükür kaldı geride,
Bir bayır daha var az ileride,
Şahruh'a yaklaştın peki iyi de,
Sap nasıl gelecek Karayazı'dan?
Ordu Beleni'ne geldin dayandın,
Buradan çıkmayı kolay mı sandın,
Bilirim ki tatlı candan usandın,
Sap nasıl gelecek Karayazı'dan?
Şükür ki sonunda ulaştın göle,
Kazasız belasız düşmeden dile,
Hadi durma seferini ikile,
Sap nasıl gelecek Karayazı'dan?
Nevzat ERDOĞAN
Zir.Yük.Müh.
23.09.2010 /Ankara
Çalışkandır üretgendir,
Kasabamın insanları.
Samimidir yürektendir,
Kasabamın insanları.
Okumayı düstur etmiş,
Bağnazlığı tez tüketmiş,
Hep çalışmış hep üretmiş,
Kasabamın insanları.
Muhtaç olmamış kimseye,
Sarılmış hep imeceye,
Böyle kavuşmuş liseye,
Kasabamın insanları.
Bahçe yapmış boş tarlayı,
Sürmüş zorlayı zorlayı,
Hiç sevmez boş oturmayı,
Kasabamın insanları.
Üretirde pek satamaz,
Bu derdini anlatamaz,
Gölgede rahat yatamaz,
Kasabamın insanları.
Nasırlı eli kabarık,
Ayak yalın taban yarık,
Sebze yapar üç beş karık,
Kasabamın insanları.
Çilli erik, kurtlu elma,
Muhanete muhtaç olma,
Çevrenden hiç geri kalma,
Kasabamın insanları.
Deresinde suyu akar,
Bağa bahçelere çıkar,
Geleceğe sağlam bakar,
Kasabamın insanları.
Keşke bir de birlik olsa,
Düzen kursa dirlik olsa,
Küçük bir şehirlik olsa,
Kasabamın insanları.
Çıkmaz ceddinin sözünden,
Gider atanın izinden,
Eserler verir özünden ,
Kasabamın insanları.
Nevzat ERDOĞAN
Zir.Yük.Müh.
20.09.2010 / Ankara
Nasılda unuttuk eski günleri,
Dallarda yapraklar, çiçekler nerde?
Anılara yazdık serüvenleri,
Yaşanan acılar, gerçekler nerde?
Çağın suçlusu kim çıksın ortaya,
Değişik tat verir ekmekte maya,
Şekeri bal yaptık koyduk sofraya,
O kara kovanlar, petekler nerde?
Tadardım köyümde doğal tatları,
Göremem çevremde eski hatları,
Nerde arabalar, hani atları?
Öküzler, katırlar, eşekler nerde?
Bir yatağa üç beş kardeş girerdik,
Ekmeğe şekeri dökerde yerdik,
Bir zeytini hep ikiye bölerdik,
Yoğurtlar, katıklar, külekler nerde?
Değnekten atımız koşar dururduk,
Sünger elimizde serçe vururduk,
Bir orada bir burada olurduk,
İnişler, çıkışlar, dölekler nerde?
Pekmez ile dolar idi küpümüz,
Ocak kullanırdık yoktu tüpümüz,
Toprak damda yaşar idik hepimiz,
Kerpiçler, çoraklar, mertekler nerde?
Soba yoktu ocak, tandır yanardı,
Üzerinde kazanla su kaynardı,
Çoluk çocuk buz keserdi, donardı,
Odunlar, omçalar, tezekler nerde?
Çocuk yalınayak, ayaklar yara,
Hani nerde pabuç var mı ki para?
Odunu ırmaktan toplar fukara,
Calazlar, çöplekler, şelekler nerde ?
Et, süt marketlerden, ekmek fırından,
Hiç birisi vaz geçer mi karından?
Pire eksilmezdi yakalarından,
Dırıldan dikilmiş köynekler nerde?
Bilemedik dönen dönmüş köşeyi,
Biz görmeden kapan kapmış her şeyi,
Bir dikişte bitirirdi şişeyi,
Ayık dolaşmayan erkekler nerde?
Eskiyi andıkça yüreğim sızlar,
Geçmişi yok etti bazı arsızlar,
Pantolon giymezdi o zaman kızlar,
Pazenden dikilmiş etekler nerde?
