skip to content

 
KARAÖZÜ KASABASI’NIN TARİHİ
 
Karaözü Kasabası, coğrafi konumu itibariyle Kayseri, Sivas ve Yozgat illerinin kesiştiği noktadadır.İç Anadolu Bölgesinin, orta Kızılırmak bölümünde, Kayseri ili sınırları içinde olup bağlı olduğu ilçe Sarıoğlan’dır.
 
Karaözü’de, Kızılırmak üzerinde, tarihi çok eskilere dayanan Şahruh köprüsü vardır. Şahruh köprüsü, Orta Anadolu’nun göç yolunun üzerinde bulunmaktadır. Karaözü’de bulunan eski köprünün de aynı hat üzerinde olmasından buranın merkez olduğu anlaşılmaktadır.
 
Karaözü; hem geçiş noktası üzerinde bulunması, hem önemli bir köprüsü olması, hem de su kaynaklarının bolluğu nedeniyle tarihin her döneminde önem kazanmıştır.
 
Karaözü halkı Oğuz boyu Türklerinden olup önce Kars-Ardahan’a yerleşmişlerdir.  Karaözülüler Kars ve Ardahan’da bir kısım akrabalarını bırakarak daha ileriki tarihlerde Malatya’nın Hekimhan ilçesi çevresine yerleşmişler ve Ardahan Köyü’nü kurmuşlardır. Zamanla çeşitli sebepler yüzünden bir kısmı bölünerek 1790-1800 yıllarında tarihi Şahruh Köprüsü’nün bulunduğu Karaözü köyüne gelmişlerdir. Bu köye ilk yerleşenlere Hüsneliler denirmiş. Hüsneliler, baharın (ilkbahar) köprüden yaylaya giden güzün (sonbahar) geri dönen göçerlerin baskınına uğrar ve yağmalanırlarmış. Hüsneliler, köyün köprübaşında göç yolu üzerinde olması ve sürekli baskınlara uğramaları nedeniyle, 1700 lü yılların sonuna doğru köyü terk etmişler.
 
Bu günkü devam eden neslin dedeleri, Karaözü’ye Malatya / Hekimhan’a bağlı Ardahan, Başak, Çırzı ve Güvenç’ten gelmişler ve Hüsneliler tarafından terk edilen sahipsiz evlere yerleşmişlerdir. Karaözü’nün kuruluş tarihi yaklaşık 1799 yılı olarak tahmin edilmektedir. Bundan sonra Maraş-Hotan’dan, Acır’dan, Çorum’dan gelenlerle birleşerek köyü baskınlardan korumuş ve yerleşmişlerdir. İlk yerleşimler iki büyük çeşme olan Memiş’in pınarı ve Tohum pınarı etrafına olmuştur.
 
Osmanlının son dönemlerine, 1842’lere kadar yerleşik hayat yoktur. Göçebe gezgin yaşam devam etmektedir. Göçebe yaşam sürdürenler, güzün Konya ovasına, baharında Şarkışla yaylasına sürüleri ile göç ederlerken Karaözü’den geçerler. Binlerce koyunla geçerken çevredeki yiyecekleri yiyip, çevreyi yağmalar ve ekinleri talan ederler. Ne bulurlarsa alıp götürürler. Bu dönem zarfında göçebe hayatı yaşayanlar ve eşkıyalar huzur vermez Karaözülülere.
 
Karaözü’ye gelen sülalelerin bazılarından birer ikişer kardeşler, köyden geçen göçerlerin talan etmeleri ve silahlı çetelerin köyleri basmaları sonucunda kendilerini koruyamaz ve bu nedenle her şeyini bırakarak göç ederler. Kardeşlerin biri giderken, kayalıkların içinde barınan ve kendisini saklayabilen diğerleri Karaözü’de kalmışlardır. Yurtlarını terk eden Karaözülülerin pek çoğu Çorum’un köyleri olan Gökçam, Körücek, Kuşsaray’ı kurmuşlar ve bu köylerde yaşamaya devam etmişlerdir. Kuşsaray, Gökçam ve Körücek köyünde yaşayan ailelerden bazıları ile kanbağımız buradan gelmektedir.
 
Karaözülülerden bir kısmının göçtüğü o günlerde (1842); padişah Zorunlu İskân Fermanı çıkartır. Böylece yerleşik hayata geçilir. Karaözülünün burada yaşamaya devam edebilmesinin nedeni padişahın iskân fermanını çıkarması sonucu yerleşik hayata geçilmesiyle göçlerin durmuş olmasıdır. Artık Şahruh Köprüsü göç yolu üzerinde değildir. Yerleşik hayata geçilmesi nedeniyle göç edenlerin sayısı azalır. Baskınlar da azalmıştır. Yerleşik hayata geçildikten sonra yer değiştirmeleri zordur ve kardeşin biri Karaözü’dedir, diğerleri gittikleri yerlerde kalırlar. Zorunlu iskâna başkaldıranlar idam edilir.
 
Göç etmeyip Karaözü’de kalanlar ve göç ettikleri yeri beğenmeyerek geri dönenler bu yasadan yararlanarak artık yerleşik hayata geçerler. Palaları (büyük, uzun, enli bıçak) vardır. Birde ağızdan dolma tek tüfek bulmuşlardır. Bu tüfeğe Karabina derler. Amaçları Karaözü’yü korumaktır. Yerleşik hayata geçildikten sonra Şahruh’tan geçmeye çalışan göçerlerin sayıları az olduğu için Şahruh’tan geçirmezler, geçmez ederler.
 
Karaözü’nün eteklerine kurulduğu ve sırtını dayadığı tepenin üzerinde eskiden var olan kale temellerine rastlanmıştır. Bu kale Orta Anadolu’nun merkezi kalelerinden biridir.  Kale Bizanslılara aittir. Kaledekiler içme suyunu kalenin yanındaki yerden tünel ile inerek aşağıdan alırlarmış. Ancak iki kişinin gidebileceği bir tünel varmış. Açıktan su almaya gidemezlermiş çünkü görünürlerse sefer düzenleyen diğer milletlerin saldırılarına uğrarlarmış.
 
O zamanlar Şahruh köprüsü yokmuş. Şahruh köprüsünün yaklaşık 500 metre (Sivasa doğru) yukarısındaki eski köprü varmış. Şu an yıkık olan eski köprüye (Kızılırmak köprüsü) ait olan köprü ayağı hala durmaktadır. Eski köprünün Bizanslılar tarafından üstü ahşap, altı taş ile yapılmış olduğu ve eskiden göç yolunun oradan geçtiği düşünülüyor.  Daha sonraları tepenin üzerindeki Bizanslılara ait yıkılan kalenin taşı sökülüp götürülerek Şahruh köprüsü yapılmış. Şahruh köprüsü incelendiğinde yer yer sütün başlıkları ve ayaklar kullanıldığı görülür. Şahruh Köprüsü, Karaözü için çok önemlidir. Korkuluk taşları arasında bulunan “Kulunç Taşı’na”  sırt verilerek dilek tutulduğu ve bu dileklerin gerçekleştiğine inanılır (Karaözü / Tarihimiz / Şahruh Köprüsü’nün tarihi kısmında Şahruh Köprüsü ile ilgili bilgiler mevcuttur)
 
Karaözü’de sükûnet sağlandıktan Daha sonraki tarihlerde, çevre köylerden tek tek gelip yerleşenler olur.
 
Yerleşik hayata geçtikten sonra, sular kanallara alınarak sulu tarıma geçilmiştir. Hayvan beslemeye, bağ ve bahçe işleri ile uğraşmaya başlanmış, değirmenler yapılmıştır.  
 
Köy odası gerektiğine karar verilmiş ve inşaatına başlanılan köy odası binası 1928 yılında tamamlanmıştır.
 
Karaözü’de 1929 yılında İlk okul eğitim ve öğretime başlamıştır. İlk okul 1929 yılında şimdiki sağlık ocağının yerinde açıldı. Sonra yeni binasına taşındı.
 
Eğitimi ciddiye alan Karaözü 1928 yılında köy odası olarak yaptırılan binayı daha sonra genişleterek 1930 yılında beş sınıflı ilkokula çevirir. 1930 yılının yaz aylarında okula yeni derslikler ilave etmek için güdük (kalın ağaç gövdesi) gereklidir. Bunun için caminin sonradan yapılan ek avludaki güdüklerini sökerler ve okula taşırlar.
 
Daha sonraki yıllarda Karaözlüler toplanırlar ve yeni bir okul gerektiğine ve okul için en uygun yerin mezarlık olduğuna karar verirler. Herkes kendisine ait mezarı yeni mezarlığa taşır.  Bütün köylüler ellerinden geldiği kadar maddi ve manevi okul yapımına yardımcı olurlar. Sütlerini, yoğurtlarını satıp toplanan parayı valiye verirler. Günlük işlerini bitiren dedeler, babalar, analar, bacılar ve çocuklar;  çakıl, kum, harç, tuğla, kiremit taşımak için okul yapılan yere giderler. Okul inşaatında çalışan ustalara günlerce yemek taşırlar. Sonunda Devlet ve halk yardımlaşması ile 1957 yılında yeni bir okul yaptırır ve bu binayı ortaöğretime devrederler. Ortaokul olarak hizmet veren bu bina 1978 yılından sonra  lise olarak ta kullanılmıştır. Lisemize, 08 Ekim 1996 günü 9.uncu Ana Jet Üs 192 Filo Komutanlığında görevli iken Şehit olan, Hava Pilot Yüzbaşı Nail Erdoğan’ın ismi verilmiştir.
 
