KARAÖZÜ’DE DE KULLANILAN ATASÖZLERİ ve DEYİMLERİN BAZILARI
-A-
Abdalın yoldaşlığı köyü görene kadar: Menfaatleri ölçüsünde yakınlaşan ve isteği olunca faydalandığı kimselere sırtını dönen.
Acın Koynunda sokum mu eğlenir?: Olacak şey mi?
Acın yatıp gücün kalkmak: Yarı aç yarı tok yaşamak.
Aç koma hırsız, çok söyleme arsız edersin: Aşırılığın getirdiği kötü sonuçlar için söylenir. Sivri davranma.
Adamdan adam olur adı bir uşak, deveden deve olur adı bir köşek: Bazı meseleleri küçük zannetmemeli, üstüne yürümeli yoksa zamanla daha da büyür, kontrolden çıkar.
Adam saydık eşeği, alnımıza değdi taş.ğı: Eşek çıktı insan bildiklerimiz. Bir insana haketmediğinden fazla değer vermek.
Ad var, ırızvan yok: Faili meçhul.
Adı büyük, ardı kovuk: Kalıbının adamı değil. Kof.
Adı çıkıncaya kadar canı çıkmak: Adının kötü şeylere karışmasından korkmak.
Adı çıkmak: İsmi kötü olaylara karışmak.
Adımız yağlı Gülbahar, paralı Hallo: Adımız zengine çıktı ama züğürdüz, birşeyimiz yok. (*)
Ağ anlımın kara yazısı: Başımın belası.
Ağamın dağları gözüktü: Daha sonraları ne yapacağı belli oldu anlamında kullanılır.
Ağaların yaya yürüdüğü, hatunların yavan yediği zaman: En kötü zaman. Mart ayı için söylenir. Bütün kış stoklarının bitmek üzere olduğu kastedilir.
Ağır ol ki batman döğesin: Hafif hareketler yapan, bulunduğu ortama uygun olmayan hareketlerde bulunan kişilere, ağır ol ki değerin artsın anlamında söylenilmektedir.(*)
Ağ it kara it hepsi bir it: Farklı değil, ikisi de biri birinden kötü.
Ağzı Bozuk: Küfürbaz
Akşamdan kalmış aş gibi ortaya düşmek: Bir konu üzerinde görüşler belirtilirken, birinin konuyla ilgisi olmayan fikir belirtmesi ve karşıdakinin buna olan tepkisi.
Akşamın işi malamat, sabahınki selamet: Akşam geç saatta yapılan işlerin sorun çıkarabileceği, ertelenebiliyorsa sabah saatlerinde yapılmasının daha hayırlı olacağı anlamında kullanılır. (*)
Ala çuval boşa boynunu bükme, daha hah da vereceksin (hah: un yaptırmak için götürülen buğdayın bir kısmını değirmenciye vermek): Bazı mevsimde, un yapmak için, değirmenlerde sıra bulabilmek kolay değilmiş. Harman başlayınca unluğun sapını, önce sürüp, savurup pınarda veya derede yıkayıp değirmene gidip sıraya giriyorlamış.
Ali Kabak unluğunu yıkatmış, kurutmuş, çuvallara iyice doldurmuş, çuvalların ağızlarını ise sırıya sırıya dikmiş. Yüklemiş kağnıya, değirmene götürmüş, çuvalları indirmiş sıraya girmiş. Gidip gelip yokluyormuş çuvalları ve "haziret bize sıra ne zaman gelecek" diye soruyormuş. Bir kaç gün geçmiş, evdekilere "çuvalları yoklayım, sıra yaklaştı mı birde sorayım" demiş değirmene gitmiş. Değirmenden içeri girince bakmış ki; o direme doldurup ağzını da sırıya sırıya diktiği çuval bükülmüş, ağzının dikişi duruyor, belli ki özel biryöntem ile çuvaldan buğday çalınmış. Başından aşağıya bir tas kaynar su dökülmüş gibi olmuş ya, yapacağı hiçbir şey yok.
Kendi kendine bir takıp hesap yaptıktan sonra, oradakilerin duyacağı şekilde sesini yükseltmiş: "Ala çuval boşa boynunu bükme, daha hah da vereceksin" demiş.
Bu söz genellikle haksızlığa uğrayanlara; Bu da birşeymi bak gör başına daha neler gelecek anlamında tecrübeli insanlar tarafından söylenilir.(*)
Alem anama ehtaç, babam da kara eşeğe: Tercihini yanlış yapan insanlar için kullanılır.
Aleme dilli dibiş olmak: Herkesin diline düşmek.
Alhoyun tazısı gibi her gidenin ardına düşmek: Olur olmaza koşuşturmak.
Alış olmayan götte don durmaz: Geçmişten gelen bazı alışkanlıklardan kolay kolay vazgeçilemeyeceğini anlatan özlü söz. İnsanın alışık olmadığı bir şeyi kolay kolay kabullenemeyeceğini yada kabullenmesinin zaman alacağını anlatan söz bütünü.(*)
Alıyor ele, düşüyor yola: Olayları tam olarak anlamadan, doğruları yanlışları biri birine karıştırarak herkese yaymak.
Ali evlendi, Güllü gelin oldu: Her şey bitti. Mutlu sona ulaşıldı, gene de haberi yok.
Allah belasını yargı cezasını verir: Yanlış hareket eden cezasını muhakkak bulur.
Allah kızınla komşu, oğlunla ordu ede: Mutlu ol anlamında söylenilir.
Allah yüzüne baktı: Talihi yaver gitti, şansı açıldı.
Alnına altın mı taktılar?: Kahır niteliğindedir. İhbar ve şikayette bulunanlara söylenir. Ödül mü verdiler gibi gizli bir tepki taşır.
Altmış yaşından sonra yaşamak da namussuzluk değil mi: İhtiyarların doğal olarak bir takim işlere güçleri yetmez. Yapamazlarsa bu gibi haller için söylenir. Yapmak isteyip de ihtiyarlık sonucu yapamıyorlarsa, yarı üzgün bunu söylerler.
Al zenginin gızını iş göre göre, al züğürdün gızını bit gıra gıra: Zengin kişilerin her türlü imkanı olur, züğürt olan elindekiyle yetinir.
Anan ardına (gö..ne) kil çalsın: Yanlışlar yapıp çözüm yollarını tıkayarak sonucu aleyhine çevirmiş ve bundan sonra da halledilmesi imkansız hale getirilmiş şeyler için söylenir. Tamam bundan sonra yapacak birşey bırakmadın dönüş yok anlamında.
Anan sarımsak, baban soğan, nerden oldun kel Doğan: Özellikle kavgalarda, şahsiyet yapmalarda kullanılır. Karşıdakinin zayıf ana babadan olduğunu anlatan küçültücü bir ifade tarzıdır.
Ananın koyduğu ad ile duruyorsun: Hayat deneyimin az. Tecrüben yetersiz.
An beni bir gozunan da, o da çürük çıhsın: Beni hatırla bana bir hediye ver de isterse işe yaramasın. (*)
Apırcın olmak: Apışmak, şaşırmak, paniğe kapılmak.
Aralarından teker geçmek: Birisinin yarısını öbürünün tamamlaması. Birbirine benzeyen iki yarı. Kökeni: Öküz dışkısının ortasından teker geçmesi halindeki benzetiş.