Sağıcılar öğlen sütü sağardı,
Yoğurdu yayıkta çalkar yayardı,
Çoğunun evinde ağartı vardı,
Koyunlar, keçiler, inekler nerde?
Söylüyorum herkes tuhaf bakıyor,
Musluklardan içilmez su akıyor,
Sünger yatak sırtımızı yakıyor,
Yünden doldurulan döşekler nerde?
Böyle kalkınılmaz yoksul kalırız,
Ne bir santim uzar, ne kısalırız,
Yumurtayı dışarıdan alırız,
Tavuklar, cücükler, pinnekler nerde?
Lazım olmaz dedik yırttık keçeyi,
Şehirlerde arar olduk her şeyi,
Çoktan ihmal ettik bağı, bahçeyi,
Tırpanlar, oraklar, kürekler nerde?
Türlü meyve dolar idi evlere,
Depo yoktu serilirdi kilere,
Herkes sorsa bu soruyu bir kere,
Elmalar, cevizler, cerekler nerde ?
Nevzat ERDOĞAN
Zir.Yük.Müh.
15.09.2010 / Ankara
Dünya kurulalı akar durursun,
Halin soran mı var Hacat Pınarı?
Gemerek yoluna bakar durursun,
Seni gören mi var Hacat Pınarı?
Üzerinde yorgunluğu yılların,
Anlıyorum haklı tüm kaygıların,
Kimse gelmez boşa akar suların,
İçten yaran mı var Hacat Pınarı?
Yerin varmış bir yamaca yaslanmış,
Kürünün yok sağın solun ıslanmış,
Taşların sökülmüş borun paslanmış,
Yaran saran mı var Hacat Pınarı?
Irgatlar bir zaman ekin yolardı,
Sağında solunda insanlar vardı,
Çam bardaklar sularınla dolardı,
Su dolduran mı var Hacat Pınarı?
Başına bir yolcu çıkıp gelir mi?
Susayıp kadrini bilebilir mi?
Biri bir gün sana emek verir mi?
Başka çaren mi var Hacat Pınarı?
Atalarım çok içmişler suyundan,
Babam bahsederdi her zaman bundan,
Sakın ha umutsuz olma yarından,
Kalbin kıran mı var Hacat Pınarı?
Nevzat ERDOĞAN
Zir.Yük.Müh.
15.09.2010/Ankara
Sabit İNCE
- Karaözü Denmiş Ak Olan Yere
Karaözü denmiş ak olan yere,
Sayım DALAK
- KARAÖZÜ'YÜ DİNLİYORUM
Karaözü’yü dinliyorum gözlerim kapalı
Bir çıngar kopuyor erken saatlerde
Kiminin taş kiminin değnek elinde
İşte yine kavga çıktı Siddili’de
İzle sinema, izle tiyatro niyetine.
Karaözü’yü dinliyorum gözlerim kapalı
Önce sataşmalar var usülden
Kıyametin kopacağı göründü ufuktan
Taşlar sopalar havalarda uçuşan
Hepside cesur, yok kavgadan kaçan.
Karaözü’yü dinliyorum gözlerim kapalı
Çoluk, çocuk, kadın, kız birbirine girdi
Ali amcam Hasan dayıya küreği indirdi
Hasan dayı “ulan ayı ben aracıyım” dedi
Ali amcam çaresiz özür diledi.
Karaözü’yü dinliyorum gözlerim kapalı
Bunun üzerine herkesi aldı bir gülme
Kürek kaldı Ali amcamın elinde
Döğüş bitti herkes gitti evine
Bu köyün kavgası bile güzel be!
Karaözü’yü dinliyorum gözlerim kapalı
Hediye dazam kavgalarda başrolde
Birkaç da fedai var onun peşinde
Sebebini öğrensen gülersin belki de
Kavgasız gün geçmez bizim siddili’de.
Karaözü’yü dinliyorum gözlerim kapalı
Hazırlıklar tamam el tetikte duruyor
Çanlar çıkacak savaş için vuruyor
Ben şunu anladım ki
Bunlar hal hatırı kavga ile soruyor.
Sayim DALAK
Karaözü / Şahruh dergisinden alınmıştır.
Sefil SELİMİ
- KARAÖZÜ'NDE
Ne zaman uğrasam aklımı alır,
Aşk muhabbet bulur Karaözü'nde.
Yarenler ahbaplar gönlümde kalır,
Aşk muhabbet bulur Karaözü'nde.
