 |
Üye Giriş |
 |
 |
Hesabınız yoksa Buraya tıklayarak açabilirsiniz |
 |
|
 |
Menü |
 |
|
 |
Anket |
 |
 |
Şu an bu bloğun içeriği yok. |
 |
|
|
 |
Atatürk'ün sansürlenen görüşleri |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
Mehmet Can Öztürk bildirdi... Atatürk'e ilişkin olarak 2 önemli çarpıtma yapılıyor. Biri Batılılaşma konusunda... Diğeri din konusunda... İlki, Atatürk'ün hedef olarak Avrupa'yı göstermediği iddiasına dayanıyor. İkincisi, -dünkü Vakit gazetesinde bir örneğini gördüğümüz gibi- ısrarla Atatürk'ü dua ederken, sarıklı mebuslarla ya da peçe içindeki Latife Hanım'la gösterip cumhuriyetin temelinde bir din motifi arıyor. Bu 2 konuda 2 belge hatırlatacağım. *** İlk belge, 29 Ekim günü Mustafa Kemal Paşa'nın Fransız yazarı Maurice Pernot'ya verdiği demeç... Paşa, o gün Revue Des Deux Mondes için Meclis Başkanı sıfatıyla verdiği son demecinde şöyle diyor: "Osmanlı İmparatorluğu, Batı'ya karşı elde ettiğimiz başarılardan çok gururlanarak kendisini Avrupa uluslarına bağlayan bağları kestiği gün düşüşe başlamıştır. Bu bir hataydı. Bunu tekrar etmeyeceğiz. Bizim vücutlarımız Doğu'da ise de düşüncelerimiz Batı'ya dönüktür. Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz. Bütün çalışmalarımız Türkiye'de çağdaş, bu sebeple Batılı bir hükümet oluşturmaktır. Uygarlığa girmek arzu edip de Batı'ya yönelmemiş millet hangisidir?"
*** Din meselesine gelince... İlk Meclis'in dualarla açıldığı ve cumhuriyete oy veren milletvekilleri arasında 100 kadar din adamı olduğu doğru... Ancak böyledir diye cumhuriyetin kökeninde ve Atatürk'ün düşünce evreninde din motifleri aramak nafile uğraş. Afet İnan cumhuriyetin ilanından 6 yıl sonra Yurt Bilgisi dersleri vermeye başlamıştı. Okutacağı kitabı Kemal Paşa'ya gösterdi. Gazi beğenmedi. Yeni bir Medeni Bilgiler kitabı yazdırdı. Kitap, 1931'de Afet İnan imzasıyla çıktı; ortaokul ve liselerde okutuldu. İşte Kemal Paşa'nın el yazısıyla kaleme aldığı o notların "Millet" bölümünden satırlar: *** "Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların (..) Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. (..) "Türk milleti birçok asırlar, (..) bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur'an'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü. (..) "Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah'la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. (..) "... din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. (..) Artık Türk, cenneti değil, (..) son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra..." *** Yeterince açık değil mi? Nasıl oluyor da din konusundaki görüşleri bu kadar net olan bir lider hâlâ yanlış yorumlanıyor? Yukarıdaki satırların çoğu, Türk Tarih Kurumu tarafından 1969 ve 1988'de basılan "Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları" kitabında yer almıyor da ondan... İnanması zor; ama kendi kurduğu kurum, Atatürk'ün notlarını sansür ederek yayımladı. "Medeni Bilgiler"i geçenlerde yeniden basan Örgün Yayınevi, Türk Tarih Kurumu'ndan bir özürle yeni baskı beklediklerini yazmış. Atatürk'ün okullarda okutulsun diye kaleme aldığı kitabının bile sansür edildiği bir ülkede yaşıyoruz. Düşünce özgürlüğü mü dediniz?
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 25.11.2009 Saat: 11:11 (69 okunma)
(yorumlar? | Puan: 0) |
|
|
 |
|
 |
Mehmet Can Öztürk |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
Ah cigerim! Ben senin pişman olabilme ihtimalini sevebilirdim ama “Degilim lü lü lü lü!” dedin.
Ben senin, dağlarda 14 yıldır patates soyup, dereden su taşımış olabilme, askere, polise, bebeğe tetik çekmemiş olabilme ihtimalini de sevebilirdim ama,
2008 yılında yakalanan 9 bin 200 kilo eroin, 9 bin 400 kilo esrar, 569 kilo afyon, 100 kilo kokainin, paketlenmesinde bile çalışmadın mı be cigerim?
Ah cigerim, ah bana hiç benzemez kardeşim!
Ben senin ‘Barış Bilmemnesi’ olabilme ihtimalini de sevebilirdim ama,
o 150 bin dolarlık cipleri, yılda 500 milyon dolarlık uyuşturucu kaçakçılığı,
her yıl Türkiye’ye soktuğun 400 bin ton kaçak et, milyon dolarlık akaryakıt kaçakçılığı parasıyla almadın mı?
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 02.11.2009 Saat: 09:25 (140 okunma)
(Devamı... | 10445 byte kaldı | yorumlar? | Puan: 0) |
|
|
 |
|
 |
Bahriye Üçok'u nasıl kaybettik, lütfen sonuna kadar okuyun... |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
Mehmet Can Öztürk bldirdi...
1919'da Trabzon'da doğan Üçok, İstanbul Kandilli Kız Lisesini bitirdi. Yüksek öğrenimini Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Ortaçağ Türk-İslam Tarihi Bölümü'nden alırken, aynı zamanda Devlet Konservatuarı Opera bölümüne de devam etti ve bu bölümü de bitirdi. Samsun ve Ankara'da on bir yıl süren lise öğretmenliğinden sonra, 1953 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde Öğretim Üyesi oldu. Aynı zamanda bu fakültenin ilk kadın öğretim üyesidir Bahriye Üçok.
1954 yılında "İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlarla" adlı tezinde başarılı bulunarak doçentliğe yükseldi. Farsça ve Arapça'yı iyi bilen Üçok, Kur-an'ı Kerim'e bağlı kalarak İslâm dinini çağdaş, gerçekçi ve dinin özünde bulunan hoşgörüyle yorumladı. Bu nedenle 1960'lı yıllardan itibaren tehditler almaya başladı ve kendini güvencede hissetmediği için akademik çalışmalarına ara vermek zorunda kaldı.
1971 yılında kontenjandan senatör oldu ve bu gelişmeyle birlikte aktif siyasi yaşama da başlamış oldu. Siyasi tercihini CHP'den yana kullanan Üçok, 1977'de CHP'ye katıldı. 12 Eylül'den sonra açılan Halkçı Partinin 1983'de kurucu üyesi oldu. Daha sonra 1984 seçimlerinde de bu partiden Ordu Milletvekili olarak T.B.M.M.'ne girdi. 1986'dan itibaren SHP üyesi oldu ve 1990 Eylülünde bu partinin parti meclisi üyesi seçildi.
1989'da televizyonda yapılan bir açık oturumda, "İslâm'da Örtünmenin Zorun Olmadığını" açıklamasından sonra, "İslami Hareket" adlı örgütün yoğun tehditlerini almaya başladı. Tehditlerin ardından, 6 Ekim 1990 günü evine gönderilen kitap paketini kapısının önünde açmaya çalışırken içine yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi.
"İslâm'dan Dönenler ve Yalancı Peygamberler", "İslâm Devletinde Kadın Hükümdarlar", "İslam Tarihi", "Emeviler - Abbasiler ve Atatürk'ün İzinde Bir Arpa Boyu" adlı yapıtları bulunan Üçok, birçok makale ve araştırma yazısı kaleme aldı. Aly Mazahéri'nin "Ortaçağda Müslümanların Günlük Yaşayışları" adlı yapıtını da Türkçe'ye kazandırdı.