Araya vermek: Zayi etmek.
Ardının çakıldağı ile işe karışmak: Beceriksiz, şaşkın, aciz ve pasaklı birinin kendi seviyesi üstündeki olaylara karışmak istemesi.
Arefe’nin ineği gibi dizilmek: Bir yangın sonucu Arefe Kadın' ın üç beş ineği ahırda bağlı olarak yanmış. Bu türlü felakete ya da zincirleme kazaya uğrayanlar için misallendirilir.
Ark atlamaz hendek geçmez: İş yapmaz. İşe yaramaz. Bir şeye karışmaz.
Arsızın gö.üne gazıh çahmışlar, dönüp bahmış bu tahırdı nerden geliy diye: Çok arsız olan kişilere ne yaparsanız yapın hiç üstüne alınmaz, yüzüne tükürsen yağmur yağıyor sanır ile aynı amaçla kullanılır. (*)
Asil azmaz, bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onun da aslı ayrandır: Kalıtımın insan kişiliğine olan büyük etkisini anlatmak için söylenir. Asil bir kişi her zaman asilliğini gösterir, şayet bir kötü iş yapmışsa onun soyunda bir kötü insan var demektir.
Aslında olan tırnağında getirir: İrsiyet ve kalıtım yoluyla soyunda ne varsa onu getirir.
Aşık atmak: Boy ölçüşmek.
At yiğidin altında aksar: Kuvvetli insanlar her başladıklarını başarırlar. Her şeye hakimdirler.
Ata binmek bir ayıp ise inmek iki ayıp: İki yanlışı birden yapma. Olmaz denilen bir işe başlamak yanlış ama başaramamak daha da yanlış, madem başladın bitirmeye çalışmalısın anlamında söylenir.(*)
Atı katırı tepişmek: Horantası, kalabalığı fazla olmak.
Atlı gidiyor, gidiyor ama yaya da gidiyor: Varlıklı birinin yaptığını fakirin de yapmaya özenmesi. Taklitçi.
Avrat yoooh, ahıl yoh: (avrat gitti, akıl yitti) Evdeki işlerin genellikle hanımlar tarafından organize edildiği, eşinden boşanan yada kısa süreliğinede olsa ayrılan erkeklerin aile ile ilgili sorumlulukları da üzerine alması sonucu erkeklerin içinde bulundukları ruh halini anlatmak için söylenen bir söz. (*)
Ayranı yoh içmeye tahtiravanla gider sıçmaya: Maddi imkânsızlıklar içerisinde olan insanların durumlarına uymayan hareketlerde bulunması. (*)
Azrail oğlan dağıtıyor demişler de oğulcuğumu almasa demiş: Faydadan çok zararı dokunma ihtimali fazla olan şeyler için söylenir.
-B-
Baba oğluna bağını bağışlamış da oğul babaya bir cıngıl üzümü vermemiş: Nankör kişiler için kullanılır.
Bahşiş atın dişine bakılmaz: Ucuz etin yahnisi tatlı olur.
Baktın yarin yar değil, terk etmesi ar değil: Daha çok evlilikte anlaşamayan çiftler için kullanılır. Anlaşamıyorsan ayrıl.
Bana göre hava hoş, gün mülayim: Hadisenin dışında kalmış birisinin kendisine göre yargısını belirttikten sonra söylediği ve olayın onu etkilemediği, ilgilendirmediği hallerde denir.
Başı kayısı olmak: Başının derdine düşmek.
Başındaki şapkasıyla dövüşmek: Gerilim içinde, çok sinirli, geçimsiz biri için söylenir. Kendi kendisiyle barışık değil demek.
Başından aşağı kaynar su dökülmek: Beklenmedik anda beklenmedik kötü olaylarla karşılaşılması durumunda şok olmak anlamında kullanılır.
Başını bağrını yemek: Bir aksilik olduğu zaman söylenir. Beddua niteliğindedir.
Beni diyenin bendesiyim, beni demiyenin ben nesiyim: Beni seveni ben de severim, sevmeyeni ben de sevmem.
Benim şansım iki de, biri eşeğinki: Şansım yok, talihsizim.
Bey etti de hatun mu oldun: Kendini ne sanıyorsun, haddini bil, kendine gel anlamında kullanılır.
Beş kuruş için kulağını deldirmek: Pinti, cimri, çıkarı için her şeyi yapmak.
Bıraksam pekmez dökülüyor, bırakmasam g..üm s.....yor: Bir işe başladıktan sonra yapıp yapmamakta tereddüt etmek, kararsız kalmak. Yapsamda olmuyor yapmasamda.(*)
Bilen bilir bilmeyen bir dal mercimek sanır: Meselenin içyüzünü bilmeyen aklına geleni söyler.
Bilmediğim yere varsam da bildiğim kadar övünsem: Ben seni çok iyi tanıyorum, sen bu lafları seni tanımayanlar arasında söyle. Gerçek zannetsinler. Kişiliğini sağlamaya çalışan. Sahte fiilli.
Bir baş bir kıçı değer: Eskiden odalarda oturulurmuş. Dışarıdan birisi geldiğinde ( iktisadi ve içtimai seviyesi ne olursa olsun ) hafifçe ayağa kalkar, yer gösterirlermiş. Bazı ukala ve varlıklı olanlar bu saygınlığı uymazlarsa onlar için denir.
Bir dana bir ahırı boklar: Bir kişi bir topluluğun adını lekeler. Bir takım insan grupları arasındaki zararlı kişiler için söylenir.
Bizim eşek eve gelecek ya, mahallenin p.çleri halına goysa: Kendi isteği dışında, etrafındakilerinin yönlendirmesi ve etkileri ile yanlış hareketlerde bulunan kişiler için etrafındakiler rahat bıraksalar doğruyu bulacak anlamında söylenir.(*)
Borçlu ölmez ama benzi sararır: Eskiden borçluların borçlarını ödeyemedikleri zaman üzüldükleri bu nedenlede hastalık derecesinde bu durumdan rahatsızlık duyduklarını anlatmak için kullanılır.(*)
Borcun mu var ver kurtul, derdin mi var öl kurtul (Borcun iyisi vermek, derdin iyisi ölmek): Borçtan kurtulmanın yolu onu vermek, onulmaz dertten kurtulmanın çıkar yolu ise ölmektir. İkisindende kaçış yok.
Boyunca boka düşmek: Durduk yere başını belaya sokmak.
Boyun uzun yakışırsın halaya, bu akılınan si… giden sılaya: Bu akıl, akıl değil. Vazgeç.
Buyurulmadık yumuşu puşt oğlan tutar: Üstüne olmayan, kendini ilgilendirmeyen konularda öne çıkarak onu yapmaya çalışanlar için söylenir.
-Ç-
Çadır karıştı: Ortalık bir birine girdi. Çingene yaşamını andırdı.
Çar çur etmek: Araya vermek, zayi etmek.
Çenesine hırsız taşı değmek: lüzumlu, lüzumsuz çok konuşanlara denir.
Çobanın gönlü olursa tekeden köremez çıkarırmış: Yeterki istenilsin, istenilince imkansız diye bir şey yoktur.
Çok gezen pabuç boh getirir: Çok gezip tozma yoksa başına iş getirirsin (*)
Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz: Birdenbire lüzumundan fazla olan şeylerde haram ve hile aramalı.