Karayım kara, benzerim kar’a
Ulular yaşamış, aşıklar doğmuş,
Bütün insanları hüdayı bilmiş.
Sanki birbirinden temiz ders almış,
Söz demiş, saz çalmış Karaözü'nde.
Karayım kara, benzerim kar’a.
Yücelerin gine ahbaplık etmiş,
Hepsi birbirinin elinden tutmuş,
Hileyi, hatayı özünden atmış,
Tertemiz insanlar Karaözü'nde.
Karayım kara, dönmüşüm kar’a.
Ey aşığım söyler, hemi de dinler,
Garezler de kini daima önler,
Hepsi de çalışır baş ile canlar,
Çalışkanlar dolmuş Karaözü'nde.
Karayım kara, dönmüşüm kar’a.
Hepsi bir ayna da aynı sıfatta,
Birbirine benziyorlar surette,
Ana caddesi var sanki sırat da,
Yürümüş mevlaya Karaözü'nde.
Karayım kara, dönmüşüm kar’a.
Kızılırmak akar yanı başında,
Sevda fışkırıyor toprak taşında,
Hep insanlar güzel kendi işinde,
Seven sevgi bulmuş Karaözü'nde.
Karayım kara, benzerim kar’a.
Gelmişim bu yere neyi ararım,
İnsan olsam insanlara yararım,
Ben beni yitirdim burdan sorarım,
Sefil Selimi'yi bulmuş Karaözü'nde.
Karayım kara, dönmüşüm kar’a.
Sefil SELİMİ
Türkü sözü Aşık ERFANİ tarafından bizlere iletilmiştir.
Şinası GENÇ
- Bir Yıl Geçti Yine Buluşamadık
- Anadolu Yurdum, Karaözü Köyüm
- Dinle Dostum Nasihatım Var Sana
- Değerler Erdemler Kayıp Olunca
- TOPRAĞI İNSAN KOKARDI DAĞLARINDA
- KIYMAYIN BEYLER KARAÖZÜ'NE
- CAHALLARA BAK
- ÇAĞRI
- YOK EDİLDİN
- İNSAN OLALIM
- ŞİMDİ NEREDE
Yinelendi yarem gurbettekine
Günler aylar geçti buluşamadık
Gelsin şu hasretlik bağrıma girsin
Bir yıl geçti yine buluşamadık.
Karaözü'nden yazdım size haberi
Uzatmayın arayı çabuk gel beri
Sizleri bekliyor horlak, teneli
Bir yıl geçti yine buluşamadık.
Kılıç dağı, Kale selam söyledi
Bu hasretlik bağrımızı dağladı
sılada bekleyenleriniz: Ağladı
Bir yıl geçti yine buluşamadık.
Bakırbucağı'nda kuşlar yanyana
Dönderdim yüzümü; Çorumdan yana
Bu ayrılığa sevenler nasıl dayana
Bir yıl geçti yine buluşamadık.
Keltepe'de şahin adınızı anar
Yanarsa analar daha çok yanar
Sevdalının göz pınarları çağlar
Bir yıl geçti yine buluşamadık.
Yaz geldi; Bağ, Bahçeler şenlendi
Ekilenler sizler için dillendi
Birikti gözümüze yaşlar göllendi
Bir yıl geçti yine buluşamadık.
Kerimoğlu, Kabaklardandır soyum
Dertli yazmaksa değildir huyum
Şinasi dertler bak boğum boğum
Bir yıl geçti yine buluşamadık.
Karaözülü Şinasi
Anadolu Yurdum, Karaözü Köyüm,
Birde insanlığa ulaşabilsek.
Horasan Ardahan’dan geliyor soyum,
Yüceleşen sevgilere ulaşabilsek.
Bağlar onarılsın bülbüller ötsün,
Keltepe’nin başı yeşile dönsün,
Münafık olanların kafası kopsun,
Doğayı sevmeyi öğrenebilsek.
Her şeyi bilmesek biraz dinlesek,
Mağdurun ezginliğini giderebilsek,
Birbirimize destek, el ele olsak,
Ananemizle töreyi yaşayabilsek.
Bırakalım şu sınırları bozmayı,
Ar edelim mahkemelerde gezmeyi,
Yoksullarla şu fakirleri ezmeyi,
İnsanlık yüceliğine ulaşabilsek.
Teneli'nin suyu zemzemden öte,
Kayısıda elmada ötüşsün saka
Üzümle yaprağı tabiptir sana
Bunların kıymetini görebilsek.