1998 yılında sekiz yıllık zorunlu eğitimin başlaması ile ilkokul ve ortaokul birleştirilmiş ve ilköğretime dönülmüştür. Bu günkü ilköğretim binası 2001 Şubat ayında hizmete girmiş ve okulumuza daha sonra  Hakkari’nin Çayırlı Karakolu’nda vatani görevini yaparken 04/07/1996 tarihinde şehit olan Er Mustafa Toçuoğlu’nun  adı verilmiştir. 2001-2002 eğitim-öğretim yılında anasınıfı açılmıştır.
 
Karaözülüler kuruluşlarından beri okumaya büyük önem vermişler, aralarından yetişen molla, hoca lakaplarını alan okuryazarlarının sayesinde okuma, yazma öğrenmişlerdir. Okuma yazma biliyor olmaları nedeniyle I.Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşı’nda yüzbaşı, teğmen (mülazım), baş çavuş, bölük emini olarak görev yapanlar çoktur. Pek çoğu savaşlarda şehit olmuş bir kısmı ise gazi olarak köylerine dönmüşlerdir.
 
Pazarören köy enstitüsü 1940 yılında açılmış ve Karaözü bu okula ilk yıl 17 öğrenciyollamıştır. Daha sonra Pamukpınar ve Hasanoğlan köy enstitüleri de açılmış olup Karaözünün bu okullardan toplam mezun sayısı 61’dir.
 
Karaözü’ de bulunan okullara çevre köy ve beldelerden öğrenciler gelmektedir. Okur yazar oranının yüksek olması nedeniyle eğitim ve kültür düzeyi yüksektir ve bununla iftihar edilmektedir. Karaözü eğitime çok önem vermiş olup yaptığı yatırımın semeresini doktor, avukat, müfettiş, öğretmen, subay, polis vb. evlat yetiştirerek görmüştür.
 
Kasabalılar tarafından kurulan dernekler vasıtasıyla kitaplar ve dergiler yayınlamışlardır. Bunlardan biri de Karaözü Kültür Derneği’nin çıkardığı “Şahruh” isimli dergidir.
 
1952 yılında köy için gerekli olduğuna karar verilmiş ve Kooperatif kurulmuştur.
 
Karaözü, idari yönetim bakımından 1953’e kadar Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı kalmıştır. 1953 yılına kadar Şarkışla’ya bağlı olan Karaözü, bu tarihten sonra Sivas’ın Gemerek ilçesine bağlanmış ve 1978 yılına kadar Gemerek ilçesine bağlı kalmıştır.
 
1957 yılında Karaözü köyünün nüfusu 2000 i aşmış ve kasaba statüsü kazanmıştır. Bundan sonra kasaba elektriğe ve suya kavuşmuştur. 
 
Karaözü kasabası; 1978 yılında yapılan halk oylamasıyla, Kayseri ili Sarıoğlan ilçesine bağlanmıştır. İl değiştirmenin en büyük sebebi;  Kayseri ilinin Sivas’a göre daha yakın olması ve Kayseri’nin ekonomik (ticaret, sanayi) açıdan daha gelişmiş olmasıdır.
 
1989 yılında belediye yeni hizmet binasını yaptırmış, bugüne kadar bu binada hizmet vermiş ve hizmet etmeye de devam etmektedir.
 
2008 yılında Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonucu, iktidarın nüfusu 2000'in altındaki beldelerin kapatılması yönündeki uygulamaları, aynı durumda olan diğer belediyeler gibi Karaözü için de sorun oluşturmuş, Karaözü'nün belediyelikten düşmesi söz konusu olmuştur. Dönemin belediye başkanı Çakır GENÇ gerekli süre içerisinde hukuki mücadeleyi başlatmış, bu mücadele sonucunda Danıştay'ın 30.12.2009 tarihinde verdiği kararla Karaözü belediye olarak kalmıştır. 
 
Karaözü’nün; Gazipaşa ve Mustafa Kemal Paşa olmak üzere iki mahallesi vardır. Çevresinde iki kasaba ve  sekiz köy bulunur.
----------------YENİ İLAVE------------------------

Kanun No. 6360                                                                                                        

Kabul Tarihi: 12/11/2012

Büyükşehir belediyesi kurulması ve sınırlarının belirlenmesi

MADDE 1 – (1) Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde, sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulmuş ve bu illerin il belediyeleri büyükşehir belediyesine dönüştürülmüştür.

(2) Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Sakarya ve Samsun büyükşehir belediyelerinin sınırları il mülki sınırlarıdır.

(3) Birinci ve ikinci fıkrada sayılan illere bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır.

Karaözü Kasabası ise 3.ncü madde gereği, Sarıoğlan’ın bir mahallesi olmuştur.

 

6/12/2012 tarihli ve 28489 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6360 sayılı On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile ilk mahalli idareler genel seçiminden geçerli olmak üzere;

 

Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İzmir, KAYSERİ, Konya, Mersin, Sakarya ve Samsun büyükşehir belediyelerinin sınırları da bu kanunla il mülki sınırları olmaktadır. Bu nedenle bu illere bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılarak, köyler mahalle olarak, belediyeler (KARAÖZÜ BELEDİYESİ) ise mahalleleriyle (MUSTAFA KEMAL PAŞA , GAZİ PAŞA MAH. ) birlikte ama belde ismiyle (KARAÖZÜ) Tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin (SARIOĞLAN) belediyesine katılacaktır.

 

Bu yasayla birlikte 29 Büyükşehir belediyesinde toplam 1.023 belde belediyesi,16.082 köy kaldırılmaktadır.(Bunlardan 9.652 tanesi orman köyüdür.) 

KARAÖZÜ Kasabası’nın MUSTAFA KEMAL PAŞA ve GAZİ PAŞA MH. Olmak üzere  iki mahallesi var idi. Bu kanun çerçevesinde 2014 Mart yerel seçimlerinden sonra, Sarıoğlan ilçesinin KARAÖZÜ mahallesi olarak tarihlerde yerini alacak. 

------------------------------------------------------

 
Karaözülüler; Bir millete kendine güvenme ve dayanma duygusu veren, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan büyük önder Atatürk’e, Atatürk devrimlerine ve gücünü dayanağını kişi, grup ve sınıf egemenliğinden değil, geniş halk kitlesinin bütününden, millet iradesinden alan Cumhuriyet rejimine olan hayranlığını göstermek amacıyla, Karaözü meydanında bulunan muhteşem Atatürk heykelini yaptırmıştır.

Karaözü’de ilköğretim okulu, lise, halk kütüphanesi, postane, sağlık ocağı, Jandarma karakolu, demiryolu istasyonu, parti temsilcilikleri, tarım kredi kooperatifi, akaryakıt istasyonu, restoran ve alışveriş marketleri bulunmaktadır.

Karaözü adı: Bir düşünceye göre Karaözü’nün kelime anlamı göze, kaynak suyu anlamındadır. Karaözü’nün iki büyük çeşmesi (Tohum Pınarı ve Memiş’in Pınarı) vardır. Bu iki çeşmenin suları bulundukları yerden dereye doğru akar. Bu suyolu uzaktan iki şerit halinde gözükür ve bu durum farklı bir görüntü oluşturur. O nedenle de buraya Karaca Öz, köye de Karaözü denilmiş.
 
Başka bir düşünce ise; "Kara", Türkçe'de siyahı, soyluluğu gösterir ve Han, yöneticilere verilen Tanhu, ve İlbey gibi Türkçe bir unvandır. Kara aynı zamanda kuvvetli, cesur, ululuk, yükseklik ve üstünlük anlamına gelmektedir. “Kara” eskiden Türklerde Kara, Kızıl, Ak ve Gök olmak üzere dört yönü temsil etmektedir. Kara, kuzey tarafını gösterir. Bazı yerleşim alanlarının Kara (kuzey) yönü Türk kapısıdır. O nedenle bu isim alınmış olabilir.
Coğrafi yapısı: Karaözü, Kızılırmak kenarına yerleşmiş olup etrafında yüksek tepeler vardır. Doğusunda Kılıç Dağı vardır ve bu etrafındaki dağların en yükseğidir. Kuzeyinde Kılıç Burnu, Deli Bayır, Güneyinde ise Boz Tepe, Çorak Tepe ve Kargasekmez tepesi bulunur.
 
Karaözü’nün ilklimi ve bitki örtüsü: Yazları sıcak ve kuraktır. Kışları ise soğuk ve kar yağışlıdır. Yağmur daha çok ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde görülmektedir.
 
Bitki yapısı: Karasal iklim gereği yağışlar azdır ve bu nedenle doğal bitki örtüsü bozkırdır. Karamıh çalısı, keven, ebemgümeci, üzerlik, alıç, kuşburnu, girebolu yöremizde yetişen bitkiler arasındadır. Fakat kasabada meyveciliğin ve bağcılığın yaygın olması, kavak ve söğüt ağaçlarının bol olması nedeniyle kasaba sınırları içerisinde kalan alan yeşil bir örtü ile kaplıdır.  Bu yeşil alanın yaratılmasında Kızılırmağın payı büyüktür.
 
Yerleşim: Eskiden evler kerpiçten yapılırmış ama kerpiç evler günümüzde kullanılmamaktadır. Evler genellikle yığma kâgir ya da betonarme şeklinde yapılmakta ve bir ya da birkaç kattan oluşmaktadır. Her evin kendine ait bahçesi vardır. Bahçesi olmayan evin sayısı çok azdır. Kışın evlerde odun ya da kömür sobaları kullanılarak ısınılır.  Kaloriferli evlerin sayısı az da olsa vardır. Kasabadaki evlerin çoğunluğu, ülkemizde ve dünyanın değişik ülkelerinde ikamet eden kasabalılar tarafından yazın kullanılmak üzere yaptırılmıştır.  Kasabanın kış aylarındaki nüfus sayısının azalması buradan kaynaklanmaktadır.
 