Çocuğa yumuş buyur, ardından sen git: Adı üzerinde çocuk; söylediğiniz yapmasını istediğiniz şeyleri eksik yapacaktır. Çocuklardan birşeyi yapmasını istediğinizde muhakkak yapılıp yapılmadığını kontrol edin anlamında kullanılmaktadır.(*)
-D-
Dağ başına kış, insan başına iş gelir: Başı dertte olanlar, doğal bir felakete uğrayanlara teselli kabilinden söylenir.
Dağ ne kadar yüce olsa yol başından aşar: Kişi bildiğini okur. İş olacağına varır.
Dağı görüp tavşan, puru görüp tilki olmak: İki yüzlü insanlar için söylenir. Örnek: Ona bakma, o her boyaya girer. Dağı görüp tavşan, puru görüp tilki olur. Güvenilmeyen, dönek.
Dağlara aman deme, beylere aman de: Faydalanamayacağın kimselerden yardım isteme. Yararlı insanlara derdini bildir.
Dah dah delisi etmek: Dalga geçerek şirazeden çıkarmak.
Dananın kazığını koparmak: Bardağı taşıran son damla olmak.
D.şşah gıldırdatmak: Sudan bahaneler bulup mazeret göstermek.
Daş attında golunmu yoruldu: Çaba sarfedilmeden gelen kazanımlar için söylenir.
Davetsiz gelen, döşeksiz oturur: İtibar görmeyeceğin yere gitme.
Davul olmak: Şişmek, irileşmek.
Davulun sesi uzaktan hoş gelir: Olayın içerisinde olmayanlar neler çekildiğini bilemezler. Uzaktan bakınca hiç bir sorun yokmuş gibi görünür.(*)
Değirmen şakşakası gibi şakırdamak: Fazla gevezelik eden. Lüzumsuz yere yüksek sesle konuşan.
Dek duran depik yemez: Sebepsiz değildir. Bir nedeni olmalı. Bir şey yapılmış ise muhakkak bir sebebi vardır.
Deliden akıllı cevap: Umulmayacak insanlardan, umulmadık biçimde alınan güzel sözler için denir.
Delinin malı akıllının kursağındadır: Kendisini kullanmayanlar, bunlardan faydalananlar, fırsatçılar için denir.
Deliye geçit yoklatmak: Bir şeyin tehlikesini sezinleyen kişinin o işi başkasına yaptırmak istemesi.
Deliye her gün düğün bayram: Kendini kontrol edemeyenler içindir.
Deliye yol vermek, eline bel vermek: Aklı ermezleri baştan çıkarmak.
Deliynen gitme yola, başına getirir bela: Deliyle bir arada olup ona güvenme.
Derdin bir olsa yanmaya ne var: Derdi çok demek.
Dere davulu gibi ötmek: Bağırırcasına, başkalarını rahatsız edercesine sürekli konuşmak.
Dert yürekte düğüm gibi, haçen ansan bugün gibi: İnsanın derdinin yüreğinde saklı olduğu, önemli acıların zaman geçsede yok olmayacağı, ne zaman anılsa sanki yeni yaşanmış gibi insanlara acı vereceğini anlatmak için söylenilmiş.(*)
Dibi görünmedik suyu boylama: Ne olacağını bilmediğin işe girişme.
Dilini dibine sokmak: Çam devirip münasebetsizlik ediyorsun, konuşma. Diline sahip ol.
Dişinden tırnağından artırmak: Günlük gereksinmelerinden keserek biriktirilen tasarruflar için söylenir.
Dişini sökmek: Bir şeyi zorla kabul ettirmek ya da yaptırmak.
Dişinin kirini somurmak: Beslenmesini önemsemeyip, gerekli olan besinini kısarak para biriktirenlere denir. Cimri, pinti.
Doğmamış çocuğa don biçilmez: Geleceği ve de olacakları mevcut koşullara göre tahmin edip pozisyon almanın yanlış sonuçlar doğurabileceği, ilerleyen günlerin neler getireceğinin şimdiden bilinemeyeceği. Dereyi görmeden paçayı sıvamak ile aynı anlamda sayılır. (*)
Dokuz körün bir deyneği: Kalabalık bir ailede idarenin bir kişinin omuzlarında olması.
Doyduk donanıncaya kadar düğün son olur: Eli ağır insanlar için söylenir. Bir meseleyi başlayıp oluşturuncaya kadar zamanın geçmiş olması halinde kullanılır.
Dört duvarı yok: Ne yapacağı belli değil, dengesiz, kaçık.
Dürzü dürzüzüyü bulur meyhanede, oros.. oros..yu bulur kerhanede: Kötü insanlar kötülükleri kaynağından alırlar.
-E-
Ebem, bohu yağmaya (Yağmalamaya) gitti, bir parmahta ben çalıym: Bedava dağılan birşey olunca hemen üzerine atlayanlar için söylenir. "Beleş mezar bulsa içine girecek", "Nerede beleş, oraya yerleş" atasözleri ile benzer anlam içermektedir.(*)
Eğri mastardan doğru çizgi çıkmaz: Doğru olmayandan doğruluk beklenmemelidir.
Ekmeği ekmekçiye yaptıracak, beş ekmek de üste vereceksin: İşi erbabına yaptıracaksın.
Ektiğim nohut, biçtiğim nohut, şehre vardında leblebi mi oldun?: İçinden geldiği ortama yukarıdan bakan, Yapmacıklı.
El delisiz, yol çalısız olmaz: Bir uyarı niteliğindedir. İnsan yaşamı boyunca çeşitli olaylarla karşılaşır. Bunu asgari hadde indirmek için dikkatli olmalıdır.
El elin eşeğini türkü çağırarak arar: Kendi işini kendin yap, başkaların bırakma.
El etmek: Gizilce çağırmak.
Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz: Elin verdiği sana yeterli gelmeyecektir, gelsede senin istediğin zaman gelmeyecek onlar istediklerinde vereceklerdir. O nedenle kendi aşını kendin kazan, kimseye muhtaç olma anlamında söylenmiştir.(*)
Elden oğul olmaz, külden tepecik: Yapmacık şeyler hiçbir zaman tabii olanların yerini tutmaz.
Ele eyhana etmek: Hesap bilmemek, savrukluk.
El eliyle yılan tut, yarısını yalan tut: El elin eşeğini türkü çağırarak arar gibi. Başkalarına yaptırılan işlerde her zaman eksiklik olur. El senin işini kendi işi gibi özenerek yapmaz.
El eli yur, elde yüzü: Yapılan iyilik yerde kalmaz. Karşılıksız kalmaz.
Elentiyi yemsinmez: Küçük çıkarların değil büyük vurgunların adamı.
Eli işte, gözü oynaşta: Elindeki işine yeterince ilgi göstermemek.
Eli kanda, başı kilde olmak: Çok meşgul olmak.
Eliye edek, Veli’ye üdük etmek: Sürüp savurmak. Bilinçsizce dağıtmak.
Elle gelen düğün bayram: "Acının ve musibetin topluca, herkes tarafından aynı anda yaşananı fazla üzmez. Topluca yaşanan acının şiddeti, bireysel olarak yaşananlardan daha az olur." gibi bir anlam içermektedir. Acının paylaşıldığında azalmasından ziyade "bak bir tek benim başıma gelmedi, herkes çekiyor" düşüncesinin yarattığı rahatlama hissine işaret eder.(*)
El öpmeyinen ağız kirlenmez: Hürmet ve saygının insanlar arasındaki geçerliliğini ve önemini anlatmak için denir.