Horlak'ı hiç sorma yaylalar hası,
Kaynatarak pekmezi yemeli aşı,
Keltepe'nin hasret kalmasın başı,
Üstüne fidanları bir dikebilsek.
Boyuntarla bülbüllerin yatağı,
Yaşamak isteyenler kurmuş otağı,
Güneş ise burda belli eder sabahı,
Aydınlığın kıymetini anlayabilsek.
Eğercibucağı Kızılırmak'ın kıyısı,
Hastalara ilaçtır sarı hurması,
O topraktan yetişir sebzenin hası,
Yetişeni pazarlarda hep satabilsek.
Gönlüm bunlara hasret, deli divane,
Haneler bomboş çok yerlerse virane.
Dönüp te can versek yıkık örene,
Kollarımızı açıp ta kavuşabilsek.
Şinasi'm özlemin bir gün bitecek,
Gün gelip bülbüller dalda ötecek,
Anlattıklarını tüm Karaözlü görecek,
Ahhh yaratan beyinlere kavuşabilsek.
Şinasi Genç
Dinle dostum nasihatım var
KARAYAZI’ ya ben pancarı ekerim.
Yer altının sularını çıkarır
Bağ bahçeye fidanları dikerim.
Kıraç komam ekilmedik toprağı,
Gübre olur, asla atmam yaprağı,
Çok alırım davarımdan yapağı
KELTEPE’yi çam ormanı yaparım.
Ben darılmam aylak gezen insana,
Çok okuduk ne kar kaldı ki
Cahillikten aydınlığa koşsana,
Yüksek okul taşlarını dizerim.
Boş bırakmam PURKAYA’nın içini,
Doyuracak yöredeki açımı,
Başına toplarsın ana bacı’nı,
Sevgi ırmağını derin süzerim.
Göl de alsın bu nasipten aşı’nı
Toplasın başına bunca kuşunu,
Herkes güzel yapsın yurdun işini,
KALE PARKTA eğlenelim gezelim.
Seyreylerim TENELİ’yi HORLAK’ı
Dalgalansın MAARİFÖZÜ bayrağı,
Unutma ha şu güzelim ÇAKŞAK’I
ŞİNASİ’yim adam gibi yazarım,
Şinasi GENÇ
18.08.2004
KARAÖZÜ
Şinasi Genç
Değerler Erdemler Kayıp olunca
Ne hale geldiğimizi görmediniz mi?
İnsanlığın aslın neslini sorunca,
Nice yolları aştığını görmediniz mi?
Olur mu bir anda yıkılmak yere,
Herkes kavuşmak ister elbette yare,
Çok okumak insana varmaktır çare,
Dünyamız yer değiştirir bilmediniz mi?
Var mıdır insandan usluca varlık
Aşk ile sevdayla gelirse dirlik,
Yıkılmış niceleri sormadınız mı?
İnsanız insanca yaşama hakkım
Ne haldeyiz atalar ayağa kalkın
Her canlı için konulmuş hakkın
Ellerden uçtuğunu görmediniz mi?
ŞİNASİ’yim KARAÖZÜ’dür otağım,
Kalıcı değilim kara toprak yatağım,
Bu alemdeki birkaç salağın,
Bendleri yıktığını bilmediniz mi?