Geleneklerimiz: Yöresel gelenek ve göreneklerin bir kısmına devam ediliyor olmasına rağmen pek çok geleneğimiz devam etmemektedir. Kasabamızda yapılan Düğünlerimiz, tamamıyla aynı olmasa da geleneklerimize uygun olarak yapılmaya çalışılır.  Daha önceki geleneklerimizin bazıları Karaözü / Geleneklerimiz başlığı altında açıklanılmaya çalışılmıştır.
 
Halkın geçim kaynakları: Halkın geçim kaynağını genel olarak çiftçilik oluşturur. En çok  buğday, arpa, şeker pancarı yetiştirilir. Sebze ve meyvecilikle de uğraşılır.  Bağcılık vardır ama eskiden olduğu kadar çok değildir. Kasaba halkının çoğu kasaba dışında yaşamakta olup kasabaya geri dönenlerin ise geçim kaynakları genellikle emekli maaşlarıdır.
 
Hayvancılık: Karaözü halkı eskiden yoğun olarak koyun ve sığır yetiştirirlermiş. Tavuğu olmayan yokmuş. Günümüzde o kadar yoğun olmasa da hayvancılık halkın geçim kaynakları arasındadır.  Kasabada az da olsa arıcılık ve balıkçılıkta yapılmaktadır.
 
El sanatları: Eskiden tezgâhlarda kilim, çuval, çadır, heybe vb. dokunulmaktaydı. Şu an el işleri ve giyim eşyaları örülmektedir.
 
Ulaşım: Sivas Kayseri demiryolu hattı Karaözü’nden geçer. Kasabamızın çevre il, ilçe, kasaba ve köylerinin çoğuna asfalt yol ile gidilmektedir.
 
Sağlık: Kasabamızda sağlık ocağı bulunması nedeniyle, kadrolu doktor, ebe, hemşire ve ambulans mevcuttur.
 
Şenlik: Her yıl Temmuz ayının 3.hafta sonu “Karaözü Kültür ve Sanat Etkinlikleri” adı altında etkinlikler düzenlenmektedir. 
 
Doğal Güzellikleri: Tarihi Şahruh köprüsü, meyve bağları, Kalepark, Çahşak, mağaralar, Pınarlarımız (Memişin Pınarı, Tohum Pınarı, Ağ Pınar ve diğerleri)  ve Kızılırmak görülmeye değer tarihi ve doğal güzelliklerimizdir.
 
KAYNAKLAR:
  1. http://sarioglan.meb.gov.tr sitesinden yararlanılmıştır.
  2. http://tr.wikipedia.org sitesinden yararlanılmıştır.
  3. http://www.karaozu.bel.tr sitesinden yararlanılmıştır.
  4. Eğitimci, araştırmacı, yazar Ahmet Özerdem’in Tarihi, Kültürü, Folkloruyla Karaözü adlı kitabından yararlanılmıştır.

=====================================================================================

 KARAÖZÜ’YÜ YÖNETENLER 

1800’lü yıllarda atalarımız Karaözü’ye gelip yerleştikten ve yerleşik hayata geçtikten sonra ilk olarak kendilerini yönetecek kişiyi seçmiş ve kendilerini yönetecek kişilere Kâhya adını vermişlerdir. 

Seçilen kişilerin Görevleri genellikle; vergi, aşar toplayan görevlilere yardımcı olmak, askerliği gelen gençlerin askerlikle ilgili işlemlerini yürütmek gibi halkla devlet arasındaki ilişkileri yürütmekti. İmece ile köy yollarını, sulama kanallarını yapmak, büyükbaş ve küçükbaş hayvan sürülerine çoban bulmak, ekili dikili alanları korumak amacıyla korucu tutmak, insanların birbirleri ile ilişkilerinde hak ve hukuka uymalarını sağlamak vb. de Kâhya’nın görevleri arasındaydı. 

Karaözü önce Kâhya’lar, daha sonra Muhtarlar kasaba olduktan sonra ise Belediye Başkanları tarafından yönetildi. 

1957 yılında Karaözü köyünün nüfusu 2000’i aşmış ve kasaba statüsü kazanmıştır. 14.03.1957 Pazar günü belediye meclis üyelerinin seçileceği duyuruldu. Propaganda dönemi olsun, seçim günü olsun çok çekişmeli geçti. Oylar kullanılıp seçim sonuçlandığında Demokrat Parti’den on, bağımsızlardan iki kişinin meclis üyeliğini kazandığı anlaşıldı. (Cumhuriyet Halk Partisi yurt genelinde yerel seçimlere girmeme kararı aldığından, bağımsız gruplar oluşturarak seçimlere girmişlerdi.)  

2008 yılında Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonucu, iktidarın nüfusu 2.000’in altındaki beldelerin kapatılması yönündeki uygulamaları, aynı durumda olan diğer belediyeler gibi Karaözü için de sorun oluşturmuş, Karaözü’nün belediyelikten düşmesi söz konusu olmuştu. Dönemin belediye başkanı Sayın Çakır GENÇ gerekli süre içerisinde hukuki mücadeleyi başlatmış,  bu mücadele sonucunda Danıştay’ın  30.12.2009 tarihinde verdiği kararla Karaözü belediye olarak kalmıştır. 

Günümüze kadar Karaözü’yü yönetenler; 

KARAÖZÜ’DE KAHYA’LIK YAPANLAR:

  1. Hıdır Kâhya: (Kabak, Mert, Yiğit, Türker, Aslantürk soyadı taşıyanların dedeleri.
  2. Kadir Kâhya (Erdoğan)
  3. Nebi Kâhya (Ekici)
  4. Mehmet Kâhya (Doğanay)
  5. Hasan Kâhya (Çakıcı)
  6. Ali Yusuf Kâhya (Yılmaz) (Aslan)

Cumhuriyet döneminde de;

  1. Feyzullah Kahya (Taşyürek)
  2. Hüseyin Kahya (Aslan)

Veli Dalak (Veli Efendi); 1926 yılında yedek subay olan Veli Dalak (Veli Efendi) bu görevi yüklenince kendisine muhtarlık ünvanı verilmiştir. 

KARAÖZÜ’DE MUHTARLIK YAPANLAR:

  1. Veli DALAK                     1926 – 1929
  2. Murtaza AVCI                  1929 – 1932
  3. Hasan SEVEN                1932 – 1934
  4. Mehmet ASLAN              1934 – 1936
  5. Veli DALAK                     1936 – 1938
  6. Hasan SEVEN                1936 – 1942
  7. Hamza ÖZTÜRK             1942 – 1950
  8. Mehmet DOĞANAY        1950 – 1954
  9. Battal DOĞANAY            1954 – 1957  

Belediye meclisine seçilen ilk asil üyeler:

  1. Haydar ARGÜDER (Belediye başkanı)
  2. Hasan YAPICI
  3. Mehmet DOĞANAY
  4. Kamber KELEK
  5. Himmet AVCI
  6. Ahmet ÇAKICI
  7. İsmail ÖZTÜRK
  8. Halil SEVEN
  9. Kadir ERDOĞAN
  10. Mustafa IŞIK
  11. Mustafa TATAR (Bağımsız)
  12. Halil YAPICI (Bağımsız)

   KARAÖZÜ’DE BELEDİYE BAŞKANLIĞI YAPANLAR:

Haydar ARGÜDER ...........  14.03.1957 – 27.05.1960       Demokrat Parti

Hüseyin BAĞCI   ..............  1960 - 1961                         Atama

Halil BAL  ........................                                            Atama

Hasan Ali DOĞANAY........   17.11.1963 – 02.06.1966      Bağımsız

Hasan Hüseyin DALAK.....   1966 - 2.6.1968                   Cumhuriyet Halk Partisi

Haydar ARGÜDER  ..........   02.06.1968 – 9.12.1973       Bağımsız

Hasan KARAHAN ............   25.12.1973 – 11.12.1977     Cumhuriyet Halk Partisi

Ali ERGİN .......................   11.12.1977 – 16.07.1981      Cumhuriyet Halk Partisi

Zeki VURALLI .................                                              Atama

Veli ÖZTÜRK ..................    27.7 -18.11.1983                  Atama

Alişir ERDOĞAN..............                                              Atama

Çakır GENÇ ...................     25.03.1984 – 26.03.1989      Doğruyol Partisi

Çakır GENÇ ...................     23.03.1989 – 27.03.1994      Anavatan Partisi

İzzet AVCI  ....................     27.03.1994 – 22.04.1999      Cumhuriyet Halk Partisi

Sabit Zeki ARGÜDER .....     22.04.1999 – 28.03.2004      Demokratik Sol Parti

Çakır GENÇ .. ................     29.03.2004 – 29.03.2009      Adalet ve Kalkınma Partisi

Şener TATAR .................     29.03.2009 - …………          Cumhuriyet Halk Partisi

 

KAYNAK: Karaözü / ŞAHRUH dergisi.