Eme yaramak: İşe yaramak.
Emek olmazsa yemek olmaz: Çalışmadan hiçbir şey kazanılmaz.
En akıllısı, önde giden s.ki ipli: İçlerinde akıllı kimse yok. En akıllıları şeyine ip bağlayarak gezen (deli), yani hepsi birbirinden deli anlamında söylenmiştir. (*)
Er dayıya kız bibiye çeker: Soya çekimin önemini belirtmek için söylenir.
Ergene avrat boşamak kolaydır: Sorumluluk duygusu olmayan, üzerinde sorumluluk taşımayan insanlar için kullanılır.
Er kayıp, avrat seyip: Genellikle bir evde erkek olmazsa kadın evde durmaz anlamında söylenir.(*)
Erkeğin aklı s..inin ucundadır: Erkeklerin bir kısmının karşı cinse karşı zayıflığını, cinsel isteklerini tatminden başka birşey düşünmediklerini, cinselliğini kullanan bayanlara karşı koyamayacaklarını anlatmak için kullanılır. (*)
Eşeği sahibinin dediği yere bağla da ot yemezse dert yesin: Sahibinin dediğini yap da ne olursa olsun. Sorumluluğu kendine ait olmayan işleri yapmaktan çekinme. Tereddüt etme.
Eşeği sattım çü demeden kurtuldum: Belayı başımdan uzaklaştırdım.
Eşeğin kazancı at için: Başkalarının kazancı ve varlığını gelişi güzel tüketenler için söylenir.
Eşek anırtmıyor, çerçi çağırtmıyor: Söz hakkı tanımıyor. Konuşma fırsatı vermiyor. Geveze.
Eşek çamura bir defa çöker: Üst üste yapılan bir çok hata için. Yahut hataların tekrarı halinde söylenir.
Eşek kaçtı, palan düştü: Yok yere kavga çıkaran, tek taraflı ve sebepsiz yere olay yaratanlar için söylenir.
Eşek şaşırınca kar yermiş: İnsan şaşırırsa ne yapacağını bilemez, en olmadık şeyleri bile yapabilir.(*)
Ev süpürürken eşek s.ki bulmak: Durup dururken bir sakarlık yaparak kırıp dökenler için söylenir. Döşemeye takılıp düşmek, tökezleyerek kab kacak çiğnemek gibi olağan dışı hallerde kullanılır.
Evi ayrı, yolu sapa: İlgisi bulunmayan. Herkes kendinden sorumlu.
Evinde yok aşlık, si…. Vermiyor dışlık: Fakir olduğu halde durumunu bildirmiyor.
Evladı olmayanın devleti olmaz: Çocuğu almayanın ya da buna benzer eksikliği bulunan birisinin başına bir iş gelirse onu sevmeyenler tarafından söylenir. Kıymet bilmez.
-G-
Gah başıma taç ederim, gah gö.üme tıkaç ederim: Bir kişiye kötü söz söyleyen kişiye niye böyle yapıyorsun diye karışan yabancı kişilere; sana ne benim değilmi ne istersem yaparım. İstersem över göklere çıkarırım, istersem yerin dibine sokarım anlamında söylenilir.
Gelen açıyor, giden kaçıyor: Giren çıkan belirsiz.
Gelin Aksak, kız kötürüm: Evde sağlam kimse yok demek.
Geline görümcen geliyor demişler, görünmez köye gitsin demiş. Kız heybesi de var diyince, Benden ayrı nesi var demiş: İnsanların çıkarları doğrultusunda nasıl farklı tavır aldıklarını anlatmak için söylenilir.
Git Kangal’a gel Ulaş’a: Aynı şeyi birkaç defa tekrarladığı halde onda başarı sağlayamayan.
Gitti ağalar paşalar, kellere kaldı köşeler: Meydan işe yaramayanlara kaldı.(*)
Göçün geri döndüğü aksak ite yaradı: Bir şeyin olmayışının bir başkasına sağladığı faydadan ötürü denir.
Gönül umduğuna küser: Sevdiği insanlardan istediği umduğu hareketi görememek, beklediğini bulamamak.(*)
Göre göre görenek, görüp öğrenmemeye ne gerek: insanlar atalarından görüp öğrendikleri gelenek göreneklerine sahip çıkmalı ama sadece geçmişe takılı kalmayıp yeni gelişmeleri öğrenmeli, çağa ayak uydurmalı (*)
Gördüğünden göz kirası istemek: Gördüğü her şeyden umar durumda olduğunu belli etmek.
Görmemişin bir oğlu olmuş da çekmiş s.kini koparmış: Sonradan görmüşler için söylenir.
Guzanın aptalı gibi: Kozan dilencisi gibiher şeyi isteyen.
Gümrükten mal kaçırır gibi: Kendine ait olmayan ya da hakkı olmadığı halde bir şeye malı imiş gibi sahip çıkanlar. Kaçakçı.
Gününden kalan yılına kalır: Zamanında yapılmayan işler için söylenir.
Güverip bostan mı olacaksın: Yaşlı insanlar için kullanılır. Gençlik yılların geçti bundan sonra gençleşecek misin. Kabuğuna çekil demek.
Güzele kürtün yakışır, çirkine bala neylesin: Gösterişli olmasa bile giydiği her şeyi kendisine yakıştıranlar için söylenir.
-H-
Hain onsa, şeytan onardı: Kötülere rağbet edilseydi onlar cemiyetin en gözde üyeleri olurlardı. Şeytan gibi lanetlenmezlerdi.
Hahı bohunu yumaz: Uğraşmaya değmez. gelecek kazanç kayıplarını karşılamaz (*)
Halebi köy sanma, Halep koca bir şehir: Yılmaz'lardan İbrahim ağanın (Ede'nin ) iki tane hanımı vardır. Birisi Erzurum'ludur. Adı Huriye. Ede dede kızdığı zaman adını söylemez "Halep Sürgünü" der.
Tartışmaların birinde gene aynı lafı eder. Karısı bunu duyunca sinirlenir ve "Sakalına başlarım İbrahim ağa, Halebi köy sanma Halep koca bir şehir" der. O günden sonra küçük görme demek anlamında kullanılır.
Başka bir yorumu ise ciddi ve önemli meseleleri ufakmış gibi görmek veya göstermeğe kalkışmak. Görmemezlikten gelmek.
Haline bakmadan Hasan dağına oduna gider: Varlıklı olanların yaptığını yapmaya kalkışan züğürtler için söylenir.
Hastalığın çöre çöpe, seni bi güzel kız öpe: Rahatsız olduğunu söyleyen bilhassa küçükler için hem espri, hem de moral vermek için söylenir.
Hastanın onmıyacağını bilki, yorganı bırakır da yastığa geçer: Bir işin olması istendiğinde kişinin esas iş için değil de bunun dışındaki şeylerle uğraşması ve bu uğraşısını esas iş için yapmıyormuş gibi göstermesi. Göstermelik. Bir meselenin olumsuz sonucunu bir başka meseleye bağlama.
Has yüzüne mi hayran sandın: Senden başka beklentileri de var. Sadece yüzünü görmek için yaklaşmıyor demek.