Şinasi GENÇ
01.02.1991 KAYSERİ
TOPRAĞI İNSAN KOKARDI DAĞLARINDA
BÜLBÜLDÜ O İNSANLAR YÜCELİK BAĞLARINDA
ÇAHŞAĞINDA, TENELİSİNDE HORLAĞINDA
SAHTEKÂRI BULUNMAZDI ADAM GİBİ ADAMLAR VARİDİ
HERKES HERKESLERE ADAMDIR DİYE EL VERİRDİ
TİLKİ TAVŞANI ADAMDIR DİYE SAVUNURDU
TARLASINDA TAPANINDA HARMANINI SAVURURDU
YALANCI ŞAHİDİ YOKTU ADAM GİBİ ADAMLAR VARİDİ
YUVA YIKMAZLAR YUVALAR YAPARLARDI
İNSANDILAR ÇÜNKÜ İNSANLIĞA TAPARLARDI
TA ŞARKIŞLA’LARDA BİZLER İÇİN SEBZE SATARLARDI
YIKICI DEĞİLLERDİ ADAM GİBİ ADAMLAR VARİDİ
ANLADINMI BİLMEMKİ BENİM ACİZ ARZULARIMI
NEDEN YAKMAYA KALKMIŞTI BU ADAM KENDİNİ
OKULLAR İÇİNDE ANLAYAN ÇIKMADI DERDİNİ
UKALA DEĞİLLERDİ ADAM GİBİ YÜCE ADAMLAR VARİDİ
SORMA DERDİMİ ADIM ŞİNASİ’NİN GENÇ TARAFI
ONU SIRA DIŞI GÖRMÜŞ EŞİ EVLADI DOST EFRADI
İŞTE BU YÜZDEN İNSANLIĞIN DIŞINDA SAYILDI
AMA ATALARIMDA GERÇEĞİN TA KENDİSİ ADAM GİBİ ADAMLAR VARDI
Şinasi GENÇ
13 Şubat 2010 (bize gelme tarihi)
Kıymayın ey! Beyler Karaözü’ne
Toprağında insanlığın özü yatıyor
Sevdası yakışıyor tüm yöresine
Burada insanlığın özü yatıyor
Yıllar yıllarını kovaladıkça
Sevdalısı yok olana yandıkça
Senede bir Duduoğlu’na vardıkça
Hasret pınarlarının közü yatıyor
El verme istersen elin kırılsın
Taş koyma üstüne kendin görürsün
Bu nedametliğinden nasip alırsın
Tüm toprağında nasip yatıyor
Karaözü’den çıkan nice evlatlar
Göç etmiş bizden, bizim yavrular
Neden hep geride diye söylerler
Her lafın altında elmaslar yatıyor
Bu kadar değerlere darbe vurdukça
Evlatları Karaözü toprağına yandıkça
Hülyalara dalıp gözlerini oydukça
Gözümüzün pınarında insan yatıyor
Özlemim bitmedi bitmez, bitmeyecekte
Hasret bağrımdan kor gitmeyecekte
Bu ateş yüreğimden sönmeyecekte
Beldemin etrafında koca tarih yatıyor.
Bir Atatürk’e yandım birde beldeme
Şinasi dert büyük sakın söyleme
Rezilde ettiler seni dünya âleme
Rezillik ardında da insanlık vardır.
Şinasi genç
16 şubat 2010
Düşmemeli demiştim yaprağa, düştü.
Burası Karaözü, değer tapmaya vermeye.
Şu kafasızlarla, cahilleri olmasa.
Atalarımızın yaptıklarıyla öğündük durduk
Ukala yapımızla baktığımız her yeri kırdık
Atalarımızdan emanetleri satmaya durduk
Cahil kafa yapımızı orta yerlere koyduk
Mecali kalmadı kafamızın sağa sola oynuyor
Tabiî ki yokluktan herkesler birbirini kolluyor
Nerede köy enstitüsü aydın mezunlarımız
Ya da aydınlığa açtığımız okullarımız nerede
Yalan mı? Vermedi mi bugüne kadar Güllü Yayla’sı
Yalan mı? Vermedi mi bu güne kadar Karayazı’sı
Nahatlığı, Kaya Değirmeni etrafı, Kayanınbaşı
Ayıp ediyoruz ey cahiller karanın aydınlık yüzüne.
Bir muhtar kadar veremedik kendi özüne
Ya da feda edemedik bir deli kadar söz ile
Geçti nice nice yıllar borçlar yükü Karaözü’ne
Peçe geçirdik Karaözü’müzün aklaşan yüzüne
Şinasi deli misin sen ya da kendini aydın sanan
Birimisin ki deli dolu yazarsın Karaözü hakkından
Gelenler var Atalarını inkâr eden kendinden
Habersiz serdengeçtiler veya ukalalar
Şinasi GENÇ
04 Mart 2010
Ne güzel oturumun ne güzel yerin
Karaözüm suların ne kadar serin,
Turnalar konaklardı var idi GÖL’ün
Berrakça sularına konamıyorlar mı?
Daha ne desem sana ey Maarifözü.
Aydınlık meşalen yakmıyorlar mı?
Okumak şiarın ilim, fen şiarın,
Okullar harabe mi? Bakmıyorlar mı?
Hani bağlarımızda ötem bülbüller,
Hani reyha salan o güzel güller,
Kimlerden korkar lal olmuş diller,
Konuşmaya dillerin varmıyor mu?