Bahriye Üçok'un hayatına mal olan bombayı kabul eden "kargocu kız" Gülay Calap, DTP Genel Başkan Yardımcısı seçildi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi ve eski milletvekili Doçent Bahriye Üçok, 6 Ekim 1990'da Ankara'daki evine gönderilen bir kitabın içine yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi. Üçok, İslam dininin yanlış yorumlandığını, oruç tutmanın zorunlu olmadığını, İslam'da başörtüsü kavramının da bulunmadığını savunuyordu…
Üçok suikasti yıllarca karanlıkta kaldı. Ve Mayıs 2000'de Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili Umut Operasyonu başlatıldı. Ankara’da yakalanan ve kendilerine "Kudüs komandoları’’ adını veren sanıkların sorgulaması sonucu Üçok'a yönelik olay da aydınlatıldı. "Tekin" kod adlı Ferhan Özmen'in parmak izi, Üçok'a gönderilen bombalı pakette tespit edilen parmak iziyle örtüşüyordu. Prof. Dr. Muammer Aksoy'un 31 Ocak 1990'da Bahçelievler'deki evinin girişinde silahla, Doç. Dr. Bahriye Üçok'un 6 Ekim 1990'da evine gönderilen bombalı paketle, 24 Ocak 1993'te Uğur Mumcu’nun aracına konan bomba ile ve 21 Ekim 1999 günü de Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın, otomobiline konan bomba ile öldürülmeleri olaylarını kapsayan Umut Operasyonu'na ilişkin davada, sanıklar, müebbet ve çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.
KARGOCU KIZ Üçok’un hayatına mal olan bombalı paket, İstanbul'da Ekspres Kargo'nun Perşembe Pazarı Şubesi'nden postalanmıştı. Paketi teslim alan isim ise Gülay Calap adlı bir kargo görevlisiydi. O günlerde "Kargocu kız’’ olarak anılan 1970 doğumlu Gülay Calap, Doçent Üçok gibi Trabzon doğumluydu ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde okuyordu. İfadesinde paketi getirenlerin eşgallerini verdi, robot resimler çizildi. Ardından kayıplara karıştı.
Yıllar sonra, 16 Ocak 1994 günü ise, İzmir'de Türkiye Devrimci Halk Partisi İzmir sorumlusu olarak gözaltına alındı. Örgütün PKK'nın bir yan kuruluşu olduğu öne sürülüyordu. Mahkeme, Calap'ı 22 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Umut Operasyonu davasında yargılanıp mahkum olan sanıkların davaları Yargıtay tarafından "Calap’ın mahkemede tanık olarak dinlenmemesi’’ nedeniyle bozuldu. Sonra o da mahkemeye getirildi ama sanık sandalyesinde oturan kişileri teşhis edemedi. Paketi teslim eden kişiden telefon numarası alırken yüzüne bakmıştı. "Orta boylu, ince bıyıklı bir kişi’’ diye hatırlıyordu, ama ‘’Paketi veren kişiyi bugün yakalayıp getirseler, o şahıs demem mümkün değil'' dedi.
ŞİMDİ NEREDE? İşte bir zamanlar "Üçok suikastinin kilit ismi’’ denilen, sonra ortadan kaybolan ve ardından PKK ile bağlantılı bir örgüt nedeniyle hapse mahkum olup 12 yıl yattıktan sonra serbest kalan "kargocu kız’’ bugün nerede dersiniz? Gülay Calap, DTP’nin 8 Kasım 2007 günü yapılan kongresinde, önce Parti Meclisine, sonra MYK’ya seçildi. Şimdi ise DTP Genel Başkan Yardımcısı… Üçok suikastindeki "kargocu kız’’ tam 17 yıl sonra DTP kongresinden çıktı. Hem de partinin yöneticisi olarak… Bu da bir garip Türkiye tesadüfü…
Kelimelerin yetersiz kaldığı, sözcüklerin kifayetini yitirdiği zamanlar vardır… Bilirsin.. Tahmin edersin; ama kendine söylemekten, kendine itiraf etmekten ve “onlar”la yüzleşmekten dahi çekinirsin… Korkarsın!
“Olamaz!” dersin; olamaz, olmamalı!.. Ağlarsın bir köşeye çekilip… Yanaklarından süzülen damlalar toprağa, taşa, yere düşer… Ürperirsin… “İşte”, dersin ; ” İşte şimdi yeşermeli toprak… Yeşermez… Tomurcuğa, tohuma hasret kalırsın.. An gelir… Dersaadet’ te bir ezan sesi inletir ortalığı… Yüzlerce, binlerce kilometre öteden duyarsın… “An gelir…” Şişedibi İstanbul yağmurları alır Dersaadet’i ve kalın gözlük camı, feci bir hızla düşer yere; unufak olmuştur çoktan!.. Bilirsin… An gelir… Dersaadet’te sabah ezanları, bir tabut kaldırılır ve “bir karakol taranır”… Kızıl gökyüzünün “can”baz bulutları patlar sıkıntıdan… Ve ılık bir yağmur alır ortalığı; birazdan gökyüzü delinmişçesine yağacaktır, bilirsin… Ve öyle bir an gelir ki kan kırmızı aşklara, sevdalara, mücadelelere dair… “Görünmez bir mezarlıkta” Attilâ İlhan ölür, Cengiz Aytmatov ölür, Türkel Minibaş, Ali Püsküllüoğlu, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Erdal Öz ölür ; Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Olof Palme, Muammer Aksoy, Musa Anter, Cem Ersever, Hrant Dink… öldürülür…
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 20.10.2009 Saat: 09:38 (85 okunma)
(yorumlar? | Puan: 5) |
|
|
 |
|
 |
Yeni Sivas olayları kapıda Ucuz kurtulduk... |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
|
Yeni Sivas olayları kapıda Ucuz kurtulduk... İdil Biret, cumartesi akşamı Topkapı Sarayı birinci avlusunda konser verdi. Bir şarap firmasının da sponsor olduğu konser geçtiğimiz hafta dinci bir gazete tarafından hedef gösterilmişti. Özünde çok acıklı ve absürd bir dille haber yapan bu gazete, 'kutsal emanetlerin' yakınında şarap içilmemesi gerektiğini savunuyordu. Hatta organizasyonu düzenleyenleri de kendi kendilerine ikna etmeye çalışmışlar. Organizasyonun sahibi aslında onlara en güzel cevabı yapıştırmış: Kutsalmetre mi var? Bu yakınlığı neye göre hesaplıyorsunuz? Tabii ki amaç haber yapmak ya da bir polemiği sayfaya taşımak değil... O gazetenin birkaç bin dinci okuruna ve gaza gelmeye hazır İslamcı militanlara yeni hedefi işaret etmek. Nitekim, bu provokasyon sonucu İdil Biret konserinin afişleri yırtıldı, yakıldı. Topkapı Sarayı önünde toplanan bir grup protestocu sloganlar attı, namaz kıldı ve bu konseri de yeni bir gösteri vesilesine dönüştürdü. Sonradan yürüyüş yapmak isteyen gruba polis müdahale edince, zaten üç-beş kişiden oluşan protestocular dağıldı. Şans mı acaba? Dinci gazetenin yeteri kadar güçlü bir provokasyon yapamaması yüzünden mi böyle ucuz atlatıldı bu olay? Eğer haber amacına ulaşmış olsaydı bugün yeni bir Sivas olayını tartışıyor olacaktık... Unutuluyor galiba, ya da yeteri kadar üzerinde durulmuyor, Türkiye'deki bütün büyük toplumsal olaylar bir din provokasyonunun sonucu çıktı... Birileri yine bu yarayı kaşımak ister gibi... Hatırlayalım: Aydınlık gazetesi Salman Rushdie'nin 'Şeytan Ayetleri'ni tefrika etmeye başladığı için Sivas'ta birileri düğmeye basmış, bu romanı 'dine düşman' diye nitelemiş olayların fitilini ateşlemişti... Çorum'da 'Komünistler camiye saldırdı' gibi asılsız haberler yayılmış, insanlar sokağa dökülmüş, Aleviler ile Sünniler çatışmıştı... Olayların ardından 600 kadar aile Çorum'dan başka yerlere göç etmek zorunda kalmıştı... 