Her evden bir ferzek, her tarladan bir kezzek: Aynı kafada olmayanların bir araya gelmesi. Her kafadan bir ses.
Her derenin başını bir belen keser: İşe kaynağından başlamalı, meseleyi oradan halletmeğe çalışmalı.
Her şapkalıyı erkek, her çevre takınanı kadın sanmamak: Bir erkekte aranan şeylerin o erkekte bulunmaması halinde söylenir. Kadın için de bu böyledir.
-İ-
İki eliyle bir s.kini doğrultamaz: Şaşkın, perişan, aciz biri. Kendine hayrı yok ki başkalarına olsun.
İmirin iti gibi titremek: Soğukta kalanlara, ıslananlara ve çok üşümüş gözükenlere denir.
İpeği kıla koş etmek: İyiyi kötüyle bir tutmak.
İpliği pazara çıkmak: Foyasını açığa vurmak.
İplikçi: En ufak ve lüzumsuz şeyleri de hesap eden. Cimri.
İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara: Vermemenin istemekten daha ayıp olduğunu belirtmek için söylenir.
İş başa düşünce yan peşe düşer: Sorumluluğu yüklenince şunun bunun lafına bakmadan onu sonuna kadar götürmeli. Bu arada perişan olmayı da göze almalı.
İş de sabahtan aş da sabahtan: Sabahları çalışmanın daha avantajlı olduğu anlatılmak istenmiştir.
İşin Almanya'dan iyi: Almaya'ya işçi olarak ilk gidenler, iyi para kazanıyorlar ve zengin dönüyorlardı. Toplum onları zengin gördü. Hiç bir sorunları olmadığı düşünüldüğü için, her şey istediğin gibi gidiyor anlamında kullanılıyordu. (*)
İş yaparken çiş yapmak: İyi yapayım derken, işi tamamen berbat etmek. Batırmak.
İte dalanmaktansa çalıyı dolan (İte dalanmadan çalıyı dolanmak yeğdir): Tehlikeli gördüğün şeyin uzağından geç git. Bu iş biraz zahmetli de olsa göze almayı değer. Bulaşma.
İte taş atan da bir ekmek atanda: Kendi çıkarına, yararına olanı bilmeyenler için kullanılır.
İt göle düşmeyince yüzmesini öğrenmez: İnsan mecbur olmadıkça hiçbir iş yapmaz.
İtin canı cezada gerek: Kendi yararını düşünmeyen, kendi kendine eziyet edenler için kullanılır.
İtinen çuvala girmek: Kötülerle bir arada olmak. Kötülerle aynı ortamda bulunmak.
İtin duası kabul olsa, havadan kemik yağardı: Kötülerin istekleri gerçekleşmez, onların dualarını tanrı kabul etmez.(*)
İt itin kuyruğuna / ayağına basmaz. Aynı düşüncede ve aynı yakınlıkta olanlar birbirine zarar vermez.
İt kapıda zabın gerek: İyilik bilmez, nankör insanlara denir.
İt kavağın gölgesine yatmış da kendi gölgesi zannetmiş: Kendini hep başkalarından üstün görmek.
İt korktuğu yere ürür: Kötü ve korkak kimseler korktuklarına düşmanlık ederler, onun aleyhinde bulunurlar.
İt uyuz maymun culuz: O çok fakir, yoksul.
İt ürür kervan yürür: Gerçekleşmesi doğal olan işlere, durumlara karşı konuşulsa da engellenemez.
İtin ahmağı kayganadan pay umar: Saf insanların kendisine uygun olmayan şeyleri başkalarından beklemesi, hayal etmesi.
İtin aksaklığı avını görene kadar: Bazı sahte fiiller için kullanılır. Çıkarı olduğu zaman bahane ortadan kalkar.
İtin taştan yıldığı gibi: Birilerinin kendisinden veya başkalarından korktuğunu anlatmak için.
İt osurdu yel götürdü: Saçmalamak, boş laf konuşmak anlamında.
İyilik etme, evine yetme: Yapılan iyiliğe karşılık kötülük görülmesi halinde kullanılır.
-K-
Kaburgası kalın: İnatçı.
Kadı eşek değil ya fetvadan anlar: O cahil değil, bazı meseleleri bilir.
Kaldık oğul eline, minnet eyle geline: Elden ayaktan olup da başkalarının eline bakacak durumda olanların kendisini, yardım gördüğü kimseye karşı manen borçlu hissetmesi. Onun her emrine boyun eğmek zorunda olduğunu bilmesi.
Kaplumbağa kabından çıkmış da kendi kabuğunu beğenmemiş: Manasız bir kibir ve boş bir gösteriş budalaları için denir. İçinden geldiği aile toplumunu saygısızca küçümseyenler içindir.
Kardeş kardeşi atar, yar başında tutar: Kardeşler ne kadar birbirine düşman olsalar da sonunda gene sahip çıkarlar.
Kardeş kardeşin ne onduğunu, ne öldüğünü ister: Kardeşler arasındaki kıskançlığı belirtir.
Karga bohunu yemeden; Vakit çok erken, biraz bekleyebilirdin. Acelen ne anlamında kullanılıyor. Kargalar karınlarını çok erken doyururlar. yedikleri ise genelde hayvan pisliğidir. (*)
Karışın kara başına olsun: Karış verenler için bedduaya karşılık söylenir.
Kasap et derdinde, koyun post derdinde: Başkalarının ne çektiğini, onların içinde bulunduğu durumun ne kadar kötü olduğunu düşünmeden, kendi çıkarı peşinde koşmak. (*)
Katranı kaynatsan olurmu şeker, cinsini si...ğim Cinsine çeker: Aslen işe yaramayan, kötü olan biri gerçek anlamda iyi olamaz. "Armut dibine düşer" ile hemen hemen aynı anlamı içermektedir. iyi olmayan, işe yaramayan kişiler için bilhassa büyükler, anne ve babalar tarafından söylenilir. (*)
Kavga kaşağısı: Kavgacı. Kişileri kavgaya yönelten.
Kavgaya kaşınmak: Dövüş istemek.
Kayış yarmak: Yükün çoğunu başkasına taşıtan, yükün altından kalkamayan, işten kaçanlar için kullanılır.
Keçinin çıktığı yere oğlağı da çıkar: Ailede küçüklerden birinin, büyükleri tarafından yapılan kötü bir işi tekrarlaması halinde söylenir. Kötü örnek.
Kedi öldü meydan sıçana kaldı: İyiler yok oldu, iş kötülere kaldı.
Kedinin fareyle oynadığı gibi: Kuvvetli birinin zayıf birisini ezmesi halinde.
Kediye bohun ilaç demişler, gitmiş denizin ortasına sıçmış: Kendisinden başka kimseye hayrı dokunmayan, kendisine ait hiçbir şeyi başkaları ile paylaşmayan ve başkalarınında ulaşmasını engellemek için elinden gelen her şeyi yapabilen insanlar için söylenir. (*)
Kel başa şimşir tarak: Giyimini kendisine göre yakıştıramayan. Yersiz gereksinme.
Kenarda gezip ortada bulunmak: Bir şeyi zahmetsizce elde etmek. İşi yapmamak ama yapıyormuş gibi gündemde olmaya çalışmak.