 -------------------------------------------------------

 

KARAÖZÜ TARİHİNİN BİR BÖLÜMÜNÜ FİKRET OTYAM’DAN ÖĞRENELİM
Kitap adı: HÜ DOST
Yazar     : Fikret OTYAM
Önce Cumhuriyet gazetesinde yayımlandı (1963), sonra da 1964 yılında Ankara Gazeteciler Cemiyeti yayınları arasında kitap olarak çıktı.
Karaözü’yü anlatan bölüme geçmeden önce Kitaptan kısa bir giriş yapalım isterseniz:
       Arif Sağ ile odasında konuşurken, O, ağabeyim Nedim Otyam’a şöyle diyordu:
       “Biz , bu canı çok severiz. Yıllar önce, ama yılar önce Alevilerin sorununu ilk kez ele almış, Hü Dost yazı dizileriyle gönüllerimizi fethetmişti, bunu unutmuyoruz…”
       “Üstelik bir Yezid olarak” diye ekledim! Arif bu sözüme şiddetle karşı çıkmış nedenlerini de sıralayarak.
       Nazım Hikmet can, Bakü Darülfununu’nde yaptığı konuşmanın bir yerinde, “Hiç kimseyi yüzüne karşı övmeyiniz, övene değil, övülene zordur” diyordu.
       Hü Dost, bilimsel bir araştırma, yorum kitabı değildir, gazete okuruna bazı gerçekleri, doğruları, asırlık haksızlıkları, acıları kapsayan röportaj-anlatı kitabıdır, belki yanlışlarıyla, eksiklikleriyle yine de bir sevi aşısıdır. (Hü Dost, Sh. 7)
 
Fikret Otyam’ın gezdiği köyleri yaklaşık birer sayfa anlattığı “Hü Dost” kitabının 125 - 135’inci sayfalarında sıra KARAÖZÜ’yü anlatmaya gelmişti. Aynen aktarıyoruz:
 
GEL GEL EFENDİM
       Duydum ki Sivas’ın Gemerek ilçesine bağlı bir Karaözü köyü var imiş… Ama hangi birine yetersin? Ol köyün istasyonundan on beş gün önce geçmiştim… Duyduklarım beni bu köye gitmeye zorladı. Haritayı açıp, şapkayı yana koyup rotayı yeniden düzenledik. Geçtiğim yerleri yeniden geçmeden Karaözü’nü de programıma kattım. Ama ne iyi etmişim efendim, gül yüzlüm, tabibim…
 
       YÜRÜ BRE YALAN DÜNYA BEN ÖTENE YETEMEDİM
 
                                                                       “Göğde uçan kılavuzsuz kuş olmaz
                                                                        Kötülük edene sen iyilik eyle.
                                                                        Arif herkesin dilice söyle…”
       Jeepten atlar atlamaz ilk gördüğüm şu: Kavaktan yapılmış bir “tak-ı zafer”, Jeepin etrafını saran efendi insanlar… Tak-ı Zafer söğüt, kavak dallarıyla süslenmiş… Hemen yazayım, aylardan Nisan 25… Gün batıyordu. Jeepten inen diğer dostlar, çevrelerini saran kişilerle yürürken bir heyecan içinde fotoğraf makinasının çantasına sarıldım. O çalıçırpılarla süslenmiş (!) tak-ı zaferin fotoğrafını çektim ilk olarak…
       Yanıma bir genç geldi, sıkılarak:
       “Siz” dedi, “Fikret Otyam mısınız?”
      Daha sıkılarak:
      “Evet” dediğimi şu satırları yazarken hatırlıyorum. Üst üste çekilmiş fotoğraf gibi, silik, yaşamasız. Utandım…
      “Ben” dedi, o delikanlı, dost gülücüklü (Ahmet Arif, şair dostum, kulağın çınlasın) o dost gülücüklü delikanlı, “Bildim” diye devam etti; “Gazetelerde çıkan fotoğraflarınızdan bildim sizi… Hoş geldiniz ya dost…”
      Dönelim biraz geçmişe… Sivas’ta bir gazeteci meslektaşımın yanındayken “Karaözü” diye bir köy duymuştum. Ama çoktan geçmiştim o yerleri… Bir ay dolaştım, sonra yine vardım Kayseri’ye o duyduğum Karaözü köyüne gitmek için! İşte o köydeyim, gün batıyordu, zor bela vardığım Karaözü köyünde. O çalıçırpılı tak-ı zaferin resmini çektikten sonra yirmiye yakın daha fotoğraf çektim. Ve efendim, güzel yüzlüm, tabibim, sultanım gün battı ben resim işini bitirdikten sonra… Ayıptır söylemesi tek ampul vardı çantamda, bütün acım buydu. Ertesi gün değil hemen o gece de dönmem gerekiyordu.
 
GENERAL GÜVENTÜRK
 
      Gittiğim her yerde “Atatürk Paşası” diye bir paşadan söz edildiğine tanık oldum. Bu, Doğu Menzil Komutanı Faruk Güventürk idi. “Atatürk Paşası’nı ziyaret ettim. Kayseri’ye ikinci varışımda. Otobüsümün kalkmasına bir saat vardı. O’na Karaözü köyünden söz ettim, duyduğum kadarını anlattım. Atatürk Paşası, “ben de seninle geleceğim” dedi. Geldi de… Ne var ki bizi götüren jeep “hart” edip çamura gömüldü köye 16 kilometre kala! Paşa’yla döndük Gemerek ilçesine yayan! Gün batmaya hazırlanıyordu. Aklım, fikrim Karaözü köyündeydi. Gemerek ilçesinin memurlar kulübüne girdik “Atatürk Paşası” ile, herkes pişpiriğe vermişti kendini çılgınlar gibi. Neden sonra etrafımızı aldılar, Paşa’dan “Atatürk için bir konuşma istediler”. Atatürk Paşası “Ben” dedi, “Türk geleneğini ihmal edip içeri giren bir Türk subayına, bir vatandaşa, bir halk çocuğuna merhaba demeyen kimselerle Atatürk hakkında konuşmam… Kaç kitabınız var salonda?” Tıs yok! Ve efendim, gül yüzlüm, tabibim, sultanım, dost gülücüklüm, O Paşa’dan bir Atatürk büstü istediler. “Sen herkese dağıtıyormuşsun paşam, bizim Gemerek’te Atatürk büstü yok, siz temin edin…” Atatürk Paşası iyice kızdı. “Atatürk’ü sevmek büst istemekle pişpirik onamakla olmaz. Ama size bir büst göndereceğim.”
     
VER ELİNİ KARAÖZÜ
 
      İşte o sırada benim illaki Karaözü köyüne gitmek istediğimi anlayan Gemerekli aydınlar (çevremiz hep aydın doluydu…) bir jeep ve efendi şoförünü ayarladılar. Paşa ile vedalaşıp yola koyuldum. Çamura bata çıka Karaözü köyüne vardık dört aydın ile “Tak-ı zafer’i görünce başladım resim çekmeye. O iş bitti de yarenliğe vurduk kendimizi… Balığın karaya vurduğu gibi. Nasıl mı? Size bu yarenliği eksiğiyle anlatırım, sunarım… Şöyle ki:
 
ORTAOKULU OLAN KÖY…
 
      Okuduğunuz şu satırları aynen gezi günlüğünden çıkardım, edebiyat faslını bir yana atıp o notlarımı aynen, sıra düzen gözetmeden size aktarıyorum:
      “Tak-ı zafer”i sordum bu neden diye? “Bey” dediler, “Bunu 23 Nisan için yaptık.” “Neden yıkmadınız, 23 Nisan geçti?” “En büyük bayram var önümüzde iki tane… 19 Mayıs ve 27 Mayıs. Onun için sökemedik. O mutlu günlerde de en güzel nakışlı kilimlerimizle süsleyeceğiz, yeşil dallar takacağız ve altından geçecek çocuklarımız, halkımız…”
 
OKUL HİKÂYESİ BİR…
 
      “Efendi, dediler bana, biz ilkokulu 1914 yılında yaptık. Sonra savaş çıktı, savaş çıktı da yarım kaldı. 1928’de ilkokulumuz faaliyete geçti. Civarda o yıllar hiç okul yoktu. Ve yeni harfleri öğretmeye, daha doğrusu öğrenmeye başladık. Biz yaptık okulu, biz Karaözü köylüleri.”
      Dikkat edin yıl 1928, bir köy ilkokul yapmış, sırtında taş, kum, çakıl taşıyarak ve yeni harfle eğitime başlamış.
      Şimdi yıl 1963’ün Nisan’ı… 23 Nisan geçeli birkaç gün olmuş. Halkın %98’i okur-yazar yeni harflerle. Geriye kalan %2’si de kötürüm, yaşlı, hasta… 15 yıl içinde 347 memur vermiş ülkeye. Bunun 132’i öğretmen. Neden öğretmen? Halk okuyup yazmayı, okutup yazmasını seviyor. Civarda Köy Enstitüsü var, Pazarören. Millet oğulcuklarını, kızlarını, okusun okutsun diye onların deyimiyle “Enstitü Mektebi”ne vermiş. Okuyanlarından 82 tanesi Devlet Demiryolu memuru. Köyün istasyonu var, adı Karaözü, istasyonundan iki kilometre uzaklıkta bir köy belediyesi olan. Yemyeşil bir köy, zümrüt, 4 sağlık memuru yetişmiş buradan, 37 subay, kolu terfiyeli, omuzu rütbeli… 44 sağlık memuru, ebe, hemşire… 15 bankacı, 2 polis, 13 tarımcı.
 
YETER Mİ, SAYAYIM MI?
 
      Sayalım 6 yüksek okulda öğrenci, 8 lisede, 48’i öğretmen okulunda, 7’si sağlık kolejinde, 4’ü Devlet Demiryolları Meslek okulunda, 2 tane de Yapı Sanat’ta, 5 delikanlı Tarım Teknik’te, 3 askeri lise ve astsubay okulunda, yüzden fazla da ortaokullarda olmak üzere iki yüze yakın okuyan Karaözü’lü var…
 
OKUL HİKÂYESİ İKİ…
 
      Altı yıl öncesindeyiz… Karaözü’lüler toplanmış bir kahvede. “Bu okul yetmiyor dostlar. Yeni bir okul yapmalıyız köyümüze… Okumadı mı bir insan, koyuver peşini… Okumak gerek… Her şeyin başı okumak…” Böyle derler ve o gece karar verirler... Köye yeni bir okul gerek. Analar, bacılar, dedeler, gün yüzlü bebeler, hemen o gece, o mutlu gece bir karara varırlar. “Karaözü Köyü Okul Yaptırma Derneği” kurulur. Köyün en iyi yeri mezarlıktır. Nitsinler, ölüye saygı gerek, ölüye saygı gerek ama bu diriye saygısızlık demek değil ki! Mezarlığın yeri okul için biçilmiş kaftandır tam deyimiyle… Karar verilir. “Ölülerimiz daha iyi bir yere, daha uzak bir yere taşınacak, burada bir okul yükselecek, razı olmayan var mı ey canlar, ey dostlar, var mı?” Bir koro aynen bir koro gibi: “Yok!”
 