12 Eylül darbesinin temelini oluşturan olaylardan biri de Kahramanmaraş'ta çıkmıştı. Sol görüşlü öğretmenlerin cenazesinin camiden kalkmayacağına dair yapılan provokasyon, cenazeye katılanların camiyi ateşe verdiği söylentisiyle birleşince kentin Alevi mahallelerine saldırılar düzenlenmişti... Çorum'da da, Maraş'ta da ayrıca 'Sularımıza zehir katıldı' gibi absürd bir söylenti yayılmıştı... Absürd, ama birilerini galeyana getirmeye yetiyordu. O küçük dinci gazetenin de haberi absürddü... Dili komikti, okuyunca gülmeden edemiyordunuz. Ama birileri, üç-beş kişi de olsa, bu haberleri gülmeden okuyor, galeyana geliyor, hedefe saldırmayı kendisine misyon ediniyor. İdil Biret konseri olaysız bitti... Ama yarın? Bu provokatörler huylarından vazgeçecek mi sanıyorsunuz, duracaklar, sakinleşecekler mi? Elbette hayır. Yeni bir hedef bulacaklar, iştahla ona saldıracaklar, insanları galeyana getirmek için uğraşacaklar. Bu arada küçük bir mesleki özeleştiri yapmanın da sırası. Sanırım pek çok gazete okuru ve kimi meslektaşları gibi ben de Ahmet Hakan'ın yazılarında sık sık dinci meczuplar tarafından çıkarılan küçük gazeteyi fazla ciddiye aldığını düşünürdüm. Gülüp geçmesi, muhatap almaması gerektiğine inanırdım. Hürriyet nerede, o dinci gazete nerede... Tirajı bile dövmeye yeter... Anladım ki öyle değilmiş... O dinci gazetenin tiraji birkaç bin bile olsa, aralarında her an harekete geçmeye hazır bir ordu da var... Kullanılmaya, piyon olarak yönlendirilmeye, saldırmaya hazır... Cumartesi akşamı üç-beş kişi bu provokasyona gelmiş olabilir, bu yarın da sayının bu sınırlarda kalacağının garantisi değildir.
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 21.07.2009 Saat: 10:41 (145 okunma)
(yorumlar? | Puan: 0) |
|
|
 |
|
 |
2 TEMMUZ |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
|
SİVAS’DA MADIMAK ÖNÜ’NDE …
İSTANBUL’DA KADIKÖY MEYDANI’NDA…
ANKARA’DA KOLEJ MEYDANI’NDA…
İZMİR’DE GÜNDOĞDU MEYDANI’NDA…
BURSA’DA KENT MÜZESİ ÖNÜ’NDE…
BURHANİYE’DE CUMHURİYET MEYDANI’NDA…
“MADIMAK MÜZE OLACAK” TALEBİ İLE TÜM YURTTA SOKAKLARDAYIZ
2 Temmuz 1993 yılında Sivas’a Kültür Şenliği ve Pir Sultan Abdal’ı anmak amacı ile giden şair, yazar, sanatçı ve semah yürüyen canlarımız önceden planlanmış, gerici, şeriatçı güçler tarafından Madımak Oteli’nde abluka altına alındılar. “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” diyerek ve cumhuriyetimizin temel değerlerine saldırmak sureti ile canlarımızı göz göre göre yakıldılar. Bu katliam, televizyonlarda sekiz saat boyunca canlı olarak yayınlandı. Devletin güvenlik kuvvetleri, saldırgan gerici, şeriatçı güçlere yerinde ve zamanında gerekli müdahaleleri ve engellemeleri yapmayarak canlarımızın yakılmasına seyirci kaldılar. Dünya tarihinde eşi ve benzeri görülmemiş bu katliam, Türkiye Cumhuriyeti’nde ve dünyada insan hakları ve temel özgürlüklerden yana olan, inanç ve ibadet özgürlüğünü temel bir insan hakları ilkesi sayan inancı ve felsefesi düşüncesi ne olursa olsun her insanın vicdanını yaraladı.
Bu katliam Halkımızın ve burada yakınlarını, çocuklarını yitiren canlarımızın ruhunda ve bedeninde giderilmesi imkânsız travmalara yol açtı. Madımak Oteli’ne saldırarak canlarımızı yakan faillerin bir kısmı yakalanmış, yargılanıp cezalara çarptırılmış iken, failleri bir kısmı da yakalan(a)mamış, yeterince takip dahi edilmemiştir.
Madımak Oteli’nde Cumhuriyete ve onun savunucularına karşı gerici ve şeriatçı güçlerce gerçekleştirilen katliamın bir kez daha yaşanmaması için, insanlık tarihine yazılması ve insanlığın ortak vicdanında mahkûm edilmesi, hafızalardan silinmemesi gerekmektedir. Bu katliamın yaşandığı sırada devlet güçlerinin müdahale etmemesi ve asıl katillerin bugüne kadar yakalanmaması devleti zan altında bırakmıştır.
Madımak Oteli satın alınarak kamulaştırılmalı, otelin müze olması yönünde gerekli çalışmaları hemen yapılmalıdır.
Böyle bir girişim, insanlarımız arasında düşmanlıkları arttırmaz. Gerçekle yüzlemek ve insanlık suçlarını birlikte mahkûm etmek, farklı kültürleri, inançları, kimlikleri daha da yakınlaştırır.
Hiç şüphe yok ki Madımak Müze olmalıdır, olacaktır. Bu talep sadece Alevilerin talebi değildir. Bu talep çağdaşlıktan ve laiklikten yana olan tüm kesimlerin ve insanlığın vicdanına ait bir sestir. Bu talep, emperyalizme, faşizme, gericiliğe, cinsiyet ayrımcılığına, faili meçhullere, haksız gözaltılara, IMF ve Dünya Bankası politikalarına, özelleştirmelere, neoliberal politikalara karşı bağımsızlık, emek, demokrasi, barış, halkların kardeşliği, insan hakları, eşitlik, özgürlük mücadelesi veren herkesin talebidir. Bu talep, her türden sömürüyü devam ettirmek için dini ve etnik köken ayrılıklarını kullanan ırkçı ve gerici çevrelere karşı direnen herkesin talebidir.
Bu talep, karanlığa karşı aydınlığı savunanların talebidir.
Bu duygu ve düşüncelerle tüm topluma sesleniyor ve diyoruz ki: Bu utancı daha fazla büyütmeyelim, vicdanları sızlatmayalım, Madımak Oteli Müze olsun...