Kervan yolda dizilirmiş: Bir işe başlarken herşey tam olmayabilir. Eksiklikler yol alınırken de tamamlanabilir.(*)
Kervancı başının niyeti iyi ise; kervan ip gibi dizilir, menzile de varır: Eğer bir işte önderlik etmek isteyen kişinin niyeti iyi ise, onun arkasından gitmek isteyenlerin sayısı artar ve varılmak istenilen hedefe, amaca muhakkak ulaşılır.(*)
Kesim kesmek: Pazarlık etmek.
Kıçı açığın gönlü hoş olur: O zaten toplum gereksinmelerinden yeterince nasibini almamış birisidir. Yapacak başka bir şeyi olmadığı için her şeyi hoş karşılar. Yoksulun gönlünün hoş olması buradan gelir.
Kıçına vurup laf çıkarmak: Yok yere dedikodu üretmek.
Kılavuzu karga olanın, burnu bohtan kurtulmaz: Her hangi bir işte arkasından gidilecek önderlerin payının büyük olduğu ve liderleri başarılı, güçlü olmayan kimselerin zaman zaman başarısızlıkla karşılaşacakları anlamında kullanılır.(*)
Kıl ipinen boğmak: En ufak fırsatta acımasızca davranmak.
Kına gibi un etmek: Başladığı işi en iyi bir şekilde sonuçlandırmak.
Kızı kendi haline bırakırsan ya davulcuya, ya zurnacıya varır: Kızlarını kontrol edemeyen aileler için söylenir. İşlerin kontrolsüz kalmaması gerektiğini anlatmak için kullanılır.
Kızını döğmeyen dizini döğer: Anadolu' da kızlar fazla önemsenmez. Namuslu ve iyi yetişmesi için söylenile gelen bir deyimdir.
Kilimin dört pöçüğünü suya koyverdi, görünen yerlerine de taş atıyor: Artık her şeye boş verdi.
Kimse ayranım ekşi demez: Herkes kendi yaptığını beğenir. Yanlışlarını kabullenmez.
Koçluk kuzu, kös kapısında belli olur: Seçkin olacağı önceden belli.
Korkunun ecele faydası yok: Üzülmenin korkmanın ve buna benzer eylemlerin bir şeyin sonucuna etki etmeyeceğini belirler.
Köpeksiz köye rastladın, elin değneksiz geziyorsun: Karşısında sessiz, itirazsız, işini engellemeyen bir kişi bulunduğunu, istediğini yaptırdığını anlatmak için denir. Bir işin hiç engele uğramadan yapılması halinde söylenir.
Kör aşığa yoldaş olan it güder: Kötülerle arkadaşlık edenler iyi iş yapmazlar. Onlara benzerler.
Körle yatan şaşı kalkar: Kötü kişilerle arkadaşlık kuranlar ister istemez ondan etkilenir ve kötü huy edinirler. En çok etkileyen yakınında bulunan insanlardır.
Kötü ile gitme yola, başına getirir bela: Şaşkın ve aciz kimselerle arkadaşlık kurma anlamında bir uyarı.
Köyden köye it ürür: Uzaktan uzağa yapılan ağız kavgalarında, karşılıklı laf atmalarda, bazen da espri için kullanılır.
Kulağından kunnacı etmek: Bir konuyu ya da lafı etrafı rahatsız edecek şekilde sık sık tekrar etmek. Bıktırıncaya kadar söylemek.
Kurbağanın yüzüne tükürmüşler de "görüp göreceğin bu olsun" deyip göle atlamış: Beklenmedik bir kişiden ufak, kırıcı hareket geldiği zaman kırılanın karşı tarafa üzüldüğünü bildirmesi için söylenir.
Kurdun mahanasına kuş da geçinir: Biri birine sebep olur. İmkan hazırlar.
Kuru kuru kurbanların olurum: Sadece lafla destek olmak. Yardım etmek için faaliyette bulunmamak.
Kuyruğu omuzlamak: Sinirlenip çekip gitmek.
Kuyruk savurtmak: Hoşnutsuzluğu hareketle belli etmek.
Küpü yuduk güne koyduk: İlgiyi kesmek, bağlantıyı koparmak.
-L-
Lüleye dönmüş: Şişmiş anlamında kullanılır.
-M-
Madiyenin Başı: Olayı başlatan. Elebaşı
Makamıyla anırtmak: Yapılmasını istediği şeyi her türlü kötü imkanları kullanarak yaptırmak.
Malamat olmak: Rezil rüsva olmak. Bir yere sığamamak.
Mal bulmuş mığrıbı gibi: Umulmadık bir anda karşılaşılan bir gelir, bir miras için söylenir.
Mani Mahmut’un iti gibi kehten aştı: Mani Mahmut’un iri bir çoban köpeği vardı. Düğünlerde Bir taraftan davul zurna çalar oyunlar oynanır, bir taraftan da Kel Ali köpeğe gem vurup, üzerine biner.
Her düğünde köpeğe bine bine hayvanı iyice yıldırmıştır. Öyle bir zaman gelirki davul dom demeden köpek köyü terk eder.
Herkes eğlenir, sadece Mani Mahmut’un iti hariç. Her düğünde aynı şey İtin canına tak etmiştir. Köpek kendini öyle şartlandırmıştır ki, ne zaman köyde bir düğün olsa davul zurna sesini duyan köpek doğru kel tyepeye gider ve yatar. Davul zurna sesi susmayınca köye gelmez. Genellikle kınaya giderken harman yerinde çekilen halaya girmek istemiyenlere yada buna benzer kaçışlar için kullanılan bir deyimdir. (AÖ ve ZI anlatımları birleştirildi) (*)
Mal canın yongasıdır: Yonga: Ağaç kırarken ayrılan küçük parçacıklara denir. Mal canın bir parçasıdır.
Musallat olmak: Gelip gidip karşılaşmak, sataşmak.
-N-
Ne camiye hayrı var, ne kiliseye: Ne etliye karışır, ne sütlüye. Kimseye yararı dokunmaz anlamında kullanılır.
Ne sıçtın elime ki ne çalayım yüzüne: Karşılıklı beklentileri olanların söyledikleri bir deyimdir.
Ne yel esti ne çalı cıldırdadı: Hiçbir şey olmamış gibi davranmak.
Ne verirsen elinle ol gider seninle: Kişinin yaptığı iyilikler söylenir. Anımsanır. Bu da ancak başkalarına yapılan yardımla mümkündür.
Nizahta yumruk sayılmaz: Amaca varmak için harcanan emek ve para hesap edilmez.
-O-
Odunumun parası: Uzlaşmasız, inatçı.
Oğlan anasını, inek danasını bilir (Oğlan olduğu yeri, gelin geldiği yeri bilir): Herkes kendine en yakın olanı ile münasebet kurar. Yakından geçmez. Onu korur, ona yardımcı olur.
Oğlan yer oyuna gider, çoban yer koyuna gider: Herkes kendi işinin peşine koşar.
Olmadıh yoh da duyulmadıh çoh: (Kul başına gelmedik iş olmaz): İnsan başına her türlü iş gelir ama pek çoğu gizli kalır, üstü kapalı kalır anlatılmaz. Yaşanılan olayların bir kısmının ar edilip anlatılamaması. (*)
Olursa aşım suyu, olmazsa başım suyu: Fark etmez, nasıl olursa olsun işime gelir, tercih yapmam.