İŞ BAŞLIYOR
 
      Herkes mezarı taşıyor saygıyla, kemikleri taşıyor… Ve birkaç gün sonra bir buldozer geliyor Sivas elinden.. Homurtularla çalışıyor mezarlıkta… Dağlar, taşlar yığılıyor, taşınıyor… Ekip gündüz çalışmada… İşi bir an önce bitirmek gerek.. Bunun için ne gerek? Yeni bir gece ekibi… Gece ekibine ne gerek? Para gerek davranın canlar, davranın dostlar, davranın bre, yeni bir buldozer operatörü gerek… O da bulunuyor… Şimdi Sivas’ın Gemerek ilçesinin Karaözü köyünde gece de gündüz de dev bir alet toprakları kürümede, dağları, taşları piç gibi atmada… Bu adamlara ne gerek? Yiyecek gerek, bu adamlara içecek gerek, bu adamlara tatlı dil gerek. Yiyecek bizde, içecek bizde ve tatlı dilin hası bizde… Kaz bre dost, kaz bre buldozer çabuk kaz… Ve dostlar ve canlar, bu Sünni inanışlı operatörler buldozer işleticileri, bu Alevi, dağı taşı Alevi olan Karaözü köyü için, bu köyün halkı için fazla para istemeden, tatlı diline, açık ve dürüst eline, namuslu beline, bütün bunların aşkına geceyi gündüze katıp yerle bir ederler, mezarlığa okul için Temel atılır… Davullar dövülür, zurnalar öter ırlam ırlam… Türküler çığrılır:
      “FIRAT KENARINA KURDUM KAZANI
      BEN SEVERİM OKUYANI YAZARI…”
      Kimse alınmasın, kimse gülmesin… Temel atma töreninde zamanın valisi ötede ağlamadadır.. Kimdir bu ağlayan Vali? Ayağı çizmeli, başı kasketli.. Ne var ki “ben” demiş “tören isterim”, tören sever ama bunun yanında iş sever bir vali… “Sen” demişler, “bize buldozer ver, bizden de tören iste ey can.” Bu vali yıllar sonra Ankara’nın göbeğinde “İlla deve keseceğim” diye tören isteyen kişinin ta kendisidir… Eğer yolunuz Urfa’ya düşerse O’nun öykülerini günlerce duyarsanız çok merak ederseniz, bu fakirin “Harran-Hoyrat Mayın” adlı kitabını alır da bu valinin tam Aziz Nesin’lik öykülerini okur, hem güler, hem ağlarsınız. İşte bu vali – şimdi milletvekili has muhalif yelinden- ağlar dururmuş halkın bu okul yaptırma çabası karşısında… Davullar, zurnalar ırlam ırlam dövülürken bin bir alayişle gelmiş bir nutuk çekmiş ve köylü ne istediyse öte köylere örnek olsun deyu vermeye de söz vermiş!” Vermiş de, verdirmiş de… Yıl 1981 ismini artık açıklayalım bu vali Nuri Eroğan’dır.
 
ANALAR
 
      Analar koyun sağmaya giderken bakraçlarla çakıl, kum, harç taşımışlar… Gelinler, gelinlik kızlar tuğla vurmuşlar sırtlarına koyun sağmaya giderken… Bir yarış başlamış, sen şu kadar tuğla vurdun sırtına, ben şu kadar.. O bebeler var ya aşık oynayan, onlar da su, aş taşımışlar işçilere, ustalara, okul yapan ustalara… Gece toplanırlarmış birinin evinde. Misk gibi şaraplar doldururlarmış bakraçlara, sazlar bir yandan vururmuş en hasından:
            “Pir Sultan Abdal neylersin
            Müşkil haledip söylersin
            Arısın çiçek yaylasın
            Yarın senden bal isterler…”
 
BİR DE BAKMIŞLAR Kİ…
 
      Bir de bakmışlar ki... Okulun temeli çıkmış sonra ilk katı…
      Koyunun satmış okula, öküzün satmış okula, bağın ürün satmış okula, yağın, peynirin, sütün, yoğurdun okula…
      Gün olmuş, yapı biter olmuş. Bu okuldur. Birinci katı ilk, ikinci katı orta…
 
ÖRNEK KÖYDE ÇABALAR
 
                                                                                   “Çalış oturduğun meydanı arıt
                                                                                   Doğru sür yolunu erkânı yürüt.”
      Doğusunda Kılıç, batısında Kaş ve Güveçbuyduran, kuzeyinde Kalender dağları olan, bir kilometre önünden Kızılırmak’ın kıvrıla kıvrıla aktığı Karaözü köyünde yaşayanlar yıllar önce okumanın önemini kavradılar. 1956 yılının o kızgın ağustosunda 12 bin lira toplayıp ikinci okulun birinci katını böylelikle çıktılar. Yıl 1957’ye geldi. Kurulan dernek bütün aşkıyla okula yardım etmede. Köyün insanları, yazları köye gelen okumuşları da taş taşıyanlara yardım etmede… Köy Kadınlar Kolu en başta gelen kollar arasında okul yapımında… Para tükendiği zaman beşibiyerdelerini satan onlar… Sonuçta 155.700 lira sarfıyla bu gün 500.000 lira değerinde olan Karaözü ilk ve orta okulunda, ay yıldızlı bir bayrak dalgalanmada… Altı ilkokul, üstü orta… 50 metre uzunluğunda, şimdilik 16 gözlük bir bina… Ortaokulunda 4 öğretmeni olan…
 
BU DA YETMİYOR!...
 
      Bu da yetmiyor, yeni bir ilkokul gerek… Köylüler taşını kumu hemen çekmişler. 400 metreküp taş hazır. Can kurban okuyana yazana..
 
DERNEKÇİ KÖY
 
      Köyde şu dernekler var:
      Köy Güzelleştirme Derneği, Çiftçiler Derneği, Öğretmenler Derneği, Avcılar Derneği, Tarım Kredi Kooperatifi…
 
KOOPERATİF
 
      1952 Yılında kurulan Tarım Kredi Kooperatifi işe o yıl 130.000 lirayla başlamış. Halen 400.000 lira ikraz yapıyor. Merkez Karaözü dahil 7 köy bağlı, 900 ortağına kredi veriyor. 60.000 liralık payı tahsil edilmiş. 17.000 lira öz kaynağı, 24.000 lira da yedek akçe hesapta… Şimdilik 7.500 lirası tahsil edilmiş bina bağışları var!
 
ÖRNEK KÖY
 
      Bilindiği gibi her ilçeden bir örnek köy seçilmede. Gemerek ilçesinin örnek köyü de Karaözü. Belediyeye 1957 yılında kavuşan Karaözü’nde belediyenin sahibi olduğu bir kamyon var. Ayrıca bir de traktör.
 
RAKAMLI NOTLAR
 
      5 kahve olan köye Ankara ve İstanbul’dan olmak üzere 13 günlük gazeteden gayri, Varlık, Öğretmen, İmece, Hayat, Köy ve Eğitim ile Yön dergileri geliyor muntazam.
      İki bini aşkın nüfuslu ve 330 evlik bu köyde 400 radyo var. Yani evden fazla radyo, dünyaya açılan pencere!
      El birliğiyle yapılan köy ortaokulunda 314 ortaokul öğrencisi, 265 de ilkokul öğrencisi okumada…
      1520 dekar bağ var. 11400 lema ağacı, yılda 57 ton alımı olan… 3800 armut ağacından 6 ton ürün alınıyor. 15200 kayısı ağacından da 200 ton kayısı elde ediliyor. 380 ceviz ağacı 2 ton ceviz veriyor sahiplerine, toptan.
      400 inek, 2 bin koyun, 300 keçi, 1900-2000 kümes hayvanı, 175 kovan arı…
 
ELDE EDİLEN ÜRÜNLER…
 
      Karaözü köyünün yıllık süt ürünü 60.000 kilo, 27.000 yumurta, 1000 kilo bal, 2000 kilo yapağı, 42.000 kilo pekmez, 30.000 litre şarap, 19.000 kilo turşu, 50.000 kilo kuru meyve, 1000 kilo reçel.
      Bunların çoğu civar il, ilçe ve köylere satılmada. Bir bölümü de köylü tarafından kullanılmada.
 
İŞ HAYATI
 
100’den fazla dikiş makinasının bulunduğu Karaözü köyünde 3 terzi, 17 bakkal, 1 fırın, 1 otel, 2 kalaycı, 1 şarapevi, bir de demirci var.
      42 kilometre karelik bu köyde yaşayan insanların yıllık geliri ortalama (adam başına) 1.300 lira.
 
DÜZENLİ DÜNYA
 
Bu düzenli köyün halkının hepsi Alevi’dir. Civar köylerdeki öğretmenlerin çoğunluğunu bu köyden yetişen gençler kapsar. İkilik perdesi çoktan kalkmıştır, aradan. Bu Alevi köyünde tam 30 tane Sünni gelin – ana vardır. Hepsi mutludur. Senlik benlik çok gerilerde kalmıştır. Köyün güzel camiinde halk dinsel inançlarıyla baş başadır. Tanrıyla, Muhammet Peygamberiyle, Ali’siyle.
 
ATATÜRK KARAÖZÜ’NDE
 
      Bağlı olduğu ilçe, hala bir Atatürk anıtı değil, büstünü diktirmek için uğraşadursun, Karaözü köyünde 1928 yılında okul olarak yapılan, halen Belediye oteli olan yapının önünde, yeni ortaokulun yamacında Mustafa Kemal herkesten mutlu mavi mavi bakmaktadır köy halkına, istediği örnek köye, umudunun gerçekleştiği topluluğa.
 