Ve, birgün karanlıklar aydınlığa kavuşuncaya, Sivas, Maraş, Gazi, Ümraniye, 1 Mayıs katliamlarını planlayanların gerçek yüzleri ortaya çıkıncaya kadar bu Pir Sultan direnişi de bu talep de sürecektir.
Ve o güne kadar;
Sivas Katliamı unutulmayacak, unutturulmayacaktır. Her yıl olduğu gibi bu yılda Sivas’ta Madımak Oteli’nin önünde olacağız. Ankara’da 'da Kolej, İstanbul’da Kadıköy, İzmir’de Gündoğdu, Burhaniye’de Cumhuriyet Meydanı’nda, Bursa’da ise Kent Müzesi önünde buluşacağız.
BAŞTA PİR SULTAN ABDAL ÖRGÜTLÜLÜĞÜ OLMAK ÜZERE ALEVİ KURUMLARI VE DEMOKRATİK KURUMLARLA BİRLİKTE “MADIMAK MÜZE OLACAK” TALEBİ İLE TÜM YURTTA SOKAKLARDA OLACAĞIZ.
Kamuoyunun bilgisine saygı ile arz olunur.01.07.2009
Av. Fevzi Gümüş
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 02.07.2009 Saat: 09:48 (139 okunma)
(yorumlar? | Puan: 0) |
|
|
 |
|
 |
KEYHÜSREV TABLETİ |
 |
 |
|

|
KEYHÜSREV TABLETİ . Ufak, pembeye çalan bir kil silindir British Museum’daki en kıymetli parçalardan birisidir. Üzerinde çentik şeklinde yazılar olan bu silindir Perslerin efsanevi Kralı Büyük Keyhüsrev’e (Kiros) aittir. Silindirde, MÖ 539 yılında Babillileri yenilgiye uğrattığı zaman Keyhüsrev’in Babil halkına adalet, merhamet ve yüce gönüllülükle muamele etmeye kararlı olduğu yazılıdır. İşte bu metin, çoğu uzmana göre dünyanın en eski insan hakları sözleşmesidir.
2500 YILLIK MEDENİYET . Gerçekten de İran, 2500 yıl evvel Ahameniş İmparatorluğu ile tarih sahnesine çıkıp Part, Sasani ve Safevi imparatorluklarını kurmuş, Firdevsi, İbni Sina, Farabi, Ömer Hayyam gibi isimler yetiştirmiş; tarih boyunca bilimiyle, sanatıyla çekim merkezi olmuş bir ülkedir. Bunlara 1400 yıl önce eklenen İslam kimliği ve 200 yıl önce eklenen Batı modernitesini de katarsak ortaya bugünkü İran kimliği çıkar.
OBAMA’NIN İTİRAFI . Bu hafta, muhafazakârlar ve reformistler arasında kıran kırana geçen genel seçimler ve ABD Başkanı Obama’nın İran petrollerini millileştiren Başbakan Musaddık’ın 1953’te devrilmesinde ABD’nin rolü olduğunu dair itirafı vesile ederek İran’a bakalım diyorum. Çünkü İran, ileriki haftalarda ele almayı umduğum Garbiyatçılık denilen radikal Batı karşıtı düşünce akımını kavramak açısından kilit öneme sahip.
İran’ın haraç-mezat satılması
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 22.06.2009 Saat: 10:49 (146 okunma)
(Devamı... | 28111 byte kaldı | yorumlar? | Puan: 0) |
|
|
 |
|
 |
Bilinenin Aksine, Aleviliğin Hazreti Ali ve Kerbela İle Bir İlgisi Yok |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
Atilla Uçar bildirdi... Yazar Erdoğan ÇINAR: Bilinenin Aksine, Aleviliğin Hazreti Ali ve Kerbela İle Bir İlgisi Yok
BİRGÜN GAZETESİ SÖYLEŞİ DİZİSİ - 6
“Aleviliğin, Hazreti Ali ve Kerbela’da yaşanan olayla herhangi bir ilgisi yok. Kerbela’da mazlumun zalime boyun eğmemesi diye adlandırabileceğimiz bir olay yaşanmadı. Sivas, Çorum, Maraş ve Gazi Mahallesi cinayetlerinin failleri aramızda dolaşırken, Alevilerin başkalarının acıları için ağlamasına bir anlam vermek mümkün değil”
Alevi yol, Alevi toplum yaşamının bütün alanlarına müdahale eden, kendi bireylerinin sosyal yaşamlarını sevgi ve barış temeli üzerinde biçimlendiren geniş tabanlı bir sosyal örgütlenmedir. Alevilik, ‘ikrarına sadık canlar’ın oluşturduğu bir ‘yeminli yurttaşlar topluluğu’dur. Alevi yolu aynı zaman da ulaşılmaz derinliklerinde kadim sırlar saklayan ve bu sırları, kendi kurumsal yapısı içinde yetiştirdiği ‘İnsan-ı Kamil’ler aracılığı ile sonraki kuşaklara aktaran bir gizem okuludur. Bir sırlar öğretisidir. Erenler bu öğretiyi ‘Alevi ince yolu’ olarak adlandırır. Bir kişinin Alevi olabilmesi için önce kendi kararlarını verebilecek olgunluğa gelmesi gerekir. Kendi kararlarını kendi verebilecek yaşa gelen kişi, önce bir yol kardeşi, yani musahip seçer. Yol kardeşleri eşleri ile birlikte bir rehber eşliğinde düzenlenen ‘ikrar cemi’ adı verilen bir yemin töreninde yemin edip ikrar verdikten sonra Alevi yoluna kabul edilirler. Alevi sosyal hayatının bir parçası olurlar.
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 22.05.2009 Saat: 12:08 (314 okunma)
(Devamı... | 16091 byte kaldı | yorumlar? | Puan: 5) |
|
|
 |
|
 |
Zangırt Köyü oto-soykırımının haklı nedenleri |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
Mehmet Can Öztürk bildirdi.....
İnsan evladının ele geçirdiği sosyal ya da siyasal gücü kullanma şekli, kişiliğinin ahlaki ve psikolojik değerlerini ortaya koyar. Güç/iktidar bir şekilde ruh hastası, cahil ve bağnaz kafanın eline geçtiğinde, bu gücü/iktidarı toplumun yararına kullanması ihtimali çok düşüktür.
Çünkü; sosyal veya siyasi gücü (iktidarı) eline geçiren cahil ve bağnaz kafa, insanları gücü olan ve ve olmayan şeklinde ikiye ayırıp, sadece güçlünün gücüne saygı duyar.
Kendisinin onaylamadığı, ‘ahlak dışı’ bulduğu gruplarla muhatap olurken de gücünü/iktidarını kötüye kullanır. Onaylamadığı güçsüz gruplar; kredi kartı borcunu ödeyemeyen kifayetsizler de (!) olabilir, içki içenler de, mini etek giyenler vs. de.
Güç/iktidar sahibi bağnaz, gücünü en fazla psikolojik olarak sorunlu olduğu alanlarda kötüye kullanır.
İslamiyetin dayattığı otoriteryen ahlak, toplumun bazı kesimlerini ‘ahlaksız’ olarak etiketlerken, güç/ iktidar sahiplerine gücü kötüye kullanma yetkisi verir.
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 13.05.2009 Saat: 13:57 (222 okunma)
(Devamı... | 9460 byte kaldı | yorumlar? | Puan: 0) |
|
|
 |
|
 |
Şirinler |
 |
|
 |
BİR DELİNİN SERVETİ |
 |
 |
|

|
Mehmet Can Öztürk bildirdi...
