skip to content

Kaybetiğimiz canlarımız ile ilgili sizlerden gelen yazıları ve şiirleri resmin üzerine tıklayarak okuyabilirsiniz.

                              (*) işareti; resmin arkasında yazı olduğunu belirtmektedir.

Ahmet Kaya (*)


1962

Garnapanın Ahmet Büyük Usta

Karnapanın Ahmet!..Bu adla çağırır, bu adla anardı babam onu. Sonsuz bir sevgi ve saygısı vardı ona. Beni etkileyen onun bu büyük ustaya duyduğu sevgi saygıydı belki de, kim bilir.

 

Karnapa'nın Ahmet öncelikle bir insandı. Kendi işinde kendi gücünde birisiydi o. Çağdaşları gibi kendisine pek boş zaman ayırdığını anımsamıyorum. Anımsadığım kadarıyla onun işi hep yaşam kavgasıydı güler miydi o? Hiçbir iz yok bu konuda belleğimde. Yoksulluktu yakasının askısı. Eşi ve çocukları vardı. Yaşam kavgası, yaşam kaygısı ona pek boş zaman bırakmamış olmalıydı. Okul yolumuz üzerindeki evinin önünden geçerken biz çocuklar, zurnanın sesini duyduğumuzda adımlarımızı kısaltır, ayağımızdan ürkütücü bir ses çıkmadığını yoklardık.

 

Ramazan ayı boyunca oruç tutanları iftara kaldırmak için zurnasıyla kasabayı dolaşan bu büyük ustanın durak yerlerinden biri de Tohum Pınarı idi. Tohum Pınarı'na yaklaştıkça zurna sesi daha duyulur olur, uzaklaştıkça bu ses yavaş yavaş silinir giderdi. Şeker bayramına dek gün aşımından başlayarak onu beklemeğe koyulurdum. Uyumamak için çok uğraş verir, uykuya yenik düşmekten de kendimi kurtaramazdım. Ama o her gece beni uyandırırdı. Annemin ninnisini anımsamıyorum doğal olarak. Ama Karnapa'nın Ahmet'in ninnisi ninnilerin en güzeliydi benim için. Beni uçan halılara mı bindirmezdi. Kaf dağının arkasına mı götürmezdi. Kızılırmak kıyılarında balık mı avlatmazdı. Neler neler yaptırmazdı ki bana.Ya sonra !.. Ayak sesleri daha uzaklaşmadan, ince zurnanın o güzelim ezgisi kulağımdan silinmeden, yarım kalan uykumun kucağına yavaşça, incitmeden bırakırdı beni.

 

İnce zurnasıyla bende yitmez, silinmez izler bırakan bu büyük ustayı sonraları, çok seyrekte olsa düğünlerde gördüğümü anımsıyorum. Kasabamıza uğradığım yaz aylarında onu izler, üflediği solukla biçimlenen ezgileri dinlemek için can atar, alnının terini sildiği havlusunu görmek isterdim hep. Dan davulu diye anımsadığımız ezgiyi onun gibi çalanını gören var mı hiç?

 

Sayrılık ve sonrası... Tümümüzün çağrısız konuğu, O'nun kapısındaydı artık. Almıştı zurnayı elinden. Bu büyük usta üfleyemiyordu bundan böyle. Yaşam zordu. Ayakkabı tamirciliğini ona hiç yakıştıramamıştım. Elinde bir yemeni vardı. İlk kez ellerine bakmıştım. Eli işine o denli yatkındı ki dondum kaldım. İçimi bir sevinç kaplamıştı. Sanatçının eline her şey yakışıyordu. Yüz rengi bana pek sağlıklı gelmemişti. Üzgündüm. Çocukluk yıllarımın bu büyük ustası hiç de iyi görünmüyordu. Kaç yıl oldu göçüp gideli, yaşamdan kopalı bilmiyorum.

 

Çocukluk düş evrenimin renkli kişisi, üflemeli saz (zurna) ustası Karnapa'nın Ahmet'in gömütü başında kendi dileği üzerine, çocuklarının yılın belli günlerinde zurna çaldıklarını duydum. Ne güzel ederlermiş. Yıllarca önce aramızdan ayrılan bu büyük ustayı saygı ve sevgiyle anıyorum. Soluğu bol olsun sonsuz yaşamında...

 

 

 

 

 

İSMAİL KILIÇÖZGÜRLER

(ŞAHRUH DERGİSİ- SAYI:37 Mart 2002)

Paylaşan: ADEM YAVUZ KAYA


<< previous 10 of 484 next >>
Return

Sn. Cemil Şimşek'e Ekim 2009 tarihine kadar kaybettiklerimiz ile ilgili arşivini bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz.

Sn. Mevlana Yücel'e Kaybettiğimiz CANLARIMIZ ile ilgili fotoğraf arşivini bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz.

Free counter and web stats