Sulaktır Teneli’nin bağ bahçeleri
Soğukça sulara maliktir dereleri,
İnsanlığa tarih güzel bağ evleri,
Evlerin kapısını açmıyorlar mı?
Horlağı hiç sorma yaylaların hası,
Hülyalara daldırır armudu, elması.
Dallarını kırar kayısı, armut, elması
Yoksa pekmez kazanları kaynamıyor mu?
Bakırbucağı’nda hemde Boyuntarla’da
Dolaşalım elele Bük ile Göl’de
Türkülerini söyle Şahruh köprüde,
Ordu Beli’ni aklınla geçemiyon mu?
Bağ bozumunda söylenirdi türküler
Nerede şelek, beşik taşıyan anneler
Nerede bel, kürek taşıyan koca yürekler
Toprağa suyunu veremiyon mu?
Özünde kara var kara bağlama
Aydın toprağım sakın ağlama
Viranelerini kurtar yürek dağlama
Onurunla yücelere çıkamıyon mu?
Şinasim çok yazma kafan bulanır
Çok söyleme anlamaza ay bacayı dolanır.
Sevgiler var ya yüreklerde yıllanır
Karaözü harabe görmüyorlar mı?
Şinasi GENÇ
9 Haziran 2010
Dinleyin beni aziz dostlarım
Gelin köy tarihin araştıralım
Gelecek nesile miras bırakan
O Bahtiyar Atalardan olalım.
Kimler kurmuş bu güzelim beldeyi
Kimler ilk yeşertmiş bağı bahçeyi
kimler ki konuşmuş güzel lehçeyi
Konuşan, arayan İNSAN olalım.
Laklakıyla geçmesin bu günlerimiz
Daha da şen olsun düğünlerimiz
Birbirine sarılsın ki büyüklerimiz
Düşmanlığı ezmiş İNSAN olalım.
Kin gütme, arkası düşmanlık olur
Sonunda nice nice gencimiz ölür
Sevgide sevdada kötülük mü olur
İnsan yücesine ERDEM olalım.
Kazancını helal al sınır bozmadan
Paran biter mahkemeye gitmeden
Okumuş cahilden hesap sormadan
Erenler kapısına varan olalım.
ŞİNASİ'yim daha çokça yazarım
APTAL beyinliye elbet kızarım
İnsan yapısına değmez nazarım
Gelin İNSANLIĞA MAZHAR OLALIM.
Horlakta tenelide boyun tarlada,
Öterdi bülbüller şimdi nerede?
Helkeleri pekmez ile dolardı
Bağların üzümleri şimdi nerede?
Şen idi bağları meyve dolardı
Kazan kazan pekmezleri kaynardı
Ataların bağrı neşe dolardı
O Şakrak neşeler şimdi nerede?
Kızılırmak köyümü ikiye böler
Şırıldar deryaya şarkılar söyler
Şahruhun adını tarihler dinler
Tarihin sayfaları şimdi nerede?
Köyüm okulları ilim saçıyor
Okur yazarları bilim içiyor
Öğretmeni diyar diyar göçüyor
Uleması yazarı şimdi nerede?
Keltepede şahinleri uçuşur
Tenelide keklikleri ötüşür
Bıldırcınlar seke seke kaçışır
Güvercinler uçmuyor şimdi nerede?
Şinasiye derman idi bu dağlar
Ekilsin, neşelensin bu bağlar
Bedene sağlığı tabipler sağlar,
Doğadaki tabibim ŞİMDİ NEREDE?
Zeki IŞIK
- Sılaya Özlem
İki keci iki koyun
Çesmede soguk suyum
Bir barkacta yoğurdum
YETER
Gurbet burda biter
Karaözü bana yeter
Çalsin davul zurnalar
Bir dublede yeter
Tarladan gelir unum
Sofrada ayran bulgurum
Kayamahle'de dururum
YETER
Almanya burda biter
Köyüm bana yeter
Çalsin davul zurnalar
Bir dublede yeter
Tandıra odun atarım
Kilim serer yan yatarım
bende keyfime bakarım
YETER
Almanya burda biter
Şahruh bana yeter
Vur davula Zeki Işık
Bir dublede yeter
20/05/2006
Hacı DALAK
- ÖZÜMÜZ BİZİM
ÖZÜMÜZ BİZİM
Geldiler, geleceksiniz, gelecek
Herkes kökünü soyunu bilecek
Oğlan everecek kızı verecek
Çünkü beraberdir yolumuz bizim.