Dâhilikle delilik arasında ince bir çizgi vardır. Çizginin ne tarafında durduğunuza da, el mahkûm, çevrenizdekiler karar verir. Bu karar çizgisinin ne kadar ince olduğunu gösteren bir hayat hikâyesi daha İsveç’te yaşandı. Yer, Skelleteo, İsveç’in kuzeyinde 32 bin 425 kişinin yaşadığı bir şehir. Herkesin birbirini tanıdığı bir kent. Bu kentte doğan Curt Degerman, orta halli bir ailenin tek erkek çocuğu. Ailesinin pek çok umutlar bağladığı bu çocuk, oldukça da akıllı. Anne ve babasının ondan hep istediği şey de okuması ve çok başarılı olması. Curt, okul hayatında lisenin son yıllarına kadar çok iyi gidiyor. “Her şeyde başarılı ol” koşullandırılmasıyla büyütülen Curt, bazı şeyleri başaramadığını görünce büyük bir yıkım yaşıyor. Bir bocalamanın ardından Curt, hayatı askıya almayı tercih ediyor. Skelleteo’nun, yaşadığı kentin, delisi oluyor.
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 20.04.2009 Saat: 09:11 (211 okunma)
(Devamı... | 5141 byte kaldı | yorumlar? | Puan: 0) |
|
|
 |
|
 |
Türkan Saylan darbecinin kralıdır ! |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
Kılıçdağlı Bildirdi.... Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan’ın evinde “Ergenekon araması”nın yapıldığını öğrenince şaşırmadım. Tam “Neden şaşırmadığıma şaşırmış bir şekilde” televizyonları izlerken, sağolsun Mehmet Altan imdadıma yetişti. CNN Türk’e gelişmeleri değerlendirirken, “Darbeciler elbette yargılanmalıdır” dedi. Tabii ya, olay bu, DARBECİ bunların hepsi ! Hele Prof. Dr. Türkan Saylan’ın darbeciliği yıllar öncesine dayanıyor. Yaptığı darbeler, saymakla bitecek gibi değil üstelik.
İlk darbesini LEPRA hastalığına karşı yaptı bu çılgın kadın! Toplum tarafından dışlanan, doktorların bile ellerini sıkmaktan korktuğu cüzzam hastalarını bağrına bastı. Tıptaki bütün gelişmeleri ülkemize getirerek, binlerce cüzzamlıya hayat verdi. 25 yıl boyunca ülkenin gezilmedik bir karış toprağını bırakmadı ve gittiği her yerde cüzzamlı aradı. Sonunda cüzzama karşı inanılmaz bir DARBE YAPTI !
Cinsel yolla bulaşan BEHÇET hastalığını da unutmadı. Onlarca poliklinik kurdu; BEHÇET’e DARBE YAPTI! Bu hastalıklarla mücadele etmek için dolaştığı Anadolu’da bir büyük hastalık daha keşfetti: Aileler kız çocuklarını okutmuyorlardı. Hemen kendisi gibi “darbeci” birkaç arkadaşıyla birlikte bir dernek kurdu ve “Anadolu’da Bir Kızım Var, Öğretmen Olacak” kampanyası başlattı...
Kızlarını okutmak istemeyen babalara DARBE YAPTI!
“Kardelenler Kampanyası”nı başlattı, tutuculuğa DARBE YAPTI!
“Bilgi Toplumu Kızları”yla, cahilliğe DARBE YAPTI!
“Her Kızımız Bir Yıldız” diyerek, kaderciliğe DARBE YAPTI!
“Geleceği Taşıyan Kızlar” la, geçmişe DARBE YAPTI!
“Bir Işık da Siz Yakın”la, karanlığa DARBE YAPTI!
“Geleceğin Doktorları”na destek verdi, tüm hastalıklara DARBE YAPTI!
Yardımseverlerden topladığı paralarla onlarca okul, yurt yaptırdı; Milli Eğitim Bakanlığı’na DARBE YAPTI! Yetişkinler için okuma yazma, meslek edindirme kursları düzenleyerek, işsizliğe DARBE YAPTI!
Anadolu’daki okulları müzik aletleriyle donattı, sessizliğe DARBE YAPTI!
Bugüne kadar 70 bine yakın çocuğa burs vererek, yoksulluğa DARBE YAPTI!
Yakalandığı “amansız hastalığa” aldırmadı, doktor arkadaşlarının birkaç ay ömür biçmelerine inat yaşama sarıldı; kansere DARBE YAPTI!
O hasta haliyle ülkede olup bitenlere sessiz kalmadı; Atatürk devrimlerine ihanet edenlere DARBE YAPTI! Hastalıktan konuşamayacak haldeyken bile meydan meydan dolaşıp tehlikeye dikkat çekti; “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” partiye DARBE YAPTI!
Tüm bunları yaparken çağdaşlıktan, çok seslilikten, demokrasiden ödün vermedi.
Gittiği her yerde, “Ne şeriat, ne darbe” diye haykırdı; DARBECİLERE DARBE YAPTI!
İşte bu yüzden gönül rahatlığıyla haykırıyorum ki; darbecinin kralıdır Türkan Saylan!
Onun evini aratan, derneğinin hesaplarına el koyduran, 70 bine yakın öğrencisinin burslarını ödenemez hale getirenler de, onları ayakta alkışlayan Mehmet Altan gibi “demokrasi kahramanları” da haklı, hastalığına aldırmayın, gözünün yaşına bakmayın. Kaldırılmış olan idam cezasını, sırf onun için yeniden getirin... Yoksa bugüne kadar devirdiği karanlıkların, savaştığı hastalıkların hatırı kalır...
Haydi; “Ergenekon Tatili”ne çıkan Sayın Başbakan... Dön Ankara’ya, topla Meclis’i de bitiriverin şu işi!
ASIN BU DARBECİ KADINI !
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 16.04.2009 Saat: 12:23 (184 okunma)
(yorumlar? | Puan: 5) |
|
|
 |
|
 |
HAYAT BİR ÇOCUĞA NASIL ANLATILMALI? |
 |
 |
|

|
Atilla Uçar bildirdi....
Arkadaşımın kızı bir yaşına gelmişti, 'Sen eğitimcisin, neler öğretmem gerekiyor, bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum' dedi. Sorusu kolaydı ama yanıtı zordu, akıl vermesi basitti ama uygulaması karmaşıktı, anlatmaya başladım: Annelik uzun zaman alan ve günün yirmi dört saati devam eden adı 'insan yetiştirmek' olan bir iş. Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak. Neye zaman harcarsan onun karşılığını alırsın. İşine zaman harcarsan işinden, eşine zaman harcarsan eşinden, çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını alırsın.Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden olgunlaşamayacağını...
Kıskanmamayı öğret ona, arkadaşının başarısından mutlu olmayı, birlikte sevinçleri paylaşmayı, içinden 'neden ben değil de o?' demeden...
Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi, ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini. Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip olanları gösterecek hayat ona. Her şeyin bir sonu olduğunu öğret. Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün keyif vermeyebileceğini, kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu.
Gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi tüketebileceğini, tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret. Kitaplardan keyif almasını. Ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını , ama okumayı sevmesini öğret ona. Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum, ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı.Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret ona,sıkılıp ta kendini yönlendirmeyi bulmasını.
Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat. Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol, yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla. Soğuk kış gecesinde ateş yakmayı öğret, belki büyüdüğünde bir gece sevgilisine ateş yakar ve belki binlerce yıldızın altında birbirlerine sarılırlar,bunu öğretmemiş diğer sevgililerin aksine...
Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi gerektiğini öğret ona.Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz milyardan çok daha keyifli olduğunu öğret.Alın terine saygıyı öğret ona.
Aşk acısı çekmenin hiç âşık olmamaktan daha güzel bir duygu olduğunu öğret.Kendi doğruları üzerinden kimsenin onu yargılamasına izin vermemesi gerektiğini öğret,başkalarını da kendi doğruları üzerinden yargılamamayı. ...
Bunun başkalarını dinlememek olduğunu değil, söylenenleri kendi eleğinden geçirmesi gerektiğini öğret. Kendi fikirlerine inanmanın güzelliklerini anlat.Hayatı sorgulamayı öğret ona...
Bilginin en büyük güç olduğunu öğret.Yapabilirse bunu en büyük fiyata satmasını, ama kalbini ve ruhunu kendisine saklaması gerektiğini öğret. Haklı olduğu konuda sonuna kadar diretmesini öğret ve haklıyken dik durmasını.
Günün birinde yaptıkları değil yapmadıkları için pişmanlık duyabileceğini öğret.
Basit yaşaması gerektiğini öğret ona, çay içmekten keyif almayı... 'İstemiyorum','hayır' demeyi öğret ona, istediğinde ise 'istiyorum' demeyi.
Sevdiğinde ise'seni seviyorum' diyebilmeyi öğret ona. Bir kot pantolon ve tişörtle üniversiteyi bitirmeyi öğret ona. Temiz kokmasını...
Sorgusuz sevmeyi... El yazısı ile notlar yazmayı... Lafı dolandırmamayı ....Sevdiklerinin hiçbir zaman çantada keklik olmadığını, dostluğa yatırım yapması gerektiğini, kıymetini bilmeyenlerden uzaklaşmasını öğret ona. Müziği sevmesini, sporla barışık yaşamasını.
İşlerin hiçbir zaman bitmediğini söyle ona, en yoğun zamanda bile kendine vakit ayırması gerektiğini öğret... Ama en çok da kendini sevmesini öğret... Kendini sevmezse kimsenin onu sevmeyeceğini. ..Kendine çiçek almazsa kimseden çiçek beklememesi gerektiğini.. . Kendine özenli yemekler yapıp sofralar kurmazsa kimsenin onun için yemek hazırlamayacağını...Hayatta her şeyden çok kendisinin önemli olduğunu öğret ona...
Aylin Kotil, Cumhuriyet Gazetesi
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 16.04.2009 Saat: 11:03 (163 okunma)
(yorumlar? | Puan: 5) |
|
|
 |
|
 |
KARAÖZÜ BELEDİYE BAŞKANI |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
|
Karaözü Belediye Başkanlığına seçilmem nedeni ile 700’ün üzerinde telefon ve internet mesajını, kendimden ziyade seçmen olmasa da halkımızın Kasabama sürekli izlendiğine, tüm insanlarımızın ilgi alanında olduğuna bağlıyorum ve bundan ciddi mutluluk duyduğumu belirtmek istiyorum.
Karaözü kendine yakışan bir seçim dönemi geçirmiştir. Katkısı olan tüm insanlarımıza özellikle de sevgili dostum Basri ÖZDEMİR’e bu olgunluğa katkısından ötürü teşekkür ediyorum.
Tüm Karaözü’lülere şunu belirtmek isterim birçoğumuz gibi ben de siyasetin şahıslar üzerinden değil ilkeler üzerinden yapılması gerektiğini öğrendim. En azından büyüklerimizden böyle öğrendik. Gençliğimden bu tarafa tüm insanların özgür iradelerini özgürce kullanmaları gerektiğini savundum bu ilkemden de hiç taviz vermedim. Meydanda da söyledim, internet dünyasından da söylüyorum bir Allahın kulu kendisinden oy istediğimi kesinlikle söyleyemez. Bu anlamda seçim kazandı isem uğraşılarımız boşa gitmemiş ne mutlu bizlere.
Sevgili dostlarım Kasabamın çok ciddi sorunları olduğunu biliyorum tüm geçmiş yönetimlerin ellerinden geldiğini yaptığına inanarak hepsine minnetlerimi iletmek, hayatta olmayanlara rahmet, yaşayanlara huzurlu ve mutlu bir yaşam dilemek istiyorum.
Herkesin bir tarzı olduğunu saygı ile karşılıyorum benimde bu konudaki dünya görüşümü halkımı söz ve karar sahibi yapmak olarak özetleyebilirim.
Sevgili dostlarım tüm insanlarımızın öneri ve özellikle eleştirilerine ihtiyacımız olduğunu belirtmek istiyorum. Kasabamın yarınları için gerek Karaözü’de yaşayan gerek özellikleri gereği çağdaş dünyada yerini alan tüm dostlarımıza ihtiyacımız olduğunu özellikle belirtir herkese teşekkür eder saygılarımı sunarım. ŞENER TATAR Karaözü Belediye Başkanı
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 07.04.2009 Saat: 12:02 (402 okunma)
(yorumlar? | Puan: 4) |
|
|
 |
|
 |
Dr. Basri Özdemir Diyorki... |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
Belediye Başkanlığı seçim sürecinde daima yanımda olan Sevgili eşim Nuraya, Babama, oğullarıma, kardeşlerime, tüm akrabalarım ile arkadaşlarıma, yüreği ve gönlü bizim yanımızda olan tüm Karaözülülere, maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen yakın dostlarıma, beni Belediye Başkanlığına teşvik eden Başta Sayın Sarıgül olmak üzere tüm siyasetçi ve bürokrat arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunarım. Bana ve partime oy versin veya vermesin, Karaözüde seçmen olsun veya olmasın herkese, gösterilen ilgiden ötürü yürekten teşekkür ederim. Bu süreçte; farkında olmadan kırdıklarım olduysa, yine farketmeden hoş olmayan bir harekette bulunduysam o arkadaşlarımdan da özür dilerim. Yeni dönemin Karaözü ye ve Karaözülülere güzellikler getirmesini dilerim.
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 02.04.2009 Saat: 09:06 (179 okunma)
(yorumlar? | Puan: 5) |
|
|
 |
|
 |
Farkında Olmalı İnsan... |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
|
Atilla Uçar bildirdi...
Kendisinin, hayatın olayların, gidişatın farkında olmalı. Farkı fark etmeki, farkettiğini de fark ettirmemeli bazen... Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını Farketmeli. Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını Farketmeli. Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu Farketmeli. Henüz Bebekken 'Dünya Benim!' Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!' Dercesine Apaçık Kaldığını Farketmeli. Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Farketmeli. Baskın Yeteneğini Farketmeli Sonra. Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini, Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini Farketmeli İnsan. Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli. Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte, Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Farketmeli. Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu Farketmeli. Ve Ona Göre Yaşamalı. Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanıbaşındaki Gülü Fark Etmeli. Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını Farketmeli. Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü Farketmeli. Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu Farketmeli. Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Farketmeli. FARKETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
O Da Bugündür.
CAN YÜCEL
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 16.03.2009 Saat: 08:28 (214 okunma)
(yorumlar? | Puan: 5) |
|
|
 |
|
 |
AYANDEGAN |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
Mehmet Can Öztürk bildirdi.... AYANDEGAN, İran'ın en çok okunan gazetesiydi. Tirajı bir milyondu. Liberal-özgürlükçüydü. Köşe yazarları arasında, solcu, sağcı, liberal her görüşten kişi vardı.
Sahibi Daryuş Homayun gazeteciydi. Doktorasına yaptıktan sonra basına girmiş ve sonunda kendi gazetesini çıkarmıştı. Liberaldi. "Anayasacı Meşrutiyeti" savunuyordu.