OKUL VE EĞİTİM =BİRLİK=DİRLİK
 
      Bütün buların bir sırrı var ki aramaya, deşelemeye gerek göstermeyen, bu okuldur, eğitimdir cehaletin kara örtüsü, eğitim akı karşısında bin üç yüz yılın kiniyle, çekişmesiyle toz olup gitmiştir. Can canı sevmededir okulla, eğitimle… Kinin yerini, insan sevgisi almıştır, insan saygısı almıştır, birlik almıştır, okulla, eğitimle. Aynı inançtaki kırk bin kelleyi uçuran ve bu yüzden bu dağların arasına sıkışmalarına sebep olan Koca yavuz Sultan Selim, okullarında hiçbir ayrılığa, kine uğramadan, saygıyla, övünçle anılmada, gönüllere Türklük guru dolmadadır.
 
ZEHİRLİ DİLLER
 
      Sünni’nin hocasının, Alevi’nin dedesinin hurafe çatallı dili, eğitimin karşısında, bilginin karşısında işlemez silah olmuştur. Bunun önemini anlamak için çok yerler dolaştıktan sonra Sivas’ın Kayseri sınırındaki bu son köye, yani Karaözü’ne , yani mezhep kavgalarının toz olduğu, yani dirlik ve düzen içinde hiçbir ayrım olmadan yaşandığı bu köye bir yol uğramak gerek, bir yol görmek gerek. Görüp de kıvanç duymak gerek… Ben gittim, ben gördüm ve sizin işiniz vardır “deyü” bir yol bu yazıyla anlatıverdim.
 
HER İŞTE İMECE
 
      Köyün temeli “İMECE” ile kurulmuş elbirliğiyle, gönül birliğiyle, insanca yaşamak, eşit yaşamak için, bir yol tutulmuş İMECE. “Hepimiz birimiz için” dedi bir Karözülü, bunu böyle açıkladı.
 
DÜĞÜN
 
      Anadolu’da kız alımında bir “Başlık” belası var, bir bela ki düşman başına bile değil. Samanlığın seyranını bile zindan eden, burada da var başlık. 1500 kaymeden 8000 kaymeye kadar… Ama ne var ki Karaözülü için mesele değil bu. Hali vakti olanlar, fukaranın işini görüveriyor çaktırmadan. Elbirliğiyle bir yuva kuruluyor, tenceresinden başlığına, yatağından yorganına, davarından bahçesine, sermayesinden yumurta veren tavuğuna kadar. Çulunuz çaputunuz olmasa, iki çıplak olsanız, gönüllerin bir olması şartiyle hiçbir şey düşünmeden bir yuva sahibi olmak Karaözü köyünde, iş değil.
 
TREN GELDİ DİZİLENDİ
 
      Beraberce geldiğimiz kaymakam, doktor, savcı ve ortaokul müdürü Gemerek’e döndüler saat 22 sularında, Karaözülüler “Gitme kal ya dost, ya can” dediler. “Gitme kal… Onlar dilediği anda gelir, sen gitme kal…” Öyle yaptım. Kaldım. Sabahın dördünde bir tren vardı Kayseri yönüne giden. Sabahın dördüne kadar dileştik. Sonra bir düdük öttü ötelerden. Bir arabaya atlayıp ver elini Karaözü istasyonu dedik. Tren geldi dizilendi, buharlar salıverdi sabahın körüne, çuh çuhları da. Karaözü, bu örnek insanlar beldesi de gerilerde kaldı, ama gördüğüm çok yerlerden “ileri” olarak.
 
            “Bir daha gelişinde elektrikli bulacaksın burayı” dediler uğurlayıcılarım.
            Gerçek ışığı bulmuşlardı, bunu buldukları için elektriğe haydi haydi kavuşacaklardı. Darısı ışıksızların başına.
 
DOSTLAR SAFA İLE GÖNDERİN BİZİ
            “Ey gönül aldana bu cihan fani
            Önünü fikreyle, sonunu tanı,
            Kişinin ettiği kalur mu yani
            Herkes ettiğini bulur efendim.”
                                   Hasan Dede
 
Fikret Otyam, Hü Dost, sh. 125 - 135
 
NOT: Fikret Otyam’ın bu yazısındaki Vali Nuri Eroğan,  Kadri Eroğan mıdır? Yardımcı olursanız hemen düzeltelim. Bilen varsa lütfen açıklayabilir mi?
------------------------------------------------------------------
ŞAHRUH KÖRÜSÜ’ NÜN TAMİR EDİLİŞİ
 
Karaözü de 1998 yılı sonbaharında Şahruh Köprüsü tamiri ile ilgili tarihi günün mutluluğu yaşandı.
 
07,08,1997 tarihinde onarımına başlanan Şahruh Köprüsü 20 Ekim 1998 de tamamlanarak trafiğe açıldı. Bu mutlu günü sadece Karaözülüler yaşamadı, çevre köyler de sevince boğuldu. Olayın detaylarına geçmeden önce ünlü Şahruh Köprüsü’ nün tarihi geçmişine kısaca değinmek icap edecek.
 
Köprü çevrede hüküm süren Dulkadırlıların Kırşehir Bey’i Şahruh tarafından yaptırılmıştır. Hangi tarihte yapıldığına dair bir bilgi yok. Ancak tamir tarihi biliniyor. Bu bilgiyi Şahruh Köprüsü’ nün kitabesinden öğreniyoruz. 04 Ağustos 1928 tarihinde Sivas Müzesi’ ne kaldırılan (O tarihlerde Karaözü Sivas’ a bağlıydı), bu gün müzede 252 envanter numarasıyla kayıtlı olan 945/1538 – 539 tarihli mermer kitabesinde Şahruh’ un oğlu Mehmet Han’ın adı da geçmektedir. İlk yapıdan sonra bu kitabe 84,67 cm ölçülerinde mermer üzerine kabartma olarak yazılmıştır. Üç satır halindeki yazı süslü bir çerçeve içerisine alınmıştır.

Kitabenin metni şöyledir: Bismillahirrahmanirrahim. Amere haza el-cisr Mehmet Han bin Şahruh Bey bin Alauddevle. Zülkadiri es-sasani senete hams ve erbain ve tis a miete bieydi abdehu Behram. 945/1538; “Rahman ve rahim olan Allah’ın Adıyla. Bu köprü Sasaniler nesli Zülkadiroğullarından Alaüddevle oğlu Şahruh Bey oğlu Mehmet Han H.945(S,1538-539) yılında kölesi Bahram eli ile tamir ettirdi” yazılıdır.

Köprü Mehmet Han’ dan sonra bilinen 1910, 1928 – 1935 yıllarında iki kez son olarak da 1959 senesinde Kara Yolları tarafından olmak üzere toplam üç defa daha tamir ettirilmiştir.

Buraya kadar Şahruh Köprü’ sünün tarihinden kısmen bahsettik. Bu noktada köprüyü yaptıran ve adını veren Şahruh Bey den de kısaca bahsetmek gerekecek.
 
Şahruh Bey Dulkadir Hükümdarı Alaüddevle Bey’in oğludur. Amcasının kızı Şah Sultan Hatun ile evlidir. Mehmet, Ali Mirza ve Ahmet adında bilinen üç oğlundan başka çocukları da olduğu sanılmaktadır.
 
Şahruh Bey Yozgat’ ın Çayıralan kazasına bağlı 13 km. mesafede Çandır nahiyesi Kuzeydoğusundaki Kozan Köyü’nde otururdu. Osmanlı, Memlük harbi (1485-1490) esnasında amcası Şah Budak’ın 1489 Mart ayında yaptığı bir baskında tutsak düşüp gözüne mil çekilmişse de görmesine bir engel teşkil etmemiştir.
 
Alaüddevle, Diyarbakır’ı kendisine tabi etmek için oğulları Sarı Kaplan ve Erduvana Beylerin komutasında buraya bir ordu gönderdi. Fakat Diyarbakır valisi tarafından yenildi. Tutsak alınarak öldürüldüler. Alaüddevle intikam için iki oğlunu daha gönderdi. Şahruh ve Ahmet Beyler komutasındaki ikinci ordu da yenilince esir düşen bu iki kardeş H.914(M.1508-1509) yılında öldürüldüler.
 
Tarihler Alaüddevle’nin oğulları arasında en çok Şahruh’a güvendiğini ve onu daha çok sevdiğini yazar.
 
ŞAHRUH KÖPRÜSÜ NASIL TAMİR EDİLDİ
 
Köprünün onarımına 07.08.1997 tarihinde başlandı. Tamiri Karayolları 6. Bölge Müdürlüğünce Burhan ÇETİN. Er-Bu. İnş. Kol. Şti. Bitlis-Tatvan şirketine yaptırıldı. Şirketin ustalığını “Yonu taş ustası” Bayburt’ lu Ömer KIRMIZI yaptı.
 
Köprünün tamirine ayaklarından başlandı. Ayaklar boşalmış vaziyette idi. Yani kumlar çekilmiş ayaklar altındaki ağaç ardıç kazıklar açığa çıkmıştı. Bir şey çok açık net ve ilginçti. Köprü ardıç kazıklar üstüne inşa edilmişti. Köprünün ayaklarının geleceği yer kazılarak hem zemin tespit edildikten sonra ardıç kazıklar çakılır. Üstüne yatay olarak ızgara biçiminde iki sıra üst üste kirişler döşenir. Yirmilik kalın dövme, “dövme kaşlı” çivilerle birbirine çakılarak sabitleştirilir. Onun üstüne de köprünün kemer ayaklarının taşları oturtulur. Çivilerin kaşları dört santim kadardır.
 