Oruç tuttuğuyla bayram etmez: Tutarsız arkadaşlıkları anlatmak için kullanılır.
Osuruktan nem kapmak: En ufak bir şeyden etkilenmek, tepki vermek anlamına geliyor olup, buluttan nem kapmak sözünün bir değişik söyleniş tarzı.
Otu çek köküne bak: Soyuna sopuna bak. İyi aileden iyi çocuklar olur.
Oynamaktan maksat ütmektir: Bir işin kar için yapıldığını belirler.
Oyuna giren kol sallar: Her şeyin bir riski vardır. Onu göze almak gerekir.
-Ö-
Ödünç yiyen kesesinden yer: Hiçbir hizmet karşılıksız değildir.
Öksüzün eteğine kavurga koymuşlar, si..m yandı diye yere dökmüş: Kadir, kıymet, değer bilmez insanlar için söylenir.(*)
Öküze ho ardına (gö….) ko: Hiçbir şeyden habersiz, işin inceliklerini bilmeyen.
Ölünceye kadar geçineceğini, yoruluncaya kadar arayacaksın: Bir yuva kurulması için eşlerin iyi seçilmesi lazımdır.
Ölünün kefenini soymak: Cimri, hasis. Başkalarının malına zarar verenler için denir.
Ölüyü diriyi s.ktinde, gözünü bana mı diktin?: Elindeki her imkanı kullandın, başka çaren kalmadımı ki benden yardım umuyorsun? Sana yardım edecek bir ben mi kaldım, başka kimsen yokmu?, bu kadarmı çaresizsin anlamında kullanılır. (*)
Önce anısı, sonra anası, şimdi ise rahmetle anmak: Sevilmeyen insanlar ile yaşanmış olan anıları anlatırken sinirlenip kötü söy söylenebileceği ve hatta ölümünü dileyebilecek kadar nefret edilebileceğini anlatmak için kullanılır.(*)
Ön göç nereye konursa, son göçte oraya konar: Bir işi ilk yapanlar diğerlerine örnek olur.
Önünü örterken, arkasını açar: Hiç bir işi tam yapamayan, bir işi yaparken başka biri yada birşeye zarar veren kişileri anlatmak için kullanılır.(*)
Öyünü olmayanın doyumu olmaz: Zamansız ve yersiz harcamanın zararlarını anlatır. Her şeyi sırasında ve zamanında yapmalı.
-P-
Paramla yüzüme tükürttüm: Varlıklı olanın bu kaynağı kullanamayışı ve iş bilmezliği.
Podu’nun öküzü gibi: Karaözü’de dört kafadar kaçak rakı yapmak için ürgüp’ten üzüm getirtirler. Mayalanması için bir ağaç tekneye ıslarlar. Ahırın münasip bir yerine koyarlar. Üzüm mayalanır. Aksilik bu ya öküzlerden biri sabaha karşı musurdan boşanıp göbüteki üzümü yer, suyunu içer. O sabah hayvanları sulamaya götüren sahibi bir gariplik hisseder. Öküz saldırganlaşır, etraftaki hayvanlara hücum eder. Çeşmeye giden kadınları kovalar. Kar yığınlarını boynuzlar. O gün köy bu ilginç olayla çalkalanır. Daha sonraları içip dağıtanlara bu deyim kullanılır.
-R-
Rüzgar eser iken harmanın savur: Fırsatları değerlendir, her şeyi zamanında yap. Bu günün işini yarına bırakma.
-S-
Saçımı kestim ki sirkeye faydası olsun diye: Yakınlarına zaman zaman yardım eden birisinin bu yakınlığının karşılıksız kalması.
Salavat kuvvete bağlıdır: Bu kuvvetlilik hem fiziki, hem de iktisadi olabilir. Kuvvetli olan kimsenin sesi daha gür çıkar.
Saldım çayıra, mevlam gayıra: Herhangi bir işe başlayan ama işi takip etmeyen, işi oluruna bırakan kişilere söylenir. (*)
Samanlığı dana tüketir: Müsrif ve savruk kimselere, mirasyedilere denir.
Saman senin değilse, samanlıkta mı değil: Genellikle gittiği yerde çok yemek yiyenler için kullanılır. Yemek senin değil ama çok yediğinde kendine zarar verirsin, kendine bari acı.
Samusufra koşmak: Bahane aramak, zora koşmak.
Sana da barekallah: Sana da diyecek yok. Sen de istediğimiz gibi çıkmadın.
Sel önünden kütük kapmak: Ganimetçi.
Sen burda dur KÖTÜ ben bir İYİ bulanaca, İyiyi bulamayıp sana kul olanaca: Elindekini beğenmeyip başka arayışlara geçmek ama ihtiyacı olabilir düşüncesi ile eskisini de elden çıkarmayıp, bir tarafta tutmak.(*)
Sıçanın deliğinde olsa bulur: Ondan hiçbir şey saklanmaz. Gizliyi kapaklıyı nerde olsa bulur.
Sıçanın sidiğinin denize faydası vardır: Meselelerde en ufak ayrıntıları ve ihtimalleri bile hesaba katmalıdır.
Sıtkım sıyrıldı: Nefret ettim.
Sızırlının iti gibi: Biri Karaözü’lü biri Eğerci’li diğeri de Sızır’lı arkadaşlar; Askerde çok samimi olurlar öyleki yedikleri içtikleri ayrı gitmez. Teskereden sonra, birbirlerinin evlerine misafirliği giderler. Hele hele bayramlarda ziyaret etmeden duramazlar.
Sızırlı olan arkadaşları ağadır. Sürüler ve koyunu vardır. Bu sebeple de kapısında Kangal köpeği eksik olmaz. Bizim Karaözülü birgün kafası eser Eğerciliyide alıp Sızırlı arkadaşlarına giderler.
O günlerde kangal köpeği yeni doğum yapmış ve 3 tane yavrusu vardır.
Yavruları görünce çok severler birer tanesini isterler. Ancak yavrular çok küçük henüz 2 veya 3 günlüktür. Sızırlı vermek istemezsede arkadaşlarını her zamanki olduğu gibi kıramaz ve yavruları verir. Verir vermesine de Anne köpek ciğeri dururmu; Yavrularının kokusunu takip ede ede Eğerci’dekinin evini öğrenir. Oradanda Karaözü’deki yavrunun kaldığı evi öğrenir.
Her sabah Sızırdaki yavruyu emzirdikten sonra koşa koşa Eğerci’ye gider ordaki yavrusunu emzirir ordanda koşa koşa Karaözü’ye giderek ordaki yavruyu emzirir akşama geri Sızır’a dönmek zorundadır. Çünkü oradaki yavrusunu sabah emzirmiştir akşama acıkmıştır, emzirmesi gerekir. Bu durum sürer gider.
Bir gün akşam köpek Sızır’daki eve gelmez. Ağa adamlarına söyler her tarafı ararlar bulamazlar. “Eğerci’ye giden yola bakın” der ağa.
Eğerci ile Sızır arasında şimdiki adıyla Kuru dere denilen yerde ölüsünü bulurlar. Görünürde yara izi yoktur, çok koşmaktan ötürü yorulup (çatladığını) tahmin ederler.