Evet, Ayandegan, İran'ın en etkili ve popüler gazetesiydi.
Ve bir gün...
Tarih: 11 Mayıs 1979.
Ayetullah Humeyni, Ayandegan Gazetesi'nin yalan yazdığını söyleyerek, İranlıları gazeteyi boykot etmeye çağırdı.
Peki, Ayandegan Gazetesi ne yazmıştı da Humeyni'yi kızdırmıştı?
İlginçtir; Humeyni ile Ayandegan arasındaki mesele ülke dışındaki bir olaydan çıkmıştı!
2 Mayıs 1979'da -bugün hálá kimler tarafından öldürüldüğü bilinmeyen- Ayetullah Mottahari'ye suikast yapıldı.
Bu cinayetle ilgili kapsamlı bir araştırma yapan Fransız Le Monde Gazetesi'nin haberini çevirip sayfalarına taşıyan Ayandegan, Humeyni'yi çok kızdırdı.
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 16.03.2009 Saat: 08:20 (208 okunma)
(Devamı... | 15620 byte kaldı | yorumlar? | Puan: 0) |
|
|
 |
|
 |
ONUNCU KÖYDEN MERHABA |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
Yürü bre Hızır Paşa Senin de çarkın kırılır Güvendiğin padişahın O da bir gün devrilir
Bitmedi değil mi hala saltanat kavganız?Kavgalarınızla,yalanlarınızla,sosyal tatminsizliğinizle yaraladığınız ortak değerlerimizi görmüyor musunuz? Ne olacak destekledikleriniz bir yere gelince amacınız üzüm yemek mi yoksa tüm sorunuz bağcıyla mı?Tamam hadi hepimiz destekleyelim adayınızı, o zaman Karaözü cennet bahçesi mi olacak?Tabi daha önce desteklediklerinizin yaptıklarından bahsetmiyorum bile! Nasıl bir yarar sağlayacaksınız köyümüze?Bilmediğimiz bir rant kapısı varda yöremizde haberimiz mi yok? Görmüyor musunuz yersiz tatminsizliklerinizin sonuçlarını, birbirine selam vermeyen insan gruplarını?Ne zaman tatmin olacaksınız, insanları kanlı bıçaklı yapınca mı?Seçim size neyi kazandıracak; onur,gurur,güç,yitirilen değerler?hangisini?Bir adayımızın Köyü bilmemesi eleştirisi,daha önce örnekleri görüldüğü üzere köye gelmeyip dışarıdan köyü yönetme kaygısı, diğerinin çekilmesi bir diğerinin ise kaynak sorunu?Ben bu konuyu da anlamış değilim.Nedir bu kaynak sorunu.Belediyelerin kaynağı devlettir. Ödenek gelir ve ilgili kalemlere aktarılır, yada aktarılmaz(!)Ben falanca belediye başkanından yardım alıcam, bırakınız bu komik söylemi kimse inanmaz.İstanbul içinde yetim muamelesi gören bir belediye size neyin yardımı yapacak sorarım.Bahsedilen iki parti var bunlar “iktidar olunca kasabamız ilçe olacak”.Bugüne kadar ne zaman iktidar olmuşlar ki şimdi olacaklar? Diyelim ki hiçbir sıkıntı olmadı ve 4 sene sonra iktidar oldular öncelik Karaözü’nün ilçe olması mı olacak mecliste?Aman dikkat sayın başkan adaylarım madem aklınızda böyle büyük projeler var şimdiden yatırıma başlayın nüfusu 5000 olacak(!) Karaözü de birde köprü trafiğiyle uğraşmayalım. Yapın alternatif köprülerinizi, metrobüslerinizi bari trafik keşmekeşini olmadan önleyelim!Geçenlerde radyoda dinledim başkan adayını,diğerlerini de nette okuyorum.Sizce hangi söylenen ne kadar doğru ne kadar yapılabilir? Politika yalan söyleme sanatı değil mi? Bırakın adaylar kendince ve destekçilerince doğru söylüyor zaten, ne siz inanırsızın nede onlar inandırabilir.Tabi ki dürüst kaliteli insanlarla birçoğunun yapılması mümkün ama nerde?”Bir daha gel gel Samsun dan sarı saçlı mavi gözlüm nerdesin dost” Tabi bu yorumları yapmadan yüksek şahsiyet sayın A.Uçarı nın görüşlerini almamak yanlış olur ama onun engin bilgilerine hitap edecek sorular bende yok! Madem bu kadar ilgilisin Karaözü ile neden gereksiz polemiklerle köyümüzü zor duruma sokmaya çalışıyorsun ne diye hizip yapıyorsun?Yok cami olur mu yok eski başkanlar vay anam Alevilik elden gitti size ne sayın Uçarı?Neden sizi doğdunuz topraklardan bu kadar dışladılar neden kendi köyünde söz sahibi olmaya çalışmıyorsun? Sanırım oralarda senin engin görüşlerini anlayacak zekada insanlar yok!Düşün yakamızdan artık.Bizimkiler bilirler neye nasıl tepki vereceğini mevzu bahis olan Karaözü yani sizin kapsama alanınız dışında sanırım. Hala anlamış değilim dernekler ne işe yarar birleştirmeye mi ayrıştırmaya mı? İstanbul derneği ile ilgili söylemlerde bulunanlar siz yönetmediniz mi bu derneği zamanında sizler ne yaptınız. Sizler insanları birleştirdiniz mi? Sizler değimliydiniz sayın ahbaplarınızın yanında duran destekleyen kahvelerde eşli kağıt oynayan ! sizler değimliydiniz istedikleriniz olmayınca derneği protesto eden organizasyonlara katılmayan. Ya Ankara sen farklı mıydın lokalinde vardı yerinde ne oldu kapandın ufaldın uzaklaştın. Aklına sadece yemek zamanları geldi derneğin oda kapıdan girmeden davetiye parası isterken kaldın aklımda. Ama şimdi bedava Yahnili Pilav veriyorsunuz ve hiçbir açıklama yapmadan bedava diyorsunuz ne değişti ki; yemeği finanse eden kim ? yemeğe katılacak olan kim ? siz kimi destekliyorsunuz ? ve neden Aşık Veysel? Neden ortak paydaları olan ortaklaşa iş yürüten insanların mensup olduğu yerler ve bu bedava yazısı? Sizler değimliydiniz Adliyede dosyaları hastanelerde kayıtları olan,çocukların çatapat oynarken yaraladıkları,sizler değimliydiniz ayıplarını başkalarının ayıplarıyla örtmeye çalışanlar. Ne oldu şimdi birden aklınıza iktidar hırsınız mı geldi. Ne kadar yol yaptınız kışın ortasında Köprü üzerinde yürümek için. Sadece akrabalık ve desteklemek mi? Ya sizler çok zekisiniz ya bizler çok seme. Kusura bakmayın ama kimseye çanak tutamam. Kendi tarafımda olmadığını bildiğim insanların yazısına aynen katılıyorum destekliyorum çok doğru demiş diyemem gerçekten inanmadığım sürece. Sadece seçim zamanları ilgilenemem belediyenin bütçesiyle borçlarıyla. Ya varsın ya yok demezler mi adama şimdiye kadar nerdeydin diye. Göründüğünüz gibi olamadığınız gibi olduğunuz gibi de görünemiyorsunuz. Bırakın kuru gürültüyü de millet rahat etsin. Sizin başka işiniz yok mu ortalığı karıştırmaktan başka….