Köprünün ayakları kazılarak ardıçlara kadar indirildi. Buradan bir buçuk metre yukarıya doğru iki metre genişliğinde demirli beton dökülerek ayaklar ve sel yaranlar (tosunburnu-domuzburnu) ikiz taraflı orijinal hali bozulmadan altı tanesi sağlamlaştırıldı. Kasaba girişinde iki tanesinin ayakları tamir edilemedi.
 
Plansız ve programsız hareket eden Karayolları 6. Bölge Müdürlüğü elli (50) metre aşağıya bir set inşa ederek suyu şişirir. Ayaklar iki üç metre kadar sular altında kalır. Doğal olarak da tamir edilemez. Bu yapılan set Sarıoğlan’ dan getirtilen büyük ve iri siyah taşlarla Kızılırmak’ ın bir kıyısından öbür kıyısına sekiz (8) metre genişliğinde inşa edilmiştir. Böylece köprünün ayaklarını tutan kumların aşağılara taşınmaları önlenmiş oldu. Su iki (2) km. kadar uzunluğunda, geldiği akıntı istikametine doğru şişirilir.
 
Buraya kadar yapılan çalışmalar köprünün su altı ve su seviyesinde yapıldı. Bundan sonrası çalışmaları köprünün gözle görülen yerlerinde gerçekleştirilir. Bunu yapmak için 09.07.1998 tarihinde Şahruh Köprüsü araç trafiğine kapatılır. Tekmen köprüsünden yol verildi.
 
Su üstü tamir çalışmalarına köprünün üstünden başlandı. Beton ve asfalt kaplamalar kompresörlerle sökülerek temizlendi. Molozlar köprünün ayaklarının dibine döküldü. Üzerinde her iki kenardan geçen Sarıoğlan içme suyu ile Köprübaşı “Karşıyaka Mahallesinin” içme ve sulama su boruları kaldırıldı. Köprünün ana taşlarına inildi. Her taraf iyice temizlendikten sonra; önce üstü bir (1) cm. tecrit malzemesi ile (zift-beyaz kağıt-bez) kaplandı. Bunun üzerine dört yüz elli (450) dozlu on (10) cm kalınlığında koruyucu beton döküldü. Sonra su boruları ele alında. Borular tecrit edildi. Her iki tarafa kanal ve izolasyon yapılarak kontrol altına alındı. Borular su kanallarına indirildi, üzerleri kumla örtüldü. Daha sonra Mucur’ dan getirtilen “treviter” mermer taşlar köprünün her iki yakasında açılan tezgahlarda boyutlarına göre yirmi (20) cam kalınlığında kesilerek yine dört yüz elli (450) dozlu betonla yerlerine konuldu ve bu haliyle 1935 yılında tamir edilen korkuluklar eski özelliğine kavuşturuldu. Bu çalışmalar bittikten sonra “çürütme”yapıldı (bozuk taşlar alındı yerine yenisi konuldu). Köprünün tümü elden geçirildi. Kırık dökük iki oluk söküldü. Karaözü girişinde ikisi sağda, istasyon girişinde biri sağda biri solda olmak üzere dört (4) adet “çörten” yapıldı.
 
Bütün bu işler köprünün araç trafiğine kapatıldığı 09.07.1998 tarihinden, araç trafiğine açıldığı 20.10.1998 tarihine kadar geçen süre içerisinde otuz beş (35) işçi ile (beş tanesi Karaözülü) üç ay on bir gün içerisinde gerçekleştirildi. Tamir için kullanılan “treviter” mermer taşının bir metre karesi yerinde maliyeti sekiz (8) milyon lira, yerine konması ise on altı (16) milyon lirayı buldu.
 
Köprünün ihale bedeli elli beş (55) milyar lira olarak tespit edilir. Bunun %20 si “kırıntı” olarak düşürülür. Geriye kalan kırk dört (44) milyar liraya tamir ettirilir.
 
Tamir sırasında bir işçinin ayak parmağı kırıldı. Köprünün ustalığını yapan Bayburt’ lu Ömer KIRMIZI köprüyü araç trafiğine kapadığı günlerde çok sıkıntılı anlar yaşar. Öyle olur ki geceleri yatakta uyurken bile “Açın şu köprüyü trafiğe. Millet rahatça geçsin” diye sayıkladığı birlikte olduğu arkadaşları tarafından söylendi. Gene bu günlerde çirkin olayların da yaşandığı olur.
 
Köprü araç trafiğine kapalı olduğu günlerde, inşaat halindeyken usulsüz yol verilmesi için Ömer Usta’nın üzerine çevre köylerden birinin otobüs şoförü, arabasını sürer. Traktör sürücülerinden birinin de silah çektiğini söylediler.
 
Şahruh Köprüsü’nden bundan böyle ancak en fazla elli (50) ton ağırlığındaki araçlar geçebilecek.
 
Bu tamir çalışmaları sırasında Şahruh Köprüsü’nün bazı özellikleri daha ortaya çıkar. Köprü Selçuklu stili karakterin de inşa edilir. Köprü inşaatında taşlar kısa yüzü dışa, uzun yanı içe doğrudur. Oysa Osmanlı da tamamen tersinedir. Taşın uzun yüzü dışa, kısa tarafı içe getirilir. Selçuklularda taşlar arasına horasan harcından (kireç – taş tozu – yumurta beyazı ) derz yapılır. Osmanlılarda derz yoktur. Taşlar sıfırlanır.
 
Şahruh Köprüsü’ nde üç çeşit kemer kullanılmıştır.
  1. Tam daire kemer     : küçük göz ( kör göz ) ve ikinci göz kemeri
  2. Yarım ay şeklinde   : üç, dört, beş ve sekizinci kemer.
  3. Armudi kemer         : altı ve yedinci iki büyük kemer. Bunlar suyun akışına ve arazi durumuna göre yapılmışlar. Köprünün bütün yükü altıncı ve yedinci kemer üzerinedir.
 
Gözlerin hepsinde çift kemer kullanılmıştır. İkinci kemer birinciyi korur.
 
Köprünün üzerinde bulunan korkuluk taşları arasına sıkıştırılmış istasyon istikameti, güney cephesinde içi oyuk bir taş vardır. Buna ‘Kulunç Taşı’ denmektedir. Bu taş tam kıbleye getirilmiştir. Köprü beratlı olup, doğu tarafında bulunan Şeh İbrahim zaviyesi yıkılınca çevrede ibadet edilecek yer bulunmaz. Burası mihrap olarak kullanılır. Konar – göçer aşireti ve köprüden geçen diğer yolcular namazlarını toplu halde burada kılarlar. Ayrıca ‘Niyet Taşı’ olarak da kullanılmış. Yel ve sızıya iyi geldiğine inanılır. Köprüden geçen niyetli kimseler oturarak kuluncunu bu taşa dayayıp sağa sola oynatarak tedavi olduğuna inanırlar.
 
Görüldüğü gibi ne çok zorluklarla tamir ettirilen Şahruh Kpörüsü’nü bu günkü koşullarla yeniden yaptırmak icap etse bir devlet gücünü zorlar nitelikte olduğu söylemi yanlış sayılmaz.
 
Ahmet ÖZERDEM
Eğitimci, araştırmacı, yazar
 
=====================================================================================
 
 
KARAÖZÜ CAMİİNİN TARİHİ
 

Karaözü; On sekizinci yüzyılın sonlarına doğru Kızılırmak kıyısından Kale tepesine kadar uzanan vadi yamacında kurulmuş köy karakterli bir yerleşim birimidir.

O dönem ekonomisi daha çok hayvancılığa dayalı olduğu için böyle bir sulak yeri tercih etmişler.

Zaten temelde Yörük taifesinden olup konargöçer aşiret hayat tarzını tamamen bir kenara bırakmış değillerdir. Burayı da o tür bir yaşam tarzı esnasında tanırlar ve daha sonra da şartlar elverince yurt edinirler.
 
Kızılırmak’ın üzerinde Hicri 945 (Miladi 1539) tarihinde tamir edilen büyük ve tarihi bir taş köprü vardır. Adına ‘Şahruh Köprüsü’ denilmektedir. Bu köprünün sol üst korkuluk taşlarının arasında o düzgün sırada dikkat çeken bir insan sırtını içine alacak kadar genişlikte ortası oyumlu bir taş vardır. Buna ‘Kulunç Taşı’ denmektedir. Bu taşın bilinen iki tane işlevi vardır.
 
Birincisi: Adından da anlaşıldığı gibi insanlar oraya sırtlarını dayarlar. Bu durumda taşın kişinin sırtındaki yeli sızıyı aldığına inanılır.
 
İkincisi ve esas görevi buranın bir mihrap gibi kullanılmasıdır.
 
Karaözü’de o yıllarda henüz cami olmadığı için namaz vakti özellikle Cuma günleri köprüden gelip geçen ve bitişiğindeki handa (1) bulunan yolcular, bu bölgede hayvan otlatan kişiler ve çalışan insanlar her kim varsa bu taşın karşısına geçip saf tutar, namazlarını eda ederler. Bir çeşit cami avlusu gibi misyon yükleniyormuş. Köprü beratlı, konumu da kıble tarafına dönük olduğu için böyle bir özel karakter kazandırılmış. Açık arazide tercih nedeni olmuş.
 
Elbette ki bu durum o denem insanının ihtiyaçlarına cevap verecek yeterlilikte değildir. Ayrıca köyden bir, bir buçuk kilometre de uzaklıktadır. Zaten bu durum köylü için de düşünülmüş değildir.
 