Hem türkü söyler hem mey içeriz
Düğün eyleriz halayı çekeriz
Diziliriz harmana mani söyleriz
Bunu böyle bilin töremiz bizim.
Mırık derler aşiretin adına
Doyum olmaz sohbetinin tadına
Bazıları güler güzel ağzına
Geliy gediy der dilimiz bizim.
Orta Asya’dan kalkıp düşüp yola
Ardahan’da Kars’ta vermişler mola
Memleket terk etmek çok zordur ama
Malatya’ya doğru yürümüşüz biz.
Hekimhan’a varınca durmuşlar
GÜVENÇ, ARDAHAN diye köy kurmuşlar
Yüzyıllarca orda devran sürmüşler
BASAK’a da varmış yolumuz bizim.
Hekimhan’da asırlarca durunca
Kıtlık olup insanlar aç kalınca
Barhanayı kağnıya da sarınca
Şahruh’a çevrilmiş yönümüz bizim.
Helalaşmış obasıynan eliynen
Ayrı düşmüş oğlu ile kızıynan
Yüreğinde o dinmeyen sızıynan
Şahruh’a doğru da yürümüşüz biz.
Kangal’da kağnıya vermişler dayak
ZERK’te akrabayız diyenlere bak
Acık öbür tarafta kalmış ya KAVAK
Şahruh’a doğru da yürümüşüz biz.
Yürümüşler Kızılırmak yönünde
Koyunu var keçisi var önünde
Şahruh’u da heybetlice görünce
Burada bir soluk alak demişler.
Köprüyü geçince görmüşler kaya
Aman ha sırtını kayaya daya
Çiğnetme toprağını gelen atlıya
Burası bize yurttur demişler.
Görmüşler oradaki iki özü
Adını da koymuşlar KARAÖZÜ
İşte buraya kurduk köyümüzü
Yurdumuz uğurlu olsun demişler.
Sürüp tarlasını tohum ekerken
Sulak yerlerine ağaç dikerken
Başkası da ordan gelip geçerken
Köprüde yolunu kesen de bizim.
Gene aşirete bir duman çökmüş
Ayrılık başlamış belini bükmüş
Yaşamak burada bize zor demiş
BOZOK’a doğru da yürümüşüz biz.
Bir yanı Akdağ’da bir yanı Aygar
GÖKÇAM’a varır da köyünü kurar
El aşireti halına mı koyar
Orada da düzen bozulmuş bizim.
Haydı demiş Gökçam’dan da yürümüş
Yoldu Bucu gilden bir parça düşmüş
Oranın adına GICILI demiş
Merzifon yönüne yürümüşüz biz.
KUŞSARAY’da dostlar gine buluşmuş
El ele verip de güzel yurt kurmuş
Kimisi göçmüş de kimi de durmuş
SORGOĞLAN’a gitmiş yolumuz bizim.
Merzifon’da ALICIK’a durmuşlar
Mağara’yı da Gürün’de koymuşlar
Akdağa’da VEZİRALAN’ı kurmuşlar
Mecitözü’de KÖRÜCEK de bizim.
KARACA’dan kalkıp gelenimiz var
HIRKA’da ÇIRZI’da bilenimiz var
TATILI’da bizden dönenimiz var
AĞCAŞAR’da aynı olan da bizim.
ACIRLI’dan EVCİ’den de gelmişler
HÖCÜK’lüler de aşireten dönmüşler
Bir kısmına da Maraşlı demişler
Böylece çoğalmış hanemiz bizim.
Pilevne’de Yemen’de şehidimiz var
Yiğit ve kahraman geçmişimiz var
İstiklal harbinden madalyamız var
Çünkü vatanperver soyumuz bizim.
Hünkâr Hacıbektaş Veli pirimiz
Büyük önder ATATÜRK liderimiz
Cumhuriyet ile laiklik ilkemiz
Böyle devam eder yolumuz bizim.
Güfteyi yazarız türkü eyleriz
Bektaşi nefesini pek hoş söyleriz
Semaha döneriz dua ederiz
Biraz dertli inler telimiz bizim.
Hacı Dalak söyleyecek yazacak
Biraz daha arayacak soracak
Nerede bir akraba var bulacak
Çünkü beraberdir özümüz bizim.
Hacı DALAK