Hani bir işe yetişmek için koştururuz soluk soluğa kalırızda izleyenler; Sızırlının itine döndü der ya. (eski karaozu.org'dan alınmıştır.) (*)
S.kim hıyar diyene bir avuç tuz alıp koşturuyor (seyirtiyor): Çok gaza gelip anlamadan, dinlemeden her işe atlayan insanların yaptığı eylemler için kullanılan deyimdir.(*)
Size varıp yiyip içek, bize gelip konup göçek ( gülek oynayak ): Başkalarından yeterince sebeplenip de sıra kendine geldiği zaman yerine getirmemek.
Son gittiğin olsun: Karış verme. Bir çeşit beddua. İntizar. Mezara gidişin olsun.
Soydur çeker, boktur kokar: Her şey soyuna dönüşür.
Söz vermek başka şey vermeye benzemez: Sözünde durmayan için söylenir.
Sudan süprülmüyor: Beleş değil. Emek karşılığı.
-Ş-
Şikara geçmek: Kıymetlenmek, kıymete kalkmak.
-T-
Tarlanın köye yakını avradın ere yakını (Tarlanın ufak taşlısı, kadının uzun saçlısı) makbuldür: İyi tarla ve güzel kadın lafı edildiği zaman doğrudan kullanılır.
Taşıma suyla değirmen dönmez: Soyunda yoksa sonradan olmaz. Yapmacık şeyler tabii olanlarının yerini tutmaz.
Tavşan dağa küsmüş de dağın haberi olmamış: Her yönüyle zayıf birisinin gereksiz yere, kendinden çok daha kuvvetli birisinden ( onun varlığını unutacak kadar kuvvetli ) bir şeyler umması ve sonunda da isteği yerine gelmeyince ona küsmesi.
Tavşana kaç tazıya fişşt: Birini birine hazırlamak, takmak, tahrik etmek. Öbürünü de ona kesmek, kurmak.
Tavuk gider ise Pisliği de gider: Özellikle kızı kaçanlara denir. Bunun yanında zararlığıyla tanınan birinin yer değiştirmesi, ya da ölmesi halinde söylenir.
Tavuk boku gibi bulaşmak: Sürtük, bulaşık kimseler için denir.
Tay iken oynamadık at olmaz: Delikanlılıkta ve cahillikte her şey yapılabilir.
Tebelleş olmak: Belirmek, buluşmak.
Tütüncü’ün iti gibi: Tütüncü lakaplı köylümüzün bir iti vardır. Kapı kapı dolaşır ve kimin kapısını açık bulursa onun evinde ne var ne yok aldığı gibi taşır. Ondan dolayıdır ki çok gezegen, başı boş olanlar için kullanılır.
-U-
Ummadığın itten kırk batman yağ çıkar: Kişinin umulmadık anda ve umulmadık zamanda olağan üstü bir tepki göstermesi. Fakir gözüken birisinin daha da olanaklı olması hali.
Ununu elemiş eleğini asmış: Misyonunu tamamlamış. Artık o işlerle uğraşmıyor, ilgisi kalmamış anlamında.
Utanmayana ayıp yok: Utanmaz.
Uyuz kaşınınca, aç ısmınırmış: İkiside yoksul, aç.
Ürmesini bilmeyen it, sürüye getirir kurt: Konuşma ve davranışlarını kontrol edemeyenlerin, durup dururken sebepsiz yere başına belalar getirmesi.
-V-
Ver yiyeyim ört yatayım, yokla canım çıkmasın: Tembel insanları ifade etmek için kullanılır.
-Y-
Ya evlat bir gerek ya ocak kör gerek: Fazla çocuk edinilmemesinin daha hayırlı olacağını anlatmak için söylenir.
Ya erden ya serden geçmek: İki seçenekten birini seçmek.
Yağmurdan kaçarken doluya (borana) yakalanmak: İstemediği bir olaydan kaçarken daha kötüsü ile karşılaşmak.(*)
Ya yapar oldurur, ya sıçar doldurur: Bir işe başlayan kişinin, o işi yapıp yapamayacağını kesin bilmemesine rağmen pes etmeden sonucuna gitmeye çalışması. Sonuç başarılı olabilir ya da tam tersi olabilir.(*)
Yahşi yiğit yareninden bellolur: Bir kimsenin kişiliği edindiği arkadaşlarından bellidir.
Yaşını yakasına dikmedi ya: Ne kadar yaşayacağı belli değil. Her an ölebilir. Bir gün sıra ona da gelecektir. Ne kadar yaşayacağının garantisi yok. (*)
Yavaş yürür narin yürürüm, birazını da yarin yürürüm: Acelem yok, zamanım var. Yavaş yavaş yaparım kalanınıda sonra yaparım anlamında kullanılır. (*)
Yayladaki yoğurda mantı kesmek: Olmayacak bir şeye hazırlık yapmak, pazarlık etmek.
Yayla kancığı gibi yatmak: Uzanarak yatıp hiçbir işe bakmamak.
Yel kayadan ne koparır (aparır): Sağlam karakterli, kişilik sahibi, onurlu, ciddî kimselere öyle önemsiz etkiler hiçbir şey yapamaz. Güçsüz, güçlüye etki edemez.
Yemediği bok varmadığı derede kaldı: Her türlü kötü işleri yaptı.
Yitik bulununca emek zayolmaz: Zor elde edilen başarılar için kaybedilen zaman ve harcanan nakit boşa gitmiş değildir.
Yol kes, bel kes, insafı elden bırakma: Ne yaparsan yap insaflı ol. İnsanların bütün varını yoğunu alma, idare edeceği kadarını bari bırak. (*)
Yumurta götünün ağzına dayandı: Bir İşi zamanında yapmayıp, son anda artık zaman kalmayınca yapmaya çalışanlar, yetiştirmek için feryat figan edenler için kullanılır. (*)
Yundunmu keloğlan deyince, tarandım bile demiş: Beklenen süreden daha önce hazırlananların kullandığı bir deyimdir.
Yüzüne Tükürsen yağmur yağıyor sanır: Ne kadar hakaret edersen et anlamamış gibi davranır. (*)
Yükü götürene taşıtırlar: İşi yapabileceğe teklif etmek.
Yüz vermek: Şımartmak.
Zalımın Kurt boğduğu gibi; Çok üzerime gelme, kafamı bozarsan seni öldürmekten beter ederim. (*)
Zaten neydin aydın, sıçtın aleme yaydın: Genellikle bir işi beceremeyen kişiler için zaten beceriksizdin şimdi iyice bok eyledin, karıştırdın, beceremedin anlamında kullanılır.(*)
KAYNAKLAR:
Kadir Şimşek
Nazife Pehlivanoğlu
İhsan - Fatma Özerdem
Emekli Öğretmen Mehmet Dal
Kadim Taşyürek (Kadim Dost)
Mustafa Kılıç
Eğitimci, Araştırmacı, Yazar Ahmet ÖZERDEM'inTarihi, Kültürü, Folkloruyla KARAÖZÜ adlı kitabından yararlanılmıştır.
(*) İşareti olan atasözleri ve deyimler sonradan sizlerden gelen ve sitemiz tarafından ilave edilen atasözü ve deyimlerimizdir.
(*) İşareti olan atasözleri ve deyimler sonradan sizlerden gelen ve sitemiz tarafından ilave edilen atasözü ve deyimlerimizdir.
DERLEYENLER:
Hüseyin Şimşek
Esma Aşkın
Ayşe Özerdem Çolakgil