Karaözülüler dini bayramlarda toplu halde Eğerci ya da Tekmen’e (2) giderlermiş. Bu tür bir bayram namazı, çıkışında köylülerden biri o yöredeki hakim düşünceyi yansıtan bir söylemde bulunur. “Gene Kızılbaşlar mantı yemeye gelmişler” şeklinde hiç de sıcak olmayan bir laf eder. Erdoğanlardan Kadir Kahya bu lafa daha çok içerler. Hemen Karaözü’ye geldiğinde gündemin başına taşır. Köylünün dikkatini cami konusuna çeker. Sonra da gider Bayatların dedesi Kasım’dan köy adına bugünkü caminin yerini satın alır. Doğanaylardan Mehmet Kahya da köylüye imece usulü yaptırır 1227 (1812).
 
Cami erkeklerin ayrı kadınların ve çocukların ayrı mekânlarda namaz kılacakları kadar geniş ve ferah bir tarzda inşa edilir. Kadınların ve çocukların namaz kıldığı yere Mahfil (3) deniliyordu. Epeyce de genişti. Cemaatin tam arkasına düşecek şekilde dizayn edilmişti.
 
Caminin taşları Suçatı (Eğerci yoluyla aşağı derenin kesiştiği dere yatağı), Boztepe ve Pürkaya’dan kağnılarla getirilmiş. Ağaçları, ardıç güdükleri ve direkler de çeşitli kimselerden ve yerlerden satın alınmış veya bağışlanmış.
 
Camiye bir de üstü kapalı avlu inşa edilmiş. Avlunun üstüne ardıç güdükler döşenmiş. Üzeri ‘yarnak” (4) ve “bişirikler” le (5) örtülerek çamurla kapatılıp toprak dam haline getirilmiş. Böylece yazın sıcaktan, güneşten kışın kardan yağmurdan kurtarılmış. Yaşlı kimseler yazın bu mekânda oturarak sohbet eder, yarenlik yapar ve daha çok da dama oynarlarmış. Sonraları camiye giden bu yaşlı insanlar içinden çok iyi bir şekilde dama oynayan ustalar çıkmıştı.
 
Burası yapılmadan önce Koçali’nin damında (bugünkü Doğanayların evlerinin bulunduğu yer) oturur orada namaz zamanını beklerlermiş.
 
3 Kasım 1928 yılında ulusça harf devrimini gerçekleştirip Latin alfabesine geçince Karaözü’de bu yeniliğe ayak uydurmak için bundan birkaç yıl sonra 1930 yılının yaz ayında okula yeni derslikler ilave etmek gereği duyulur. Yeni ilave için sonradan yapılan bu ek avludaki güdükler muhtar Murtaza-Mustafa Avcı tarafından sökülür. Okula taşınır. Caminin ağaçlarının ilkokulda kullanılmak üzere söküldüğünü gören, bir ara da burada imamlık yapmış Hatip Ali Efendi (Argüder) yukarıdan aşağıya doğru inerken olayı görür. Kafasını yere doğru sokarak kısık bir sesle;
- Allahsız, Allahsız. Allah’ın evini mi yıkıyorsun. Başka yerden ağaç bulamadın mı diye söylenerek gider.
Murtaza efendi bir yandan ağaçların sökülmesine yardımcı olurken bir yandan da Hatip Ali Efendi’nin yakınmasına karşılık olarak:
- Bunda darılacak ne var Ali Efendi. Bir Allah’ın evini yıkıp, bir Allah’ın evini yapıyorum der.
 
Caminin iç duvar mimarisi yalın ve tek düzedir. Ancak bazı yerlerinde yuvarlak daireler içinde Arapça harflerle dört halifenin isimleri yazılıydı. Tabanı Türkmen kilimleriyle döşeliydi. Mihrap, mahfil, minber ve diğer ayrıntılarıyla birlikte Karaözü camii çevrenin en görkemli ve güzel ibadet yerlerinden biriydi. Bu haliyle bu kez Karaözü Camii herkesin dikkatini üzerinde toplamış haldeydi. Cuma namazlarında ve bayram günlerinde bu ibadet yeri dolar taşardı. Sonraları cami iyice eskidi. Mahfil kısmındaki ağaçlar çürüdü, direkler zayıfladı, duvarlar uçtu, damı delindi. Bir süre bakımsız kaldı. Bu süre Karaözü’nün boşaldığı, kentlere göç ettiği zamana rastlar. Artık camiye eskisi kadar itibar edilmez oldu.
 
Daha sonraları 1980 li yılların başından itibaren dinin devlet politikası haline getirilmek istendiği dönemde camiye imam atandı. Eski haline yeniden dönüştürülmeye çalışıldı. Bunun sonucu olarak 1984 yılında birkaç gönüllü Karaözülü işe el attı. Kuzey ve güney duvarları yeniden elden geçirildi. Mahfil kaldırıldı. Tek tavanlı , tek tabanlı bir şekil verildi. Çatıya bakım yapıldı. Sacdan minaresi Kayseri’de hayırsever birine yaptırıldı ve daha başka eksikleri de tamamlanarak bugünkü haline getirildi.
 
Son olarak 2007 yılında dönemin iktidarı tarafından eski yerine minareli bir cami yaptırıldı.
 
  1. Bir de Hanın bulunduğu yerin yanında Şahruh tarafından Şeyh İbrahim adına yaptırdığı zaviye vardır. Zaviye zamanla yıkılır. Taşlarından oraya bir han inşa edilir. Hanın taşları da daha sonra Doğanaylar tarafından (oradaki tarlaların sahipleri) kullanılır.
  2. O yıllarda Tekmen sadece Ermeni köyü değildir. Türklerde yaşardı. Tekmen “21 vergi nüfuslu olup bunun 10 u Danişmedli oymağı, 10 vergi nüfusu da Ermeni’dir. “Prof. Dr. Faruk Sümer. Bozok Tarihine Dair s.228-318”
  3. Mahfil (Mahfel): Camilerde etrafı parmaklıklarla çevrili yerden yüksekçe kısımlara verilen ad.
  4. Yarnak: Toprak damlarda güdüklerin üzerine dizilen gelişi güzel yarılmış ağaç parçaları, odunlar.
  5. Bişirik: Toprak damların üzerini örtmek için hazırlanmış sap ve samanla karıştırılmış çamur.
 
 Ahmet ÖZERDEM
 Eğitimci, Araştırmacı, Yazar
 
 
===================================================================================== 
 
KARAÖZÜ’DE SU DEĞİRMENLERİNİN TARİHÇESİ

 

Karaözü Kızılırmak vadisinin doğuya bakan yamacına kuruludur. Hemen alt tarafında çay akar. Çayın aktığı bu vadiye “Dere” denir. Her ne hal ise Karaözü’lüler buna bu güne kadar bir isim kaymamışlar. Daha çok da “Aşağı Dere” diyorlar. Böyle olunca bir de “Yukarı Dere” olduğu anlamı çıkıyor. Gerçektende bir de “Yukarı Dere” vardır. Ancak Yukarı Dere doğal bir dere değil, Karaözü’de bulunan değirmenlerin su kanalı. İnsan emeğiyle oluşturulmuş. Aşağı Dere’nin hemen hemen bütün suyu oraya alınmış.

 

Karaözü’de bu kanalın suyuyla dönen üç adet faal değirmen vardı. Bunlar “Yukarı Değirmen”, “Orta Değirmen”, “Aşağı Değirmen” olarak adlandırılıyor.

 

Bunlar o dönemin un fabrikalarıydı. Bir çarığa bile hasret giden bu insanlar için böyle bir endüstrinin ne demek olduğunu şimdilerde değerlendirmek çok zor. Bu konuda fazla bir şeyler söylemek yerine bu değirmenleri kendi boyutlarında tanıtmaya çalışalım.

 

Yukarıda adından bahsettiğimiz bu üç değirmenin dışında bunlardan daha eski ve Ermeni malı olan Şahruh Köprüsü’nün kuzey batı yamacında kurulu olan “Tahir Efendi değirmeni” vardır.

 

Teneli’de iki tane eski “Kaya Değirmeni” denilen değirmen vardı. Ayrıca Teneli’de (Tereli; tere gibi otların toplandığı yer) Kadir Kahya’nın değirmeni ile Kel Tepe eteğinde Kadı Halil Ağa’nın değirmeni de varmış.

 

Aşağı Değirmen: Aşağı değirmeni Ermenilerle Feyzullah Kahya (Taşyüreklerden) yapmışlar. Daha sonra değirmeni genişletmek için harcamayı Ermeni yapınca sonuçta değirmenin ¾ hissesi Ermeniye geçmiş. Bir müddet çalıştırdıktan sonra Ermeni hissesinin tamamını Topal Mehmet’e (Mehmet Keleş) 1932 yılında satar.

 

Orta Değirmen: bu değirmenin yarısı Hüseyin Onbaşının (Mansur Efendi’nin kardeşi) yarısı da Ermeninindir. Ermeni hadisesinden sonra bu yarı hisseyi hazineden Gemerek’ten Fikri Bey adında biri satın alır (1932). Ondan da Aziz Erdoğan’a geçer (1953).

 

Yukarı Değirmen: Bu değirmenin tümü Çepni’li birisininmiş. O adamdan Keleş Ali almış ondanda Mansur Efendi satın almış.

 

Kadir Kahya’nın Değirmeni: Birde Kadir Kahya’nın Tilki Deresi’nde kendi yaptırdığı değirmeni varmış. Enkazı hala durur. Seferberlikten evvel yaptırılmış. Daha sonra yeri sapa olduğu için bu değirmen uzun ömürlü olmamış.

 

Kadı Halil Ağa’nın Değirmeni: Kel Tepe’nin eteğinde kurulmuş, aşağı Değirmen’in kısman karşısına düşer. Boyun Tarla’ya giden su argının şarlağı yakınlarında bulunduğunu söylediler. Söylenceye göre Tahir Efendi’nin değirmeninden sonra en eskisi bu imiş.


Ahmet ÖZERDEM

Eğitimci, Araştırmacı, Yazar

Free counter and web stats