Son olarak evet adaylarımızdan en yararlı olanı kazansın, toplumsal barışı yeniden inşa edelim kimse kimseyi dolandırmasın kimse kimseyi yaralamak zorunda kalmasın.Kimse kendi kanunsuzluklarını başkalarını çabaları ile aklamaya çalışmasın. Seçimlerde toplumsal barışın çıkması dileğimle….
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 26.02.2009 Saat: 19:02 (264 okunma)
(Devamı... | 1 yorum | Puan: 5) |
|
|
 |
|
 |
Nihat Erdoğan |
 |
 |
|
 Karaözü Haberler
|
Beri gel,daha beri,daha beri.Bu yol vuruculuk nereye kadar böyle ? Bu hır gür,bu savaş nereye kadar ? Sen bensin işte,ben senim işte...Ne diye bu direnme ? Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık ? Topumuz bir tek olgun kişiyiz...Ne diye böyle şaşı olmuşuz ? Zengin yoksulu hor görür ne diye ? Sağ soluna yan bakar,ne diye? İkisi de senin elin... Peki kutlu ne kutsuz ne?Topumuz bir tek inciyiz...Başımızda tek ...Aklımızda tek...Ne diye iki görüp kalmışız bu iki büklüm gök kubbenin altında ?Sen ha bire gevele dur bakalım...Ha bire ' usul boylu birlik çam ağacı ' de...Sonu nereye varır bunun şu beş duyudan,altı yönden ? Varını yoğunu birliğe çek,birliğe,kendine gel...Benlikten çık ...Uzak dur...İnsanlara katıl...İnsanlarla bir ol...İnsanlarla bir oldun mu,bir madensin...Bir ulu deniz.Aksine kendinde kaldın mı ,bir damlasın bir tane...Dünyada nice diller var,ama hepsinde de anlam bir...Sen kapıları,testileri hele bir kır,sular nasıl bir yol tutar gider göreceksin.Toprakta yeşeren gül bahçesi yok olur ,gönülde yeşeren gül bahçesi ise ne hoş. Değişik bir yazı , değişik bir anlatım ve de anlamlı bir bütünlük. Ey internet neler varmış sende; demek ki araştırmacı olmak lazım mevzu-u bahis sensen. Dün gece Sıla radyoda bulunanlardan biride bendim maalesef ki… Maalesef diyorum çünkü ne kadar tarafsızım demişlerse de insanlar tarafsız olamıyorlar anlaşılan. Soru soranlar aynı,soru sorma şekilleri belli,ne amaç güttükleri ortada… Destekleyenler de belli, soruları gayet yumuşak amaç belli konuşmacıyı zor duruma düşürmemek. Sunucunun durumu ayrı bir vahamet hem desteklemek zorunda hem de soruları ince eleyip sık dokumalı ki adayını mahcup etmesin ve tabi kendini de savunmalı sorular karşısında demeli ki bagajı olup ta kalan var mı? Varsa özür dilerim ve gerekeni yaparım demesi ayrı bir durum. Konuşmacı tatmin edici cevaplar veremiyor,tedirgin olduğu halinden belli toplumsal barış tarzı söylemler,kaynak Karaözü insanı…. Birde gerçekten tarafsız olup iki tarafı da dengelemeye çalışan iyi niyetli insanlar. Aslında bulunulan ortam tam yurdum yansıması.yurdum insanının durumu.bir çekememezlik,gizli yada açıktan art niyetlilik içinde belden aşağı vuruşlar,bir kısım vaatler ile havada kalan sözler. Birde sonrası var tabi çarşaf çarşaf yazılar muhalif olarak ve kendimce haddini aşarak.(tabi sizde diyeceksiniz ki insanların haddini aştığını bir sen mi biliyorsun,sana mı kaldı bunları söylemek) Bir türlü öğrenemeyeceğiz şahsi problemlerimiz olan insanlarla yüz yüze bize yakışan bir üslup içerisinde fikir alışverişinde bulunmayı. Ya tarafsın ya karşısında nötr olma şansın yok;çünkü ya akraban(hiç tanımasan yada akrabalığının gereğini yapmasan da) ya hısımsın,ya menfaat teminin var yada iktidar hırsın… Bulunanların amacı üzüm yemek değil bağcıyı dövmek. Konuşmacının amacı insanları proje ve önerileriyle tatmin etmek olması gerekirken daha çok kendi konuşmak istediklerini değişik bir metot deneyerek suya yazı yazmak şeklinde dimağlara işlemek. Sonuç başlangıcı tuhaf ,soruları tuhaf,bitişi tuhaf bir gecede geçen 3-4 saat. Söylemlerimiz aynı Karaözü de barış,daha gelişmiş daha iyi imkanları olan Karaözü ve Karaözü lü. Duruşlarımız farklı görünüşte. Gerçekten öylemi? Hiç sanmam. Aslında senle aynı fikirdeyim derken bile bir şeyler ima etmeye çalışıyoruz. Etrafımızda ki insanlardan şüphelenir olduk konuşurken. Kırdık birbirimizi,sevdiklerimizle küstük. Abi-kardeştik,emmi/dayı-yeğendik,baba/ana-evlattık,dede/ebe-torunduk;artık düşman. Sözde ortak paydamızdı Karaözü ve ortak gururumuzdu Karaözü lü olmak. Ama gene de Karaözü ve Karaözü lü olmamızın getirdiği bir ortak paydalarımızdan başka ortak noktalar çıkardık mutsuzluk ve küslük… Uzayan kolların bizden olmasından mutlu olamadık yada olmak istemedik. Sebebi basit ya bizim beceremediğimiz başkasının başarması yada başaranların kendisi/ailesi ile ilgili olan problemlerimiz. Yapılan hiçbir şeyi içimize sindiremedik. Hep ben daha iyisini yapardım dedik ama nedense yapmadık. Hizmet eden herkesi destekleriz dedik,her şey Karaözü için her şeye varız dedik. İstediğimiz kişiler seçilmedi yada beğenmediğim bir var diye hep geride durduk. Şahsi çıkarlarımızı sırtımıza aldık toplu yaşamın çıkarlarını elimizle itekleyerek gözden uzak yerlere attıksa da gene her şey Karaözü için demeyi İdareyi Maslahat içerisinde başarabildik.
Sonuçta nemi olduk Yılanla Kral a döndük ‘sende bu kuyruk yarası bende bu evlat acısı olduğu sürece görüşmesek daha iyi’. Birleşmeyi , yardımlaşmayı , iyi niyetli olup görüş yada şahsi sıkıntılarımızı bir kenara koyarak öyle yada böyle seçilenleri desteklemek yerine karalamayı tercih ettik. Şahruk ayakta durmakta zorlanırken yazılar yazdık,belediye elden giderken 3 tane kağıdı sayamadılar dedik,ölene iyi olmuş-düşene zaten hak etti dedik. Maaarifözü ve Maarifözülülükle övünerek pek de maarif olmayan hareketler yaptık. Halimiz ortada bende tarafım arkadaş hem de öyle bir tarafım ki beni sizler taraf ettiniz(illa taraf olmam lazımmış ya) sizin bulunmadığınız taraftayım ister karşımda deyin ister öbür tarafta.sizle tek ortak paydam taşıdığım Nüfus cüzdanımda yazan hepinizin her şeyi yapacağı Karaözü ama ben sizin gibi düşünmüyorum.
|
|
|
|
Gönderen: yonetici Tarih: 24.02.2009 Saat: 17:01 (255 okunma)
(yorumlar? | Puan: 5) |
|
|
 |
